Bir kadının hikâyesi…

Tüm kadınlar için gelsin!

-
Soğanları pembeleşinceye kadar kavurdu kadın. Biraz domates rendeledi, bir kaşık da salça ekledi. Akşamdan suya ısladığı fasulyeleri döktü
üzerine. Biraz tuz serpti, çok az da şeker. Kırsın diye ev yapımı salçanın ekşisini de. Önce harlı ateşte kavurdu biraz, sonra kısık ateşte 
uzun uzun pişirdi. Serdi keten masa örtüsünü, koydu üzerine iki tabak, ortaya da bol soğanlı bir salata. 

Keşke sadece soğan doğrarken ağlasaydı…

Dumanı üzerinde, koydu yemeği tabaklara. Bir ekmeğin ucundan kopardı, uzattı adama. Adam, kafasını kaldırmadan aldı ekmeği. Bir lokma kopardı,
attı ağzına. Bir kaşık da yemekten aldı, sonra… Çekti örtüyü, sofranın altını üstüne kattı.

Yemeğin tuzu eksikti, adamın insanlığı…

İçindeki öfkeye, eksik olan tuzu bahane etti, hıncını kadından çıkardı. Taşlar, sopalar, yumruklar kırabilirdi kadının kemiklerini, ama
kelimeler kadar canını yakamazdı hiçbiri. Kemikleri iyileşti zamanla, ama ruhu hiçbir zaman iyileşmedi kadının. Kendisine uzanan her ele karşı
ürkek kaldı. Hırpalandı, hor görüldü, aşağılandı, bıçaklandı, öldürüldü kadın, kadınlar, bizim kadınlarımız… İnsan gibi yürüyebilecekleri 
bir yol bırakılmayınca, kendi içine doğru yürümeye başladı ve sonunda düştü. Kendi içine düşen insanın orada boğulması kaçınılmazdı zaten… 
Sonra bir gün, kendisini esir eden bu hayattan kurtulmak istedi. 

‘Bu yemeğin tuzu niye eksik, bu çocuk neden ağlıyor?’ gibi sebeplerle, daha fazla ölecek gücü kalmamıştı.

Bir boşanma dilekçesine imza attı ama…

Sokağın köşesini döner dönmez, iki el silah atıldı. Belki de hayatında ilk kez kendisi için bir şey yapmaya cesaret eden kadın, bir
tabancadan çıkan iki kurşunla kayıplara karıştı. 

Aldılar, götürdüler…
Namazı kılındı, gömüldü…
Gazetelerde H.K. diye geçti adı…

Haberini okuyanlar, derin bir nefes aldı, böyle bir felaketi kendileri yaşamamış olduğu için. Sevmediği bir adamla zorla evlendiren babası
bile ağladı ardından, ‘Pişmanım’ dedi, günah çıkarmak ister gibi. Asıl darbeyi babasından almıştı aslında kadın, zaten ondan da görmemişti 
şefkatli bir dokunuş. Hayatındaki tüm erkekler kırmıştı, kolunu kanadını. Hatta bir kez kendisi kıymak istemişti canına. Kocasının, yumruğuyla 
kırdığı camın kırıklarına gömmüştü bileklerini. 

Yakmıştı belki canını o cam kırıkları, ama canının kırgınlığı daha çok acıtıyordu. 

Canına okudular kadının, elbirliğiyle üstelik… Geçmişine okudular, geleceğine okudular, ama kadına iki dize güzel bir şiir okumadılar.
Kahkahasına bile kulp taktılar kadının, yine elbirliğiyle üstelik. Ama kulağının arkasına bir çiçek bile takmadılar. 

Biri tacize, biri tecavüze, biri şiddete maruz kalıyor. Birinin saçının rengine karışılıyor, birinin eteğinin boyuna. Ve bir diğerinin
varlığı günah sayılıyor…
-

Eldeki hikayeyi, “Kendinden geriye, siyah-beyaz, yarım tebessümlü bir fotoğraf kalan, dünyaya ‘ah’ını bırakarak giden tüm kadınların
anısına…” diye anlatmış, Sevil Akkaya !

Ben de,

… “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, halihazırda son derece güvensiz ve yalnız hisseden kadınların siyaseten daha da yalnız 
bırakılmalarına ve şiddet sahiplerinin de alanlarını genişletme fırsatı bulmasına sebep oldu” diyerek devam edeyim ve elde kalan son 
kelimelerimize kapı aralayayım !

-
Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda, kadınların samimi ve nazik davranışları erkekler tarafından “ilişkiye davet” olarak algılanıyor.
Kadınlar, “acaba yanlış mı anlaşılırım” diye düşünmekten, karşı cinsle dostça ve sağlıklı ilişki kuramıyor. Bu, reel hayatta da böyle, 
sosyal medyada da! Kadının, bir gönderiye, twite “kalp” koyması, seni “beğeniyor” anlamına gelmiyor, sadece gönderiyi güzel bulmuştur!
Ya da yorum yazması mesela… İlgi çekmek, “beni ekle, bana yaz” demek değil bu! 

Birbirimizi, “dişi” ve “erkek” kimliğimizden bağımsız, önce “insan” olarak görmeyi öğrenmemiz lazım. 

Kadınların, kendilerini koruma adına gösterdikleri erkeksi davranış biçimleri, içlerindeki dişi enerjinin körelmesine, ama eril enerjinin
yükseltmesine sebep oluyor. Kadınlar, zarafetini yitirdikçe ve erkekleştikçe, hayat da zarafetini yitiriyor. Kadınların nezaketini, 
zarafetini, kaba bir tabirle “kuyruk sallamak” olarak görmekten VAZGEÇİN.

Önce, birbirimizle insani ilişkiler kurmayı öğrenelim. Dişi ve erkek olmak, sonraki aşama…
-

Evet…

Bugün, kadınlar anlattı…

Düşünme sırası,

…bir sözleşmeye attıkları İMZA’ya dahi sahip çıkamayan ülkenin erkeklerinde…