Hayatın asıl kahramanları… Üzerlerine perde çekilenler…

Her sene koca koca İŞ dergilerinin kocaman sayfalarında büyük şirketlerin ciroları yarışır, ardından da o yarışan şirketlerin en tepe isimleri, ELLERİNDE plaketleriyle onları alkışlayan kalabalıkların önünde referans yaparak tebrikleri alır…

Kutlanan isimdir… Tebrik edilen isim… Gemisini kurtaran kaptandır hatta… Ne fırtınalar atlatmıştır o gemi ! Ne krizlere karşı dimdik durmuştur ! Aldığı kararlarla, su alan gemiyi en sakin limana kadar ulaştırmıştır… Ama sanırsın ki, yelkenleri idare eden de odur, dümendeki de… Kazan dairesindeki angaryaları omuzlayan da odur, gözü ufuk çizgisinde etrafı kolaçan eden de…

Asıl kalabalık unutulur !
Perde gerisinde unutulur !

Sessizce bekleyenlerin hepsi unutulur !

Biraz da o yüzden Bertolt Brecht okuyalım istedim bugün… Üzerlerine perde çekilen hayatın asıl kahramanlarını hatırlayalım istedim… Hatta hatırlamakla da kalmayalım, tek tek sahneye çağıralım istedim… Hatta ayağa kalkıp alkışlayalım istedim… Emeğin ve terin yorgunluğunda elde edilen zaferin beden çığlığında duran ruhları bu şekilde onurlandıralım istedim…

Ama en çok da…

1 Mayıs yaklaşırken, Taksim Meydanı’nı önceden dolduralım istedim… Milyonlarca işçi, emekçi bir arada dursun istedim… Perde gerisinde değil, ama perdenin önüne birkaç adım çıksınlar istedim…

O zaman, dünden bugüne gelsin mi o sesleniş ?
Unuttuklarımıza gelsin, unutulanlara gelsin…

***

Yedi kapılı Thebai şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız, kralların adını yazıyor,
yoksa krallar mı taşıdı kayaları?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
kim kurmuş Babil’ i her seferinde?
Altın şehir Lima’ nın,
hangi evinde otururmuş acaba
yapı işçileri?
Nereye gittiler dersin
Çin Seddi’ nin bittiği gece,
duvarcılar?
Yüce Roma’ da zafer anıtı ne kadar çok!
Kimlerdir acaba bu anıtları diken?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
Dillere destan olmuş koca Bizans’ ta,
yok muydu saraylardan başka oturacak yer?
Atlantis’te, o masallar diyarında bile,
boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı,
bağırıp imdat istemişler kölelerinden.
Genç İskender Hindistan’ı zaptetti!
Bir başına mı?
Sezar, Galyalıları yendi!
E bir aşçı olsun yok muydu yanında?
İspanyalı Filip ağlamış derler
batınca tekmil filosu…
ondan başkası ağlamadı mı acaba?
Kitapların her sayfasında bir zafer…
Ama pişiren kim zafer aşını?
Her 10 yılda bir büyük adam…
Ödeyen kim faturayı?
İşte bir sürü olay sana…
Ve bir sürü soru…

***

Yoksulları kontrol etmek için yoksulluğu kontrol eden bir dünya düzeninde YOKSUL ‘kalması gereken’ milyonların üzerine basa basa yukarıya doğru çıkanların yükseliş hikayelerine inat, o hikayelerin gerisinde duranlardır asıl FİKİR, hani en anasından… ki o da ANA FİKİR ! Diğerleri figürandır oysa ! Olsa olsa yardımcı oyuncudur !

Abarttık mı ?

Bir gün şöyle bir şey olursa, belki değişir hikaye de, perde gerisi de, perde önü de… !

Hani o plaketi alan en TEPEDE duran isim derse, ‘bu ZAFER işçilerimin, ortaya konan ORTAK emeğin ve ben, o emeğin başarısındayım şuan’ diye… O zaman baştan başlarız o hikayenin yazımına… Hatta yaşamın dizgisine…

Ama en çok da…

YOKSUL ‘kalması gereken’ milyonların üzerine basa basa yukarıya doğru çıkanların yükseliş hikayelerine…

Olur mu peki ?
Değişir mi ?

(Visited 1 times, 1 visits today)