Cehalet En Büyük Felakettir

Dünyaya hangi pencereden bakarsanız bakın geri kalmış ülkelerin pervazlarına cehaletin sinmiş olduğunu görürsünüz.

İster bu toplumlara cahil kalmış densin isterse cahil bırakılmış densin, cehalet tüm toplumsal  ilerleyişinin önünde barikat kuran en büyük felakettir.

Cehalet tedavisi çok zor bir hastalık.

Karanlık çehresiyle hakikatleri örter. İnsanı ve insanlığı bir illet gibi teslim alır. Gelişme hamlelerine kirli baltasını indirir. Sosyal yaşamı altüst eder. Her belanın kaynağı cehalete uzanır.

Cehalet sadece akıl eğitimsizliği ile sınırlı değildir. Ahlak eğitimsizliği de cehalet sınıfının ön sıralarında oturur.

Bizim toplumda ”akıl fukarası” ve “ahlak fukarası” tabirleri sıkça kullanılır.

Bu tabirler elbette doğrudur. Buna ilave olarak aklını devreye alamayan birine kuru cahil, ahlakını devreye alamayan biri için de “”ahlak cahili” tabiri kullanılabilir.

Ülkemizde maalesef cehalet çağrışımını içeren olaylar hiç eksik olmuyor. Siyaset dünyasında ,din alanında, özel hayatta sık sık akıl fukaralığı ve ahlak fukaralığı karşımıza çıkıyor.

Yüzyıllardır tecrübelerle yoğrulan ülkemizde, insan bahsi açılınca akıl, ahlak terbiye, haysiyet gibi çağrışımların öncülük etmesini umardım.

Ne yazık ki; insani vasıfların hücrelerimizde akmasında sık sık tıkanmalar oluşuyor. Akıl yerini cehalete, ahlak yerini edepsizliğe bırakınca fazilet kayboluyor.

Neredeyse her gün cahil, kifayetsiz muhterislerden biri çıkıp tarikat yuvalarında yaşanan dramları savunma pozisyonuna geçiyor. Hayatını kaybeden gencecik insanların ölümlerine sebebiyet veren nedenlerin ortadan kaldırması gerekirken, sıradanlaşmış bir vaka gibi görmek hem akıl fukaralığı hem de ahlak fukaralığıdır.

Dini istismar eden cemaat ve tarikatlarda sadece ölümün acısı yok. Her gün ölüm kadar acı veren çocuk tecavüz ve istismarlarının haberleriyle kahroluyoruz.

Bu çocuklar büyüdükçe acı yüklü travmaları da beraberinde büyüyecek.

Cahillerin kaleminden damlayan mürekkebi okuyup, bazı siyasi aktörlerin ağızlarından dökülen sözleri duyduğumda “pes” diyorum.

İnsanın her davranışı, konuşma ve akıl yürütmenin olduğu kadar beden ve ruhun hareketleri de, hakikatin faziletlerine bağlı olmalıdır.

Elazığ Cemaat evlerinde ölen Enes Kara isimli evladımız karşısında, ”meyhanede de insanlar ölüyor” diyerek mukayese edip vakanın gayet doğal olduğu savını hangi akıl terazisinin hangi ahlak kefesine koyacağız.

Antalya’da beş hafta önce kaçak yurtta deccal aşçı tarafından başı kesilerek öldürülen 18 yaşında üniversite öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul ile ilgili tüyler ürperten vahşet hala tazeliğini koruyor.

Yıllar önce çocuk tecavüzleri yaşanan cemaat evinde yaşanan tecavüzleri masumlaştırma amacıyla dönemin sorumlu Bakanının “bir defadan bir şey olmaz” sözü aklın ve ahlakın nerelere savrulduğunun acı bir özeti gibiydi. Oy uğruna

İktidarda tutunma uğruna aklı cahillerin sandukasına kilitleyen, ahlakı zalimlerin zindanına zincirleyen niyetin günah yönünü gösteren pusulasıydı.

Nereden bakılırsa bakılsın yaşadığımız dramların yanında içine savrulduğumuz ekonomik krizin de kök sebebi, cehaletin yoğrula yoğrula toplumumuzu kuşatması ve ahlakın yerine çıkar ilişkisinin yoğunlaşması değer yargılarımızı zedeliyor.

Böyle bir politika yürütme, çağdaş yaşamın omurgasını sarsıyor. Somut hakikat karşısında soyut inançların yumuşak dokusu kaşınmaya başlanıyor.

Nas böyle buyuruyor, din şöyle emrediyor diyerek dünyevi hakikatler ıskalanıyor. Cehaletle sıvanmış ülkede, cühela takımının çapsızlığı her gün genişleyerek medeni yaşamın sınırlarını daraltıyor.

Dünyada insan ile yaşama değer katan her ne varsa ilimin bilimin, aydınlık düşüncenin eseridir. Eşit hakların oluşmasında, insan onurunun yücelmesinde Akıl zengini, Ahlak ganisi insanların çabaları ve payları büyüktür.

Akıl ve ahlak fukarası kişilerin dünyada tuttukları yol, şarlatanlığın paspaye, istismar akan karanlık sokaklarında şeytanlarla fink atılan yoldur.

                                                         [email protected]