EXPO için tebrik … edelim etmesine de…

Önce ‘ADAYIZ’ dendi, ki bu denilirken de NİHAİ SONUÇ için Mart ayı işaret edildi. Ardından birkaç gün geçti ya da geçmedi, ‘BİZ KAZANDIK’ diye ekleniverdi. Bu da, Büyükşehir Belediyesi’nden gelen kendi halinde bir e-mail ile oldu.

Bir konuda NETİZ…
İstisnasız hepimiz ÇOK NETİZ…

Bu, çok önemli bir BAŞARI… Hatta kutlanması GEREKEN bir başarı… Sokakları karnaval yerine çevirmesi gereken bir başarı… Asıl şimdi konfetilerin atılması gerekiyor… Avustralya ve Çin gibi iddialı ülkelerin şehirleriyle yarışan Hatay için sabahlara kadar sürecek bir Parti verilmesi gerekiyor… Yorgun ekonomisine adeta yaşam üfleyecek bu zorlu ipi göğüsleme anı için bir araya gelmemiz gerekiyor… BİZ olmamız gerekiyor…

Sıkıntı da burada…
Hatta merak ettiğimiz şey de…

Hatay Büyükşehir Belediyesi ‘KAZANDIK’ dedi demesine de, niye KİMSENİN bir diğerinden HABERİ YOK, anlayamadık… Daha düne kadar ‘ADAYIZ’ diyenlerin bu ‘KAZANDIK’ heyecanına diğerleri niye KATIL-A-MADI, bakın bunu hiç anlayamadık.

Niye mi söylüyorum bunu ?

Eldeki bilgi (!) karmaşasının ortasında duran bizler, böylesi büyük bir başarının HATAY’IN BAŞARISI olduğu noktasından hareketle, aslında ufak bir ONAY’a ihtiyaç duyduk, ki varsa böyle bir şey, VALİLİK ‘habersiz olur muydu’ dedik… !

Haklısınız…

Olmalıydı…
Ama olmamış…
Haberi dahi OLMAMIŞ…
HABER VEREN dahi olmamış…

Valilik’ten bana söylenen, ‘bize bu yönde RESMİ bir bilgi gelmedi’ oldu, ki onlar bunu derken, diğerleri ‘KAZANDIK’ Partisi’ndeydi… O yüzden ANLAMADIK… Sahi, başlarken ki halimiz bile BU KADAR bölük pörçükken, devamında NE yapacaktık ? Nasıl bir araya gelecektik ? Kutlamayı bile ‘kendi aramızda’ yapıp diğerlerini davet etmeyi unutmuşken, ‘OMUZ VER’ kısmını nasıl halledecektik ? ‘Koordinasyon’ ve ‘Organizasyon’ denilen şeyi nasıl başaracaktık ?

Bir bilen var mı ?

Aslında bu kent için soruyorum tüm bunları… Yalnız bırakılmış bir kent için soruyorum… Acıları kendi içinde yaşamış, yanı başından geçilip gidilmiş bir kent için soruyorum… Nefesine eklediği yorgunluğu yaşlılığından olan bir kent için soruyorum…

Çünkü bu kent, Yazar’ın tasvir ettiği gibi, biz insanlar gibi…

“İçimin kuyusunda hikâyeler topluyorum. İnsanların bana emanet ettiklerini. Sonra kendiminkileri. Zulmün, şiddetin her türünün dayatıldığı bir zamanda yanan çocukları, naaşları sokaktan alınamayan anaları, yerle bir edilen şehirleri, göçük altındaki işçileri, gitmekle kalma arasında sıkıştırıldıkları onursuzlukta kendilerini ateşe veren sığınmacıları, sokak ortasında ille de ‘aşk’tan ve ‘namus’tan sebep öldürülen kadınları, transları, kutsal aile içerisinde kendisine yaşatılan cehennemi susan çocukları topluyorum içimde. Kainat benim içimde. İnsanın doğaya meydan okuduğu uzaklar, vakarı öğretecek vahşi hayvanlar, huzurevinde ya da fazlaca boşalmış evlerinde boşluğa bakan yaşlılar benim içimde. Ama bunca kalabalıkla bile yalnız hissediyorum…”

Ve Şair’in tasvir ettiği çığlığın kelimeleri gibi…

Yettiniz
Azar azar eksilttiniz
benden bir şeyleri
En beteri
İhtiyaç da duymuyorum
artık tamamlamaya
İçimdeki gediklerin uğultusu
her sözden daha temiz
Altınlarınız da yalanlarınız da sizin olsun
sarı-kuru
Benim gönlüm gümüş
Kararıyorum bazen doğru
Yine de içimde saklı ayışığım
Korkacak korkum kalmadı
Kutunun içindeki her şey dökülmüş

O yüzden, daha fazla kaybetmesek mi ?
Bir şeyleri yapacaksak da, beraberce yapsak mı ?

(Visited 1 times, 1 visits today)