Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Yusuf Cemil Karaçay

Hatay: Tarihin ve Geleceğin Ortasında

Hatay, tarihin derinliklerinden günümüze kadar sürekli bir kavşak noktası olmuş, adeta bir “strateji ve medeniyet laboratuvarı” gibi varlığını sürdürmüştür. Osmanlı döneminde Halep Eyaleti’ne bağlı bir sancak olarak yönetilen Hatay ve özellikle İskenderun çevresi, Akdeniz’in kıyısında hem ticari hem de askeri açıdan kritik öneme sahipti.

İskenderun Limanı, Osmanlı için yalnızca bir liman değil; Akdeniz’e açılan bir kapı, ekonomik ve stratejik bir merkezdi. Bölge, deniz ticareti ve ulaşım yolları nedeniyle Osmanlı idaresinin sürekli gözetiminde olmuş, sancak ve kazalar aracılığıyla merkeziyetçi bir yönetim anlayışıyla yönetilmiştir. 19. yüzyılda sahil güvenliği ve liman yönetimi açısından önem kazanan İskenderun, sancak merkezi olarak hem idari hem de askeri işlev üstlenmiştir.

I. Dünya Savaşı’nın ardından ise Hatay, Fransız Mandası altında Suriye sınırları içine dahil edildi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlılığı, Hatay’ın Türkiye toprağı olmasını sağladı. Atatürk’ün ünlü sözleri hâlâ hafızalarda yankılanıyor: “Hatay benim şahsi meselem.” Bu stratejik ve diplomatik gayret sayesinde 1939 yılında Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldı. O tarihten bu yana Hatay, Türk toprağıdır ve Türkiye’nin bir parçası olarak tarih sahnesindeki yerini korumaktadır.

Ne var ki, zaman zaman bazı çevreler Hatay’ı karıştırmaya, bölmeye veya tartışmaya açmaya çalışıyor. Suriye’deki siyasi çalkantılar ve devrilen rejimin ardından, bazı yayın organlarında Hatay’ın Suriye toprağı gibi gösterilmeye çalışılması dikkat çekiyor. Amerikalı Orta Doğu uzmanı Michael Rubin’in yazıları üzerinden yapılan tartışmalar, bölgeyi etkileme ve Türkiye’yi yıpratma amacı güden adımlar olarak değerlendiriliyor.

Son dönemde Osmaniye Belediye Başkanı İbrahim Çenet’in, Hatay’ın bazı ilçelerinin Osmaniye’ye bağlanması yönündeki açıklamaları da kamuoyunda tartışma yarattı. Bu öneri, resmi bir devlet planı veya idari süreç değil; yalnızca bir belediye başkanının kişisel vizyonunu yansıtıyor. Ancak Hatay gibi dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin beşiği olmuş bir şehirde bu tür söylemler, yerel halkın hassasiyetlerini hedef alıyor. Bu nedenle böyle yaklaşımlardan kaçınmak hem tarihî sorumluluk hem de toplumsal duyarlılık gerektirir.

Hatay, bir şehirden öte bir kültür mozaiği, bir tarih laboratuvarıdır. Buradaki her söylem, her politika, sadece bugünü değil, geçmişin birikimini ve geleceğin güvenliğini de ilgilendirir. Hatay’ı korumak ve huzurunu sağlamak, sadece yönetimlerin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

SON HABERLER