6 Şubat 2023…
Bir tarih değil sadece; bir saat, bir çığlık, ardından gelen uzun ve tarifsiz bir sessizlik. O sabah, yalnız evlerimiz yıkılmadı. Kentimiz yıkıldı, hayatımız yarım kaldı, kalbimiz göçük altında kaldı. Antakya’nın binlerce yıllık sokakları, mozaik gibi işlenmiş kültürü, sabah rüzgârına karışan o eşsiz kokusu bir anda yok oldu. Enkazın altında kalan sadece taş ve beton değildi; anılarımız, seslerimiz, çocukluğumuzdu.
Üçüncü yıla yaklaşırken acımız hâlâ taze. Çünkü deprem bitti belki ama deprem sonrası hayat bir türlü başlayamadı. Elektrik hâlâ kesiliyor, su hâlâ akmıyor, ulaşım hâlâ bir çile. Sağlığa, eğitime erişim hâlâ sorunlu. Çocuklarımız konteynerlerde büyüyor; yaşlılarımız, hastalarımız yorgun, umutsuz ve yalnız. Aylarca süren TOKİ teslim belirsizlikleri, kura ve mülkiyet sorunları ise bu kentin insanına ikinci bir yıkım yaşatıyor.
Üç yıldır süren yoğun inşaat faaliyetlerine rağmen, Antakya’nın ruhunu ayakta tutacak kültürel ve sosyal alanlar yok denecek kadar az. Tiyatro salonları, konser alanları, çocuklarımızın nefes alacağı spor sahaları ya hiç yapılmadı ya da göstermelik kaldı. Oysa bir kentin yeniden ayağa kalkması sadece duvarlarla, kolonlarla olmaz; insanın ruhunu onaracak mekânlara da ihtiyaç vardır.
Daha acısı ise doğamızın sessiz çığlığı…
Atatürk Parkı, Asi Nehri, zeytinliklerimiz, narenciye bahçelerimiz, verimli tarım arazilerimiz… Önce molozlarla, ardından TOKİ inşaatları, beton santralleri ve taş ocaklarıyla yok ediliyor. Antakya yalnızca binalarını değil, geleceğini de kaybetme riskiyle karşı karşıya. Asi bulanık akıyor; toprak nefes alamıyor; zeytin ağacı, narenciye bahçesi sessizce yok oluyor.
Ama biz susmadık. Antakya’yı unutmamak ve unutturmamak için bir kültür derneği olarak yola çıktık. “Yaralarımızı Sarıyoruz” diyerek ülkenin dört bir yanında etkinlikler düzenledik. Konserler verdik; türkülerle, şarkılarla, şiirlerle Antakya’nın sesini yeniden duyurmaya çalıştık. Duyurmaya da devam edeceğiz. Çünkü biliyorduk: Kültür ve sanat, bu karanlıkta elimizde kalan en güçlü iyileştirici güçtü.
Bu süreçte kitaplar yayımladık. Her biri Antakya’nın hafızasına düşülmüş birer not oldu. İstanbul NEYYA Yazarlık Atölyesi ile birlikte hazırladığımız Zamanı Kırılan Şehir, bugün yalnızca bir kitap değil; bir tanıklık, bir vicdan belgesi. Sayfalarında yıkım kadar direniş, acı kadar umut, kayıp kadar dayanışma var.
Çünkü Antakya bizim için yalnızca bir şehir değil. Bir kimliktir, bir yaşam biçimidir, bir gönül bağıdır. Havasıyla, insanıyla, doğasıyla eşsizdir. Bu yüzden biz, her kitapta, her etkinlikte, her şarkıda Antakya’yı yeniden kurmaya çalışıyoruz. Haritalarda değilse bile, kalplerimizde.
Ve inanıyoruz…
Bir gün Asi Nehri yeniden berrak akacak. Uzun Çarşı’da baharat kokuları yükselecek. Habib-i Neccar’ın gölgesinde yine dost sofraları kurulacak. Çocuklarımız güvenle oynayacak, gençler tiyatro salonlarında, konserlerde buluşacak.
O güne kadar biz vazgeçmeyeceğiz.
Antakya’yı sanatla, edebiyatla, sevgiyle ayakta tutmaya devam edeceğiz.
Çünkü Antakya yeniden doğacak.
Ve biz, o doğuşun hem tanığı hem emekçisi olacağız.

YORUMLAR