Ortadoğu tarihi çoğu zaman bize aynı gerçeği hatırlatır: Bölgede kaos çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Çoğu zaman kaos, yeni bir düzen arayışının ürünüdür. Güç dengeleri yeniden kurulur, sınırlar tartışmaya açılır,
ittifaklar değişir ve sonunda yeni bir düzen doğar.
Bu nedenle başlattığımız “Kaos İçinde Düzen” serisinin ilk yazısında 1980’li yıllardan itibaren Ortadoğu’da yaşanan
kırılmaları ele almaya başlamıştık. İran‑Irak Savaşı’ndan Körfez savaşlarına, Amerika Birleşik Devletleri’nin
müdahalelerinden Arap Baharı’na kadar uzanan süreç aslında bölgenin bugün içine sürüklendiği belirsizliğin
altyapısını oluşturuyordu.
Ancak o yazının mürekkebi kurumadan bölgede yeni ve daha tehlikeli gelişmeler yaşanmaya başladı.
Bugün Ortadoğu yeniden büyük bir kırılmanın eşiğinde.
Bu kırılmanın merkezinde ise İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri üçgeninde büyüyen gerilim bulunuyor.
LÜBNAN ÜZERİNDEN YENİ BİR CEPHE
İsrail’in son dönemde Lübnan’a yönelik askerî hazırlıkları ve operasyonları yalnızca sınırlı bir güvenlik hamlesi
olarak okunamaz. Bölgede konuşulan senaryolar daha geniş bir hedefe işaret ediyor.
İsrail’in nihai hedefinin Lübnan’ın güneyiyle sınırlı olmayan, ülkenin tamamını kapsayabilecek bir askerî kontrol
planı olduğu artık daha açık şekilde dile getiriliyor.
Böyle bir senaryo gerçekleşirse Ortadoğu’nun dengesi yalnızca Lübnan sınırları içinde kalmayacaktır.
Çünkü Lübnan’ın tamamının askerî bir operasyonla kontrol altına alınması; Suriye’yi doğrudan etkileyecek,
İran’ın bölgedeki stratejik derinliğini hedef alacak ve Doğu Akdeniz’de yeni bir güç dengesini ortaya çıkaracaktır.
Bu gelişmelerin Türkiye açısından da ciddi güvenlik sonuçları doğurma potansiyeli bulunmaktadır.
HATAY HASSASİYETİ
Bu noktada özellikle Hatay meselesi dikkatle ele alınması gereken bir başlık olarak öne çıkmaktadır.
Hatay Türkiye’nin tartışmasız toprağıdır ve 1939 yılında halkın iradesiyle anavatana katılmıştır.
Bu gerçek uluslararası hukuk açısından da tartışmaya açık değildir.
Ancak Ortadoğu’daki büyük kriz dönemlerinde bazı çevrelerin Hatay üzerinden siyasî tartışmalar
açmaya çalıştığı geçmişte defalarca görülmüştür.
Bugün bölgede tansiyonun yükseldiği bir dönemde Hatay üzerinden yapılacak provokatif tartışmaların
Türkiye’yi gereksiz gerilimlerin içine çekme riski taşıdığı unutulmamalıdır.
AMERİKA’NIN İRAN STRATEJİSİ
Gerilimi büyüten bir diğer gelişme ise Amerika Birleşik Devletleri’nin İran içinde veya İran’a bağlı yapılarda
bulunan bazı üst düzey isimleri hedef alan operasyonlarıdır.
Bu tür suikastlar kısa vadede askerî başarı olarak sunulsa da uzun vadede çok farklı sonuçlar doğurabilir.
Ortadoğu sosyolojisi açısından bakıldığında dış müdahaleler çoğu zaman beklenenin tersine sonuç üretir.
Amerika’nın İranlı devlet görevlilerini hedef alması İran rejimini zayıflatmaktan çok İran halkı içinde
bir dayanışma refleksi yaratma potansiyeli taşımaktadır.
Daha da önemlisi bu gelişmeler Ortadoğu’daki Şiî toplulukların konsolidasyonuna yol açabilir.
KÖRFEZ DENGESİ VE AMERİKA’NIN GÜVEN SORUNU
Son dönemde dikkat çeken bir başka gerçek ise İran’ın zaman zaman Körfez’de Amerika’nın müttefiki olan
ülkeleri hedef alabilen saldırılar gerçekleştirebilmesidir.
Bu durum bölgede şu soruyu giderek daha fazla gündeme getirmektedir:
Amerika gerçekten müttefiklerini koruyabiliyor mu?
Eğer Washington müttefiklerini koruyamazsa, bu ülkelerin gelecekte güvenlik politikalarını yeniden
gözden geçirmesi kaçınılmaz hâle gelebilir.
Dahası bazı bölge ülkelerinde Amerika’nın İsrail politikaları nedeniyle güvenilir bir ortak olmadığı
yönünde bir algı oluşmaya başladığı da dikkat çekmektedir.
TÜRKİYE İÇİN TEMKİNLİ STRATEJİ
Tüm bu gelişmeler Türkiye açısından son derece hassas bir dengeyi işaret etmektedir.
Ortadoğu’daki büyük güç rekabeti büyürken Türkiye’nin bölgesel bir savaşın içine çekilmemesi
stratejik bir öncelik olarak öne çıkmaktadır.
Ankara’nın diplomasi kanallarını açık tutması, gerilimi düşüren bir dil kullanması ve
bölgesel istikrarı savunması bu nedenle kritik önemdedir.
Çünkü Ortadoğu’da savaş başladığında sınırlar yalnızca haritalarda değişmez.
Toplumlar, ekonomiler ve devlet dengeleri de değişir.
Ve çoğu zaman savaşın kazananı olmaz.
Bu nedenle Kaos İçinde Düzen serisine devam edeceğiz.

YORUMLAR