Halimiz Ahvalimiz Ne Halde..

Kendi halimizi kendimizden daha iyi kim yansıtabilir?

Halimiz ortada ayna gibi yansıyor.. Her gün artan hayat pahalılığı ve geçim derdi halkın yüzünde acı izler bırakıyor.

Ekonomik buhranın ezikliği iliklerimize değin hissediliyor.

Paramızla birlikte halk olarak yağ gibi eriyoruz. Daha önce şahit olmadığımız bir çok acı olaylarla karşılaşıyoruz.

Pazarlarda yere atılan sebze-meyve artıklarını toplayanlar ile çöp konteynerlerinde yiyecek arayan vatandaşlarımızı içimiz burkularak görüyoruz.

Tüm ülke bu vaziyette değil tabi. Ultra lüks rezidanslarda boy gösterenler ile milyon dolarlık arabalarla caddelerde süzülenleri de fark ediyoruz.

Peki kimler gerçek halimizi ahvalımızı belirler? Halkın acı çeken çoğunluğu mu? Yoksa mutlu azınlığı mı?

Elbette benim her zamanki referansım ekmeğinin peşinden koşan halktır.

Çalışan işçilerin yüzde kırkının asgari ücret aldığı, emekli maaşlarının avuç içinde kaybolacak kadar ufaldığı bir ülkede acı çekmeden yaşamak mümkün mü?

İşsizini, öğrencisini, esnafını, çiftçisini de bu tablonun içine ekleyince maalesef, hayra alamete yorumlamamız zorlaşıyor.

Üstüne iktidara göz, dirsek ve fikir hizasında yakın duranların kısa vadede ve zahmetsizce zenginliğe mitillerini atmalarını izlediğinizde ruhunuzun sızlamaması mümkün mü?

Ülkeyi yönetenler bu acı gerçekleri bilmiyor, bilemiyorsa kendini halktan soyutlamış demektir. Biliyor, bilmezlikten geliyorsa, halkı kandırmaya çalışıyor demektir.

Yönetenler ne derse desin, nutuklar halkın karnını doyurmuyor çektikleri acılara derman olmuyor.

Çok kritik bir eşikteyiz. Halkımız gibi ülkemizde her geçen gün kan kaybediyor. Hayalperestlikten sakınarak gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.

Şu kısa iki sorunun cevabını sektirmeden amasız, fakatsız vermek zorundayız.

Biz neden bu hallere düştük?

Biz bu hallerden nasıl kurtuluruz?

Bu soruların cevabını asırlar öncesinden günümüze kadar canlılığı ve isabetliliği tartışılmaz dünyanın en büyük iki büyük düşünür ve filozofun düşüncelerinden ilham alarak vermeye çalışacağım.

Mukaddeme”nin yazarı İbn-i Haldun ve “Devlet”in yazarı Platon, bize en ideal devlet yönetiminin nasıl olması gerektiği ile bir devletin neden zayıfladığını muhteşem ötesi fikirler ve örneklerle yazmışlar.

İbn-i Haldun kitabında bir başına yalın gözlemlerini ve zengin fikirlerini yazmış.

Platon ise arkadaşlarıyla sohbet şeklinde fikirleri tartışarak, detaylandırarak diyalog şeklinde yazmış.

Yıllar yılı bizleri yönetenler başımıza bir şey geldiğinde, suçu hep dış güçlerde aramayı alışkanlık edinmelerine İbn-i
Haldun görüşünü bu şekilde açıklıyor:

“Bir yerde yangın çıkması için, ateş atılan zeminin yanmaya müsait olması gerekir.”

Yukarıda kısaca değindiğim iktidara fikir temasında olanlara ise: “Biz; makam ve nüfuz sahibi olmayan kimselere nispetle, makam sahibi olanların çok mal ve para sahibi olduklarını görüyoruz”

“”Bir devlet ve egemenlik kurulurken de, egemenliği ayakta tutmak güçlü kılma çabaları gösterirken de, temel amaç ekonomiktir. Devlet politikası kurulurken de yaşatılırken de bu temel amaca dayalı olarak yürütülür.”

Şimdi de Platon’un yasalar ve iktidar yetkisi üzerindeki düşüncelerine göz atalım:

“Yasa tanımazlığa göz yumulursa her alana kolayca, fark edilmeksizin sızar.” Mutsuzluk (felaket) getirmiyormuş gibi yapar yasa tanımazlık.” “Yavaş yavaş toplumumuza yerleşerek, yaşama alışkanlıklarımızın, tarzımızın ve geleneklerimizin dibini oyar. Burada iyice güç kazandıktan sonra insanlar arası günlük ilişkilerde kendisini gösterir. Oradan da yasalara ve kurumlarımıza sızar. Sonunda da hem kamu alanında hem de kişilerin özel hayatında büyük bir yıkıma sebep olur.”

“Özellikle de hayata geçirilmiş bir ideal devlette iktidarın elindeki yetki ve gücünün büyüklüğü, yozlaşmanın kapısını aralayabilecek bir tehlike anlamına gelir; bir hata, bir yanılgı, yetersiz, kusurlu bir bilgi, devleti sarsıp zayıflatabilir ve insani her şey yanılgı ve hatalarla dolup taşar.”

Bu düşünürlerin metinlere geçirdiklerinin zıddını yapan yönetici gurupları size tanıdık geldi mi?

Ahvalimizin neden sefalet içinde olduğunu anlamak için bizlerin birer filozof olmamız gerekmiyor.

Bizi yönetecek gurupları seçmemiz için de bilge olma zorunluluğumuz yok.

Hakikati gören bir çift göz, doğruları duyacak bir çift kulak, gerçekleri anlatacak bir dil ve tüm bunları idrak edecek bir akıl yeterlidir.
[email protected]

(Visited 1 times, 1 visits today)