Çürümüş Bir Ahlakla Kimse Abat Olamaz

Dünya yüzünde fertler gibi milletler de bazı ahlâk kurallarına bağlanarak yaşamlarını sürdürürler. Bu kurallara riayet eden milletler huzur vahasına daha yakın yaşarlar. Bu vahada olası hiçbir nankörlük, hiçbir hayal kırıklığı onları bu kurallardan vazgeçiremez.

Ahlaka aykırı davrananları millet dışlar.

İnsanların birbirlerini sayarak, birbirini kırmadan, incitmeden, birbirlerinin gönül evlerini yıkmadan yaşamaları ahlâk kurallarına bağlıdır.

İnsanın keşfettiği demokrasi yönetimi bir yönetim şekli olmasına karşılık, aynı zamanda ahlak kurallarıyla şekillenmiştir.

Demokrasi, insanlara getirdiği eşit ve insanca muamele ile her din, ırk ve milletten insanlar arasındaki münasebetlere en yüksek ahlak kurallarını hakim kılmayı amaçlar.

Bu bağlamda demokrasi, bir ahlâk sistemidir.

Bir toplumu teşkil eden bireylerin siyasi olduğu kadar ahlaki bakımdan da olgunlaşmış, kendi kendine yeter, iyi ve dürüst davranış yollarını kendiliğinden bulabilir hale gelmiş olduğu esasına dayanan bir rejimdir.

Düzenli ve huzurlu bir toplum hayatı yaşayabilmek için vesayete muhtaç olmayan insanların rejimidir.

Böyle bir rejimin sağlıklı işleyebilmesi için toplumun üyeleri, uymaları gereken ahlâk kurallarına idare başındakilerin ne ölçüde uyduklarını görmek ve hissetmek isterler.

Hatta bizim de daha ileri derecede, bu memlekette demokratik sistemi kökleştirmeyi aklına koymuş bir millet olarak, yönetimin başına getirdiğimiz insanların ahlak anlayışları ile ahlaki davranışlarını yakından takip etmemiz gerekiyor.

Fakat ne yazık ki memleketimizde ahlaki kuralları geçersizlik dalgaları altında nefessiz bırakmaktan utanç duymayan bir anlayış öne çıkıyor.

Bu anlayış ülkemizin dört bir yanını sarmış, her alanda kendinden bahsettiriyor. Siyasetin iliklerine değin sinmiş ahlaki çürümüşlük tüm değerlerimizin sütunlarını sarsıyor.

Öyle ki örneğin torpille yapılan atama, toplumun sade vatandaşının gözünde hiç de ahlaki sayılamaz.

Bu atamaya bin bir kılıf giydirilebilir ama kamuoyunun vicdanının sesini susturmak imkânsızdır.

Öte yandan siyasi gücün keyfiyetiyle 3-4 yerden maaşa bağlayanın da bağlananın da tutumlarının ahlakla izah edilecek yönü bulunamaz.  

Bir insanın, kişisel menfaatlerine sırf uyuyor diye ahlakla bağdaşmayan ve toplum vicdanını yaralayan bir fırsata tevessül etmesi demek, yüzsüzlük demektir.

Şüphe yok ki,  yüzsüzlük, bir toplumun yozlaşmasını kaçınılmaz kılar. Bir tarafta mutlu bir azınlık, bu yüzsüzlüğün getirdiği bolluk içinde yüzerken, diğer tarafta acı çeken büyük halk topluluğu yokluğa mahkûm kalır.

Yozlaşmanın kaynağı, doğrudan doğruya iktidarı elde tutanların yönetim anlayışıdır. Çünkü İktidar lideri, ahlak kurallarına bağlılığını gösteren davranış kalıplarını benimserse, bu kuralları ihlal etme potansiyeli taşıyanlarla birlikte çalışmaz.

Aslında demokrasinin ruhu ahlaktan beslenir. Ahlak kuralları demokrasiyi üstün kılar.

Demokrasinin üstünlüğü toplumları, ahlak kurallarıyla yozlaşmanın uçurumuna, çıkmazına düşmekten kurtarmasıdır.

Gerçek demokraside ahlaka aykırılık kabul edilmez. Demokraside idare edenler de idare edilenler de ayni ahlak kurallarına uymak zorundadırlar.

Yine demokraside, idare edenlerin özel hayatlarında bir türlü, siyasi hayatlarında başka türlü ahlak kuralları yoktur.

Demokraside ahlak ahlaktır. Siyasisi ya da özeli olamaz. Hayatımızın her alanında geçerli olan ahlak ilkesine bizim, su gibi, ekmek gibi ihtiyacımız var.

Ülkemizde bazılarımız ahlak ilkesine uymanın nerdeyse enayilikle eş anlamlı olduğunu söylerler. Koyulan hedefe varabilme uğruna başta ahlak olmak üzere hiçbir ilkenin tanınmamasını savunurlar.

Bu Markyavelist bir anlayışın tezahürüdür. On altıncı yüzyılın şartlarından doğan bu anlayışı ahlak duyarlılığı olmayanlar savunabilir. Bu anlayış, kişisel olarak birilerini de yukarı taşıyabilir.

Ama bir ülkeyi ve toplumu Markyavelist anlayış çürütür.

Çürümüş bir ahlak anlayışıyla dün hiç kimse abat olamamıştır, yarın da olamayacaktır.

[email protected]