Bugün O konuşsun… Ve biz, ‘HAYIR’ diyelim…

Ben, Atatürkçüyüm…

Ben, Cumhuriyetçiyim…
Ben, lâikim…
Ben, antiemperyalistim…
Ben, tam bağımsız Türkiye’den yanayım…
Ben, insan hakları savunucuyum…
Ben, terörün karşısındayım…
Ben; yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.

Dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın… Her parçamdan; benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.

*

Evet…

Unutmadık hiçbir söylediğini…

Çünkü bildik… İnsanların sadece KONUŞTUKLARI şeylerden değil, SUSTUKLARI şeylerden de SORUMLU olduklarını… O yüzden sorguladık… Sustuğumuz şeylerin kalabalığında durup sorguladık… Korkutulduğumuz kelimelerimizi o kalabalığın içinden tek tek çekip aldık… Elde kalanlarla ortaya çıkan cümlelerimize omuz verdik…

Ve gördük…
Ve duyduk…
Ve uzandık…

Uğur Mumcu’nun dediği gibi…

“Her dönemde; ezenden, yönetenden ve güçlüden yana olmayı HÜNER sayanlar vardır…”

Ve eklediği gibi…

“Gözlerin açıksa, GÖRECEKSİN. Kulağın sağır değilse, DUYACAKSIN. Ellerin kesik değilse, UZANACAKSIN!”

O yüzden konuşun… Ama öylesine değil, anlaşılır konuşun… Sesinizi diğerleri de duysun… Konuşun… Ama öylesine değil, anlamlı konuşun… Gördüğünüzün körlüğünde olmasın kelimeleriniz… Duyduğunuzun sağırlığında hapsolmasın cümleleriniz… Konuşun… Fırsatınız varken, konuşun… Tanrı’nın size verdiği hayat adına konuşun… Sadece bir kez yaşayabileceğiniz bu hayat adına konuşun…

Ama öyle bir konuşun ki, bir yazarın dediği gibi olmasın konuştuklarınız…

Hani… “Düşünüyorum da, ne kadar çok ve gereksiz konuşuyoruz. Konuştuğumuz cümleleri topladığımızda hepsi bir kelimeden daha zayıf kalıyor. Hiçbir şey ifade etmiyor. Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz… Ne düşünüyor ne de dinliyoruz. Yalnızca boş boş gevezelik ediyoruz. O kadar…” gibi !

Ne iyi olurdu değil mi?

Korkularımızdan tek celsede boşanabilseydik… Yaşam dediğimiz şeyin içinde bir toz taneciği gibi oradan oraya savrulurken, durup düşünebilseydik… Artan KEŞKE listemizi azaltabilseydik… Hayallerimizi ve özlemlerimizi tekrar bulabilseydik… Yerlerinden söküp çıkartılan özgürlüğümüzün kanatlarını tekrar yerlerine takabilseydik… Ve uçup gidebilseydik…

İster miydiniz ?
Özgürce kanat çırpıp uzaklaşmayı… !

Aslında suçlu BİZ değiliz… MASUM olanlarız… KİRLENMEMEK için çırpınanlarız… Sadece korkuyoruz… Ama korktukça da kaybediyoruz… Kendimizden kaybediyoruz… O yüzden de her aynaya baktığımızda bir parçamızın daha eksildiğini görüyoruz… Parça parça eksildiğimizi görüyoruz… Peki, daha ne kadar eksiliriz ? Daha kaç parçamızı kaybederiz ? Bekleyişimiz hangi parçada sonlanır ? Çığlığımızı hangi parça tetikler ?

Oysaki Uğur Mumcu’nun dediği gibi olsak… “Gözlerin açıksa göreceksin. Kulağın sağır değilse duyacaksın. Ellerin kesik değilse uzanacaksın!” diyen Mumcu gibi yapabilsek… Ardından elde kalan ülke adına DÜŞÜNSEK… Hayatlarımızı düşünsek…

En çok da, yarına dair kaybedeceklerimizin gerçeğinde DURSAK… Cemaatlerin bu ülkede halen ne kadar GÜÇLÜ olduğunun hesabında DURSAK… Tek birinin bile bizi 15 Temmuz’da ne hale getirdiğini hatırlasak ve DURSAK… Demokrasiye karşı örgütlenenlerin kalabalığı 15 Temmuz’dakinden bile kalabalık desek ve DURSAK…

Ve DÜŞÜNSEK… !

Oylayacağımız şey sadece ANAYASA değil, yaşamlarımız…
Bundan sonra NE olmak istediğimiz, KİM olmak istediğimiz…

(Visited 1 times, 1 visits today)