Servet uçurumu giderek büyüyor; zenginle fakir arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha
açılıyor.
Bu artık bir hissiyat ya da soyut bir tartışma konusu değil, sayılarla ve raporlarla ortaya konmuş
somut bir gerçeklik. Oxfam’ın yayımladığı Eşitsizlik Raporu, bu tabloyu tüm çıplaklığıyla gözler
önüne seriyor.
Rapora göre Türkiye’de 30 milyarderin toplam serveti 73,8 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu
rakam, ülke nüfusunun neredeyse yarısının sahip olduğu toplam varlıktan daha fazla.
Bir milyarderin ortalama ücretli bir çalışanın bir yıllık gelirini yalnızca 19 dakikada kazanabildiği bir
düzenden söz ediyoruz.
Bu gerçeği böyle görmek ve yolumuzu buna göre çizmek zorundayız. Aksi halde, sorunu inkar
ederek çözüm üretmemiz mümkün değil.
Peki bu servet yoğunlaşmasıyla ne yapılabilir? “Kaynak yok” denilen yerde gerçekten kaynak yok
mu, yoksa kaynak yanlış yerde mi duruyor? Örneğin yalnızca %5’lik bir servet vergisi
uygulandığında ortaya çıkabilecek tabloya bir bakalım.
Oxfam verilerine göre bu yolla yaklaşık 153 milyar TL kamu kaynağı yaratılabiliyor. Bu kaynakla
sağlık bütçesi %10, eğitim bütçesi %8 artırılabiliyor. Milyonlarca çocuğa düzenli beslenme
sağlanabilir, on binlerce doktor ve öğretmen istihdam edilebilir. Yani mesele “ne yapılamaz” değil,
aslında “neden yapılmıyor” sorusudur.
Gelir ve servet eşitsizliği toplumun tamamını etkiliyor gibi görünse de, etkisi herkese eşit
dağılmıyor.
Özellikle kadınlar bu adaletsizlikten çok daha ağır biçimde etkileniyor. Türkiye’de kadınların iş gücü
geliri, erkeklerin kazancının yalnızca %41’i düzeyinde.
Gelirde adalet sağlanmadıkça sosyal krizlerin derinleşmesi kaçınılmaz hale geliyor. Bugün
görmezden gelinen bu uçurum, yarın içinden çıkılması çok daha zor toplumsal sorunlar olarak
karşımıza çıkacaktır.
Unutmamak gerekir ki Türkiye’de en zengin %1’lik kesimde yer alan bir kişinin serveti, en yoksul
%50’lik kesimde bulunan bir kişinin servetinden 1.271 kat daha fazladır. Bu oran yalnızca bir
istatistik değil; eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal huzura kadar uzanan zincirleme bir
adaletsizliğin özetidir.
İşte tam da bu yüzden, tüm bu verileri bir araya getirip oturup düşünmek zorundayız. Doğruyu
bulmak için, doğruya yönelme imkanı yaratmak için düşünmek zorundayız.
Görerek, bilerek, anlayarak hareket eder ve buna uygun bir yol çizersek, daha adil ve daha
sürdürülebilir bir toplum inşa etme şansına sahip olabiliriz.
Aksi halde servet aralığı büyürken, umut aralığı giderek daralmaya devam edecektir.

YORUMLAR