Ankara ve Tahran…

Türkiye ve İran…

İran’da, ahlak (!) polisinin gözaltına aldığı 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin, götürüldüğü karakolda uğradığı darp nedeniyle ölmesinin 
ardından İranlı kadınların başlattığı ve dünyaya yayılan saç kesme eylemine destek veren Melek Mosso’yu izleyenler, onun, “Bu gece, 
tüm kadınlar adına söylüyorum şarkılarımı… Özgürlüğümüzü kimse elimizden alamayacak” deyişinde durdular 

Korku da sorular da garip bir şekilde hiç değişmiyor !

Türkiye, bir gün İran olur mu ?

Adım adım politize edilen İslam, bir gün anayasa hükmünde devreye girer mi ?

Herkesin hayat tarzına müdahale etmeyi kendine görev bilenler, bunu bir gün kanun gücüne taşır mı ?

Dinin sermayesinde siyaset sahnesinde cirit atanlar, gün gelir de iktidar sahipleri olarak karşımıza çıkar mı ?

Zaman zaman NE İSTEDİLERSE verilenler cinsinden olup da kenarda köşede bekleyenler, aydınlığa çıkar mı ?

Haklısınız…

Soru çok, korku da…

Bundan sonrası için bir gazeteci dostum devam etsin;

-
2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, meydanlar, hep aynı sloganla çınlıyordu: 

“Türkiye, İran olmayacak!”

Hükümette AKP vardı, ama iktidar, henüz bütün kurumlarıyla Başbakan Erdoğan’ın eline geçmemişti ! Laik kitleler, cumhurbaşkanlığı da 
kaybedilirse, laikliğin hepten tehlikeye gireceğinden, Türkiye’nin de İran’daki gibi bir İslam cumhuriyetine dönüşeceğinden 
endişeleniyordu... 

İran, dine dayalı yasakların baskıyla uygulandığı bir komşuydu...  İslam devriminden beri, rejim muhalifleri akın akın Türkiye’ye 
kaçtığı için gelişmeler yakından biliniyordu…

15 yıl sonra, şimdilerde farklı bir açıdan, yine Türkiye’nin İran olabilme ihtimalini tartışıyoruz !

Saçı göründüğü gerekçesiyle gözaltına alınan Mahsa Amini’nin ahlak polisi elindeyken ölmesiyle başlayan isyan ateşi, Türkiye’de, siyasi
İslam’ın tehdidi altında yaşayanlar tarafından dikkatle izleniyor… İki ülkenin hükümetleri arasında asırlara dayanan bir husumet olmasına
rağmen, rejim söz konusu olduğunda, iki ülkenin radikalleri aynı hedefte birleşiyor !

Kadına örtünme baskısı…

Nüfusun yarısını sosyal hayattan dışlayan bu baskı, Türkiye’nin asırlık laik cumhuriyet deneyimi sayesinde geri püskürtülmüştü… Ancak 
özellikle son dönemde; laik kurumların altının oyulması, imam yetiştiren okulların çoğaltılıp fanatik dinci bir nesil yetiştirilmesi ve
dini ülke çapında örgütleyen Diyanet İşleri Başkanlığı’na büyük yatırım yapılması sayesinde, İslamcı bağnazlık mevzi kazandı, laiklik
tehdit altına girdi… Evde, işte, sokakta şiddete uğrayan kadınların, muhafazakâr zulme direnmesine imkân sağlayan İstanbul Sözleşmesi’nin 
rafa kaldırılması, AKP iktidarının kadınlara karşı en büyük zaferi oldu… Bu baskıya canı pahasına direnen kadın hareketi hala çok güçlü… 
Ancak baskı ortamı her geçen gün biraz daha büyüyor…
-

Haklı…. 
Durum aynen bu…

Ama bir konuda daha haklı !

İranlı kadınların ve onlara destek veren erkeklerin mücadelesini, laik Türkiye toplumu çok iyi anlıyor ve destekliyor… Sahnede saçını
kesen Melek Mosso’nun, “Bu gece, tüm kadınlar adına söylüyorum şarkılarımı… Özgürlüğümüzü kimse elimizden alamayacak” deyişindeyiz
o yüzden… 

Eskimeyen bir slogan yeniden hortlasa da karanlığından, biliyoruz…

Türkiye, İran olmayacak…
Buna izin vermeyeceğiz…

Özgürlüğümüzü kimse elimizden alamayacak…