Altın yine gündemde. “Tutulamıyor, habire yukarı çıkıyor”
cümlesi artık neredeyse bir piyasa atasözüne dönüştü. Gram
altın her rekor denemesinde aynı soruyu sorduruyor: Bu
gidişin sonu var mı? Kısa cevap şu: Altın için “son” diye bir
şey yok, çünkü altının değeri mutlak değil, görecelidir.
Altın bir gün yukarı çıkar, ertesi gün aşağı iner. Ama
kimseye yerinde duruyor hissi vermez. Çünkü altın hareket
eder; bazen sert, bazen sinsi. Uzun vadede ise tek bir
alışkanlığı vardır: Enflasyonun, belirsizliğin ve
güvensizliğin olduğu her yerde kendine yol bulur.
Burada asıl mesele altının kendisi değil, altını alanların
davranışıdır. Altın alıcısı genelde alır ama satmaz. Fiyat
yükselir “daha da gider” diye tutar, düşer “zararına
satılmaz” diye yine satmaz. Yani altın yatırım aracı
olmaktan çıkar, psikolojik bir sığınak haline gelir.
Şunu kabul edelim: Altın fiyatları hiçbir zaman düz bir
çizgi izlemez. Aşağı yukarı çıkar, dalgalanır ama durmaz.
Çünkü altın sadece bir maden değildir; korkunun,
beklentinin ve paranın değer kaybının aynasıdır. Merkez
bankaları para bastıkça, jeopolitik riskler arttıkça, faizler
belirsizleştiğinde altın “ben buradayım” der.
Bugün altının yükselmesi aslında altının güçlenmesinden
çok, paranın zayıflamasının göstergesidir. Yani altın
uçmuyor; biz olduğumuz yerde sayıyoruz. Cebimizdeki
paranın alım gücü azalırken, altın bunu fiyatıyla yüzümüze
vuruyor.
Altın her zaman parlar. Ama herkesin cebini parlatmaz.

YORUMLAR