Hey SEN… Konuşmayan !

Geçen gün sohbet ederken, bir tanesi çıkıp dedi ki; “Geldiğimiz yer, çukurun çukuru, kokuşmuşluğun zirvesi! Ara ara düşünüyorum, bu muhteşem 
gökyüzü altında aşksız, dostsuz ve haksızlığa karşı isyansız yaşayan milyonlarca insanı! Suya sabuna dokunmayan, güvenli alanlarından hiç çıkmayan, 
zavallı bir iğrenç tabakası da mevcut... Ama ne yazık ki o iğrenç tabaka büyük bir alanı kaplıyor…”

Yok,

konuşan

…memur değil !
…işçi de değil !
…emekli hiç değil !

Aslında, uzun yıllar önce Türkiye’den Avrupa’ya gitmek durumunda kalmış bir Gazeteci o !

Öfkeli, çünkü kelimelerinin gözaltı halini çok yaşamış biri o…

Şimdi mi ?

Özgür…

Son dediği mi ?

-
Düşünün… bir katil, eski sevgilisi dediği bir kadını boğarak öldürüyor, cesedini varile koyup yakıyor ve üzerine beton döküyor, ki bunların hepsini de 
itiraf ediyor ! En korkuncu da ne, biliyor musunuz ? Diri diri yakıyor ! Demem o ki, Pınar Gültekin davasında katile verilen haksız tahrik indirimi için 
yerin göğün inletilmesi gerekirdi ülkemde, ama tepki gösterenler hep aynı isimler, aynı yüzler, aynı kesimler ! Muğla’da, 21 Temmuz 2020’de Pınar 
Gültekin’i öldüren katile İNDİRİM verebilen bir yargı “beni nasıl koruyabilir” diyen kadınlar için herkesin kol kola girmesi ve yürümesi gerekirdi 
ülkemde ama, mahkemenin 13 duruşma sonra ‘haksız tahrik indirimi’ kararı vermesine isyan edenler hiç değişmedi ! Sözün özü… Bir katil, TAHRİK 
edildiği için “cinayet işleyebilir” kısmına hangi ara taşındık ve bunu da hangi ara kabul edilebilir bulduk, bunu merak ediyorum aslında !

Ama en çok da…

Hey SEN…

Konuşmayan !
Hatta hiç konuşmayan !
Hep susan, izleyen, dinleyen !
Suya sabuna dokunmadan hayat tüketen !
‘Bana dokunamayan yılan bin yaşasın’ diyen !
Kaybedebileceklerinin hesabında sinen !
Kimse için kılını dahi kıpırdatmayan !
Hayat boyu köşesinde bekleyen !
Buna da “yaşamak” diyen !

Sahi, “ne işe yarıyorsun” diye sormak istiyorum sana !
-

O sordu !

Şimdi, muhatapları düşünsün !
Bir cevapları varsa tabi !

*-*

Kirliyiz, hem de çok…

Sokaklar da…
Caddeler de…
Parklar da…
Eski kent de yenisi de…
Asi Nehri’nin duvarları da…


Her yer kirli !

Yerken, atıyoruz…
İçerken, dağıtıyoruz…
Piknik yapıyor, saçıyoruz…

Bizi engelleyen kimse olmayınca da, bu kent delicesine çığlık atıyor, YETERRRRR diye !

Geçen gün içinden geçtiğim, genelde hep kirli gördüğüm bir parkta çimleri biçmiş, belediye görevlileri ! Onlar da biçtikleri otları, çalıları, siyah 
torbalar içine doldurmuş, parkın bir köşesine bırakmış ! Yani iş bitmiş, ama biten işin atıkları orada bırakılmış ! Ta ki bir iki güne diğer bir ekip 
gelip de onları oradan alıncaya dek !

Haklısınız, 

…ekmek (!) yemek için işbölümü (!) şart, ki bazen o suni işbölümünü yaratmak da !

Yani,

…yok birbirimizden farkımız !

E o zaman,

…şikayetimiz kime ?