Konuşmak isteyen VAR MI? Bir tek sorumluluk sahibi VAR MI?

“Örtmenim” dedi, “size bir şey diyecem… Bugün defterlere bakacaksınız ya… Kaplamamızı söylemiştiniz. Ben sadece üçünü kaplayabildim. Elime para geçince kap kağıdı alıp öbürlerini de kaplayacağım…” Öylece kalakaldım. Sekiz yaşında bir kız çocuğu… “Elime para geçince…”

Onun yaşında bir öğrencinin göstereceği mazeretler belliydi… “Unuttum, babam kap almadı, yarın kaplayacağım” vs… Ama Emine’nin cümlesi, kendi sorumluluğunu bizzat kendisinin taşıdığını gösteriyordu. Ailesi köyde yaşadığı için, dedesiyle kalıyor, her işini kendisi görüyordu. Defterlerinden yalnızca Emine sorumluydu. Ve biliyordum ki dediğini yapacak, kimseden bir şey beklemeksizin eline geçen ilk parayla defterlerini kaplayacaktı…

.*.

Bu satırlar, Filiz Aygündüz’ün ‘Kaç Zil Kaldı Örtmenim? ’ adlı kitabından… Ne hissettirdi size ? Ne anlattı ? Gülümsetti mi ? Peki, vicdanınıza dair bir şeyleri hareketlendirdi mi ? Haklısınız… Minicik bir çocuğun, üstlendiği sorumlulukları halının altına süpürme kolaylığına kaçmadan ayağa kalkıp BURADAYIM demesi ve yapamadıklarına dair HAKLISINIZ diye eklemesi, ama eksikliklerini bildiğinin altını da özenle çizmesi ne müthiş bir şey… Ne büyük bir cesaret…

Sizi bilmem ama, bana bir şeyi hatırlattı…
Bir zamanlar okuduğum başka satırları…

Merak edenler için, Tammy Greenwood’dan…
İki kişinin diyalogunda şöyle geçiyordu konuşma;

“Günün birinde ben de böyle bir şey yapacağım…” dedi.
“Nasıl bir şey?” diye sordum…
“Büyük bir şey… Dünyayı değiştirecek bir şey…”

Sizi bilmem ama, küçük kızın öğretmenine karşı mahcubiyetine karşı ortaya koyduğu o yürek, aslında dünyayı da değiştirecek asıl şey… Niye biliyor musunuz ? Dürüst ! Önce kendisine, sonra öğretmenine ! Ama en çok da hayata ve eldekilerin yokluğuna… O yokluğun var olma savaşına… İnciten gerçeğine…

Bugün buna dair konuşacağız !
Sorumluluklarımıza dair konuşacağız !
Gerçeğimizden kaçmadan, biraz konuşacağız !
Ama kendimize ve hayata dair dürüst de olacağız !

Haklarında konuşacaklarımızın SORUMLU mu yoksa SORUNLU mu olduklarına karar vereceğiz, ki onlar kendilerini biliyor, o yüzden tek tek ne İSİM belirteceğiz ne de kurumsal bir sıralama yapacağız… Konu mu ? Antakya’nın orta yerinde el birliğiyle yıktığımız Roma Köprümüz ! Hani tarla sulamak için yıkılması talimatı verdiğimiz ! Kulağa komik geliyor, değil mi ? Komik, ama trajik de… Şimdi o hem komik hem trajik hikayenin nehir kısmına, o nehrin kuruyan yatak kısmına inelim mi ? Biraz yürüyelim, ama tam da eski gündüz sinemasının yanı başına düşen köprünün ayaklarına…

Yok, bu defaki kesme taşlar değil…
Ama eski Roma’nın dününden bir şey…
Bu kentin kadim geçmişinden düşen bir şey…

Bir SÜTÜN başı mı ?
Yoksa bir Roma Villası parçası mı?

Bu haberi yapmadan önce buna dair fotoğrafları Kültür ve Turizm eski Bakanı Sayın Ertuğrul Günay ile paylaştım… Yazdığım mı ?… “Henüz haberini yapmadığım bir şeyi paylaşmak istiyorum… Bugün fotoğrafladık… Asi Nehri yatağında… Öylesine bekliyor… Bu bölgede Büyükşehir ekipleri çalışma yapıyor… İş makineleri kepçesi ile çıkmış olmalı, ama henüz fark edilmemiş…” Bana ilk dediği şey, ‘Müze’yi uyarmalısınız…’ oldu ! Haklı… Aslında normal şartlarda, çok haklı ! Ama normal şartları halının altına süpüreli çok oldu bu kentte ! Hele ki, çıkan-çıkarılan tarihe dair ‘sessizlik’ yemini etmiş kurumların ‘sorumluluk’ sırasını savma çabalarını izlerken !

Peki, Müze ihbar kabul eder mi ?
Eldeki haberimizi, fotoğraflarımızı…
Söylenenleri, bundan sonra olabilecekleri…
Peki, analiz eder mi, BELKİ der mi, sorgular mı ?

Yoksa, yıkılan Roma Köprüsü ayaklarının dibinde çıkan diğer KESME taşlara yaptığı gibi mi yapar ?

Yani, HİÇBİR ŞEY!

(Visited 1 times, 1 visits today)