“Bu kadarı da çok oluyor” denilen bir eşikten geçerken, 2026 yılı kadınların direniş yılı olarak
anılmaya başladı.
Aslında bu bir ilan değil; uzun zamandır sokakta, meydanda, adalet arayışında ve emeğin izinde
zaten var olan bir gerçeğin adıdır. Çünkü direniş, bir gün ansızın ortaya çıkmaz. Birikir. Sessizce,
sabırla, inatla…
Direniş denildiğinde akla pek çok şey gelir. Ama en başta birlik gelir. Birlikten doğan güç, insanı
yerinde saymaya değil, ileriye taşımaya yarar. Güç arttıkça sadece ses yükselmez; aynı zamanda
dayanışma da büyür.
Birlik olunduğunda, yalnızlık azalır. Yalnızlık azaldıkça korku geriler. İşte bu yüzden direniş, yalnızca
karşı çıkmak değil; yan yana durabilmektir.
Cumartesi Anneleri yıllardır tek bir şey söylüyor: Adalet. Ne eksik ne fazla.
Eğitim-Sen, kuruluş yıl dönümünde emek, barış ve demokrasi mücadelesinin büyüyerek süreceğini
hatırlatıyor.
Bu sesler birbiriyle çarpışmıyor; aksine birbirini tamamlıyor. Çünkü direnişin dili farklı olabilir ama
talebi ortaktır: Onurlu bir yaşam, adil bir gelecek.
“Böyle giderse yolumuz açık olacak” deniyor. Evet, ama yalnızca hatırlarsak. Yalnızca geçmiş
mücadeleleri, bugünün sorumluluğuyla yan yana koyarsak.
Yol çizmek, rastgele yürümek değildir. Kim ne söylüyor, kim susuyor, kim kimin yanında duruyor;
bunlara bakmak gerekir.
Çünkü gelecek, dikkatsiz adımların değil, bilinçli tercihlerinin sonucudur.
Önümüzün aydınlık olması kendiliğinden olmaz. Aydınlık, mümkün olanı zorlamakla gelir.
Yapılabilecek olanı ertelememekle, söylenmesi gerekeni kısmamakla, geri çekilmemekle gelir.
Yolumuz uzun olabilir; ama bu, yürümekten vazgeçmek için değil, daha dikkatli ve daha kararlı
yürümek içindir.
2026 bir takvim yaprağı olmaktan öte, bir hafıza yılıdır.
Kadınların, emekçilerin, adalet arayanların ve susmamayı seçenlerin yılıdır.
Direniş; bağırmak değildir sadece. Direniş vazgeçmemektir. Ve vazgeçmeyenlerin yolunun
sonunda, er ya da geç, aydınlık vardır.

YORUMLAR