Daha dün ne konuştuk… ve bugün, Ne Oldu !

Ara ara espri yaparız hani, BURASI DUBAİ Mİ diye… Boşa harcanacak tek kuruşumuzun olmadığına işaret etmek için deriz bunu… Sokağın yoksulluğunda duranların kalabalığında AYAĞINIZI DENK ALIN demek için de… Ama en çok da Ankara için… Bu halkın parasının biriktiği kontrol noktası için… Eldeki fakirliğin adresine ha bire KARŞI ÖDEMELİ yaşam kolileri gönderen siyasetçiler için…

Aslında demekten de hiç vazgeçmedik…
Ama onlar da o kolileri göndermekten !

Son adresimiz mi ?

Şaşırtan bir adresten !

CHP’den…

Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in yarattığı duruma da, HİÇ BİR ŞEY YOKMUŞ GİBİ davranmasına da NE demeli bilmiyorum ama, belki de sorun bizde değil… Ama seçtiklerimizin ATANMA şeklinde… İsimlerin belirlenme şeklinde… Halk’a inemeyen demokrasinin ta kendisinde…

Günlerdir, 1 milyondan fazla seçmene gönderildiği söylenen mektupların karşılığı olan 1.2 milyon liralık haberleşme faturasından bahsediyoruz… Aslında garip olan, tüm bu tartışmaları yaratan isim olan Elif Doğan Türkmen’in, 1 milyon TL’yi aşan faturası için, “Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü” için mesaj vermek istediğini söylemesi, SMS bile kullanmayan insanlar olduğunu ve bu nedenle de “1 milyondan fazla seçmene -teröre hayır- içerikli mektup gönderdim” diye eklemesi… Bunca harcanan parayı VATANSEVERLİKLE yoğurmaya çalışması… Böylece itirazları karşıladığını zannetmesi…

Klasik Ankara savunması da hep bu değil midir ?
Olası tüm itiraz kapılarını kapatmak ve konuşturmamak !

Ama beni şaşırtan şey bu da değil…
Türkmen’in kendini savunması da değil…

Ama siyasetin SOL jargonunda duran birinin, yanlışı eleştirirken ‘VERİLEN YETKİ BU’ demesi… YETKİNİN İSTİSMAR edilmesinde NOKTAYI farklı yerden koyması… Eldekinin yanlışı etrafında, “Hadi yapılan yanlış, ama asıl yanlış, sen bu yetkiyi bu insanlara niye verdin” şeklinde dolanıp durması…

Nasıl mı ?

Kemal Kılıçdaroğlu’nu okuyalım mı ?

“Buradaki yanlışlık şurada; Meclis Başkanlık Divanı oturup bir karar alıyor. Başkanlık divanı üyelerine iletişim harcamaları sınırsız hak olarak tanınıyor. Yanlışlık buradan başlıyor. Niye sınırsız? Bunların ayrılacağı ne? Başkan dahil, bütün başkan yardımcıları. Dolayısıyla yapılan harcamaya kanunsuz bir harcama diyemiyorsunuz ama etik değil. Neden? Sınır getirmeniz lazım. Sınırsız bir harcama yetkisi olur mu? Olmaz. Bunun değişmesi lazım. Söylüyoruz bunu değiştirin. Her milletvekilinin var ama sınırı var. Ama Başkanlık Divanına sınırsız hak getirip sonra ‘niye bunlar bu kadar para harcadı’ derseniz adama sorarlar; sen bu hakkı niye verdin?…”

Keşke ne olsaydı, biliyor musunuz ?

Türkmen, HAKLISINIZ, HATALIYIM deseydi…
YAPTIĞIM ŞEYİ SAVUNMUYORUM, diye ekleseydi…

Ama en çok da, Kılıçdaroğlu… !

Sokağın yoksulluğunu maaşa bağlayacak kadar ileriye giden bir siyasetin ülkesinde olduğumuzu unutmadan, o çaresiz ve tutuklu yoksulluğun her kuruşunda olması gereken, ama eksik kalan HALKIN BEKÇİLİĞİ için ÖZÜR dileseydi… 1 Milyon 200 bin liralık fatura için BAHANE üretmeye çalışmasaydı… Hele ki bu yanlışı sisteme yüklemeseydi… İNSAN HATASI olanı SİSTEM HATASI diye evirip çevirmeseydi…

Niye biliyor musunuz ?

Aslında CEVAP, bu ülke milyonlarının olası bir Anayasa referandumunda söyleyecekleri HAYIR’da gizli… Bugüne kadar yaşanmış olanlarda gizli… O HAYIR’ı besleyen acılarda gizli… Ama en çok da, HALKIN PARASI ile bugüne kadar gündeme gelmişlerin nasıl olup da EL birliğiyle AK-landıklarında gizli…

O yüzden konu da hikâye de çok derin…
Yoksa giden gitmiş, harcanan harcanmış…

Ki o 1 milyon 200 bin lira da neymiş…

Ayakkabı kutularında götürülenlerin hesabında durmuş, ama durduğuyla da kalmış bir ülkede hele ki…