DEVA’nın Hatay’ında… Ergin dışında, başka KİM?

Bir tarafta Ahmet Davutoğlu, diğer tarafta Ali Babacan… Tabi bu iki ismin arkasında dizilen diğer (eski) AKP’lileri de unutmadan bakmak gerek eldeki fotoğrafa…

Haklısınız…

YÜZLER hala çok net değil…
Eldeki fotoğraftakiler HEPSİ değil…

Peki, daha KİMLER var ?
Yeni fotoğraflarda olacaklarda hangi yüzler var ?

Tüm bunlar bir tarafa…

2002’den 2020’ye, içinden ekstra iki Parti kurulacak kadar parçalanan ve ciddi anlamda birçok önemli ismini de bu parçalanmışlığa kurban veren AKP’nin, her şeye rağmen Türkiye’nin açık ara önde siyasi hareketi olma becerisi (!) mi, konuşmamız gereken…

Yoksa, ana muhalif kimliğin beceriksizliği (!) mi, altı çizilmesi gereken !

23 Nisan Meclis özel oturumu sırasında, TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın tespitleri arasında adımlarken, açıkçası, o altı çizilmesi gerekende çok sık durdum… Mesela, “Eğer egemenlik halkınsa, işçiler, emekçiler sokağa çıkmak zorundayken, sokağa çıkma yasağında bile özel izinle fabrikaları çalıştırmaya devam ederken, ‘MECLİS TATİLE ÇIKAMAZ’. Halkını korumak, halkın mücadelesinin en önünde olmaktır, HALKIN VEKİLLERİNİN GÖREVİ” tespitinde…

En çok da…

Konuşma kürsüsünün arkasındaki duvarda yazılı “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ifadesini işaret edip, o EGEMENLİĞİ kaybeden kitleleri sıralarken ki netliğinde…


Bugün hâkimiyet, salgında bile üç kuruş yevmiye için inşaatta çalışmaya devam edip hayatını kaybeden işçi Hasan’ın DEĞİL… Hâkimiyet, günde on dört saat tek bir maskeyle hastaneleri temizlemeye devam eden asgari ücretlinin, hasta bakıcıların, hemşirelerin, doktorların DEĞİL… Ambulansı bir devlet malı olarak görüp, çizmesiyle kirletmeme özeni gösteren, salgın günlerinde bile madende çalışırken göçük altında can veren maden işçisinin DEĞİL hâkimiyet… Egemenlik; suyu, kanalizasyonu olmayan tarlalarda çadır alanlarında bir yevmiye için sağlığını tehlikeye atan tarım işçisinde DEĞİL…

Sert kelimeler…
Güçlü de…

Birçoğumuzun KAFA salladığı, ama…
Bir o kadar da sessiz kaldığı…

Bu, bana tek bir şeyi hatırlatıyor…

“Türk siyasi literatüründe birincil propaganda yöntemi, kitlelerin SEYİRCİYE indirgenmesi ve her şeye RIZA göstermelerinin sağlanmasıdır…”

Noam Chomsky ile ne kadar AYNI düşüncedesiniz bilmiyorum, ama ASIL konu başlığımıza dönüp, o noktada birikenlerin ne kadar seyirci kalıp kalmayacağının sorgusundayım, desem… Ali Babacan liderliğindeki Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA Partisi), il ve ilçe teşkilatlanması başlığında Hatay’da ne denli bir kalabalık yaratacağının sorularına cevap arıyorum, diye eklesem… Şu ana kadar Hatay kamuoyundan uzak kalan, Ankara’nın ve ülkenin kalabalık gündem trafiği için bile BURADAYIM demeyen Sadullah Ergin’in, tam da bu süreçte NELER yapabileceğini merak ediyorum diye de NOKTA koysam…

Haklısınız…

DEVA’nın Hatay’daki kalabalığına AKP’den katılacaklar, eldeki fotoğraflarda yüzleri henüz netleşmeyenler !

O anlamda…

Ergin’in, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde Lütfü Savaş’a karşı yenilmesi ile başlayan SESSİZLEŞME devrinin DEVA ile beraber bittiğini farz edecek olsak bile, AKP’nin Hatay pastasından ne kadar kalın bir dilim kesebileceğini de az biraz düşünmek gerekiyor belki de !

Yine de, bir Partilinin sorduğundayım…

“Düne kadar YOKLARI oynayan Ergin, BURADAYIM dediğinde, karşısında ne bulacağını umuyor?”