“Çığlığımı duymadılar.”
Bir genç öğretmenin ardından geriye kalan sözlerden biri buydu. Evinde ölü bulunan Irmak
Öğretmen’in ardında bıraktığı iddialar ise çok daha ağırdı. Şiddete maruz kaldığını söylediği, okul
yönetimiyle sorunlar yaşadığı, müdürün odasından kovulduğunu anlattığı ifade edildi. Dilekçeler
yazdığını, kapıları çaldığını, araya insanlar koyduğunu ama bir türlü sonuç alamadığını söylemişti.
Aslında bu cümle yalnızca bir kişinin hikayesini anlatmıyor. Aynı zamanda içinde yaşadığımız
sistemin en büyük sorunlarından birine işaret ediyor: Çözüm üretememek.
Bugün etrafımıza baktığımızda benzer örnekleri her alanda görüyoruz. İnsanlar sorunlarını
anlatıyor, dilekçeler veriyor, kurumlara başvuruyor, seslerini duyurmaya çalışıyor. Fakat çoğu
zaman karşılarına çıkan şey çözüm değil, sessizlik oluyor. Sorunlar büyüyor, düğümler sıkılaşıyor
ve sonunda içinden çıkılmaz bir yumak haline geliyor.
Öte yandan toplumun gündemi de çoğu zaman garip bir şekilde yön değiştiriyor. Bir yanda
insanların hayatını etkileyen ağır meseleler dururken, diğer yanda “Dünya Kahvaltı Günü” gibi
sembolik başlıklar günlerce konuşulabiliyor. Elbette hayatın renkleri, kutlamaları ve sosyal
etkinlikleri olacak. Ancak asıl meseleler gölgede kaldığında, toplumun önceliklerini yeniden
sorgulamak gerekiyor.
Bir tarafta çeşitli gerekçelerle tutuklu bulunan ve yargı süreçleri uzadıkça uzayan insanlar, diğer
tarafta sesini duyuramayan çalışanlar, öğrenciler, öğretmenler ve vatandaşlar var. Her biri farklı
başlıklarda görünse de ortak noktaları aynı: Kendilerini çaresiz hissetmeleri.
İşte tam da burada karşımıza “çözümsüzlük” çıkıyor. Çözümsüzlük, bir sorunun cevabının
olmaması değil; cevabı aramak yerine onu ertelemeyi alışkanlık haline getirmektir. Sorunları
konuşup durmak ama onları çözmek için gerekli iradeyi ortaya koymamaktır.
Bugün ihtiyacımız olan şey yeni sloganlar değil, yeni çözümler üretmektir. İnsanların sesini
gerçekten duyan kurumlar, sorumluluk alan yöneticiler ve sorunları halının altına süpürmek yerine
yüzleşmeyi tercih eden bir anlayıştır.
Çünkü her görmezden gelinen sorun, yarının daha büyük krizlerine dönüşür. Her duyulmayan
çığlık, toplumun vicdanında yeni bir yara açar.
Belki de artık yapmamız gereken şey, gündemin gürültüsünden uzaklaşıp gerçek meseleleri
konuşmaktır.
Çözümü zor olsa bile sorunları kabul etmek, inkar etmekten daha değerlidir. Çünkü aydınlık günler,
sorunların yok sayıldığı değil, cesaretle üzerine gidildiği zaman gelir.
Umut, ancak çözüm arayanların elinde anlam kazanır.

YORUMLAR