Türkiye’de artık hayat bir “kader yarışmasına” dönmüş durumda. Emeklilik ise bu yarışmanın final
etabı gibi: hayatta kalabilirsen kazanan sensin.
Peki bu böyle devam ederse sonuç ne olur? Cevap ne yazık ki pek iç açıcı değil.
Sonuç iyi olmayınca gelecek de aydınlık olmuyor. Aydınlık olmadığı gibi, adım adım karanlık
günlere doğru ilerlediğimizi görmek için çok derin analizlere de gerek yok.
Bir an durup etrafımıza bakalım. Gördüklerimizi not edelim. Karşımıza çıkan manzara, hoş şeyler
vaat etmiyor. Aksine, toplumun geniş kesimlerinin sabırla, sessizce ama tükenerek yaşadığını
gösteriyor.
Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin emeklileri konu alan MasterChef temalı reklamı bu tabloyu
çarpıcı biçimde özetledi. Reklam bir mizah unsuru taşıyor gibi görünse de aslında acı bir gerçeği
yüzümüze vuruyor.
40 yıllık emeğin karşılığı “ana yemek” olarak sabır aşı.
Ayşe teyzenin imza yemeği: Hayalet köfte – içinde et yok, sadece kokusu var.
Recep amcanın menüsü ise akşam pazarından arta kalanlarla hazırlanan bir akşamüstü sürprizi.
Mesaj son derece net: Emeklilik, geçim değil, idare etme meselesine indirgenmiş durumda.
“Bugün de aç kalmadık” sevincinin sistematik hale geldiği bir düzen konuşuluyor.
Peki bu normal mi?
Elbette değil.
Böylesi ne göze hoş gelir, ne gönle, ne de insanın ruhuna.
Üstelik mesele yalnızca emeklilerle de sınırlı değil. Öğretmenler bir günlük iş bırakma kararı almaya
hazırlanıyor.
Bugün öğretmenler, yarın başka meslek grupları… Zincirleme bir tepki dalgası yolda.
Nitekim Birleşik Metal İş Sendikası MESS’in zam teklifinin reddedilmesiyle birlikte işçilerin grev
kararı gündeme gelmiş durumda.
Bunlar tesadüf değil; biriken toplumsal basıncın doğal sonuçları.
Şu gerçeği artık görmek zorundayız: Sorunlar ötelenerek, “şu da geçer” denilerek çözülmüyor.
Emeklinin sofrası boşsa, öğretmenin sabrı taşmışsa, işçi grevi konuşuyorsa; burada sadece
ekonomik değil, sosyal bir alarm çalıyor demektir.
Böyle giderse sonu iyi olmayacak gibi görünüyor. Ve kötü sona giden yolda en tehlikeli şey, bu
gidişatı normalleştirmek.
Asıl soru şu: Bu kader yarışmasında seyirci mi kalacağız, yoksa kuralları değiştirecek cesareti
gösterecek miyiz?

YORUMLAR