Ara ara mı… ? Yoksa sıklıkla mı böyleyiz ?

Bugün, biraz kendimizi toparlamaya çalıştım…
Bunu yaparken de, bize bizi anlatanlarda durdum… 

Mesela,

-
Kanepede yan yana oturup, arada uçurumları yaşamak… 
Tek söz etmeden, tek satırı birlikte okumadan, günü yalnızlığınla bitirmek…

Can Yücel'i bir kez daha haklı çıkarıyor !
En uzak mesafe, iki kafa imiş, birbirini anlamayan !

Bunu anladım !
-

Ya da,

-
Sessiz değilsin…
Büyük bir gürültünün içindesin, ama duymuyorlar !
-

Aslında yaşadığımız bir diğer şey de, ÖTEKİLEŞTİRİLMEK ! Bu ülke bunu ara ara SOL’da, ara ara SAĞ’da, 
ara ara Müslüman olmayanlarda, ara ara geçmişin işlenen suçlarında, en çok da halının altına süpürülenlerin 
kalabalığında yaşıyor !

O yüzden buna dair de bir sözümüz olsun ve desin ki;

-
Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil gibi kategorilere ayrılırlar ! 

Hâlbuki bu kadar karmaşık değildir ! 
İnsanlar, sadece ikiye ayrılırlar…
İyi insanlar ve kötü insanlar !
-

Ve hayat denende de duralım…
Bolca tükettiğimiz, anlamını hala keşfedemediğimizde !
Oysaki en çok da zaman denen kısmını savuruyoruz rüzgâra…

Buna da şunu etiketleyelim bence…
Anlamak, hatırlamak, unutmamak için…

-
Bir bahçeniz olsun…
Mutlaka yaprak döken ağaçlar dikin…
Böylece zamanın geçtiğini daha iyi anlarsınız…
-

Haklısınız…

Susup durduklarımız da var…
Boğazımızı düğümleyenler de var…
Kalbimizi sıkıştıran hikâyelerimiz de var…

Ama anlatamıyorsun !

Sanırım bu da bir yazarın dediği gibi;

-
Bazı şeyler var, konuşarak anlatamıyorsun,
…yazarak anlatamıyorsun,
…bakışarak anlatamıyorsun.

Öyle işte…

Anlatamıyorsun !
-

Belki de; anlamak için de, anlatmak için de elde avuçta kalanı FARKETMEK, bunun için de NOKTA’yı Seçil Oğuz’un koyması gerekiyor…

“Saçına o ilk beyaz düştüğü an anlarsın… Tıpkı annenin söylediği gibi, zaman su gibi akıp geçmiş ! 
Onca yıllardan aklında kısacık, ama çok kıymetli anlar kalmış ! Taze ekmek kokuları, komşunun erik ağacı, 
paçaları kısa pantolonun, sokak arkadaşların, mahalle maçları, lise yılları, iple çektiğin yazlar, gazoz kapakları, 
bayram sabahları, kaldırım kenarındaki sohbetler, eve geç kalmalar, az eşyalı, çok insanlı o ele geçmez günler… 
Aynada kendine baktığın o dalgınlığın… Eski fotoğrafları karıştırırken ki şaşkınlığın… Ansızın çöken yorgunluk olur, 
‘keşke’ler düşünce aklına…

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden, günü güzel bitirmeli insan !
Sonra bakıp kalıyor arkasından…”

Günaydın, 
uyanabilenlere !





(Visited 26 times, 2 visits today)