Krizler Ülkesi Olduk

Türkiye’nin adına politika dedikleri uygulamaları karşısında kaygı duymadan günü yaşamak olanaksız hale geldi.займы онлайн на карту

Tasvip edilecek herhangi bir izahı olmayan desteler dolusu politik tercihler, hayatımızı derinden sarsmakta, itibarımızı düşürmekte, geleceğimizi karartmaktadır.

Yıllar önce yapılan yanlış politikaların doğurduğu hatalar zincirinin iki halkası, geçen hafta yaşadığımız olağandışı ekonomik ve siyasi gelişmelerle kendini gösterdi.

Ben bugün yer darlığından sadece ekonomik halkaya değineceğim.

Ekonomik halka, dünyada sınanmış, kabul görmüş faiz-döviz dengesinin teorisine karşı adeta kılıç kuşanarak “hükmünü” yok edeceği fikrinde ısrar etti Sayın Cumhurbaşkanımız.

Ekonomik tercihlerin kusurlu olduğunu her fırsatta uyaran dünya ölçeğinde yüksek mertebeler elde etmiş Türk ekonomistlerini “mandacı” olarak ilan etti. Ekonomik kurtuluş savaşı başlattığını duyurdu.

Daha düne kadar AKP’nin önde gelenleri şahlandığımızı, uçtuğumuzu, ekonomik mucizeler yarattığımızı kürsüler önünde anlatırken ne oldu da aniden yönettikleri ekonomi dibe vurdu?

Her kriz, hatalar halkalarının birbirleriyle eklemlenmesiyle devam eder ve en zayıf halkanın kopmasıyla inkar edilemeyecek acı gerçek olarak ortaya çıkar.

Her kriz olduğu gibi, ekonomik kriz zamanında doğru yöntemlerle yönetilmezse o sizi yönetir. Çünkü ekonomi başlı başına büyük bir enerjidir. İyi yönetilirse size enerjisinden pay verir, sizi güçlendirir.

Kötü yönetirseniz sizdeki payları koparır ve sizi güçsüz bırakır, güçlüye muhtaç hale sokar. Ekonomi hiç kimsenin gözyaşına bakmaz. Hiçbir ülkenin hatasını affetmez. Hiçbir liderin emir komutasını tınlamaz. Kendine özgü doğası, kendine özgü kuralları vardır. Sebep- sonuç ilişkileri en basit, bilindik temel kuraldır.

En önemli kural ise “güven”dir. Güven telkin eden ülkeler krizleri daha yumuşak bir süreçle atlatabiliyorlar. Çünkü onlar ekonominin “gerçek kitabından” öğrendiklerini, bildiklerini tatbik ediyorlar. On yıllarca bin bir emekle eğitim alan ve veren ekonomistlerine aşağılayıcı sıfatlar takmayı akıllarına getirmezler. Bilakis o ekonomistlerin bilgilerinden, tecrübelerinden faydalanırlar.

Ekonomistlerin ilk tavsiyelerinin kurumların güçlendirilmesi, Merkez Bankasının bağımsızlığı, liyakatin esas alınması yönünde olduğunu hepimiz biliyoruz. Dünyada bu kurumların ne kadar önemli faktörler olduğunu ekonomistler kitaplarında, makalelerinde edinilmiş pratik örneklemeleriyle aktarıyorlar.

Örneğin Prof. Daron Acemoğlu, ”Ulusların Düşüşü” başyapıt kitabında, aynı atalara mensup, ADB ile Meksika topraklarında,‘’Nogales Arizona’’ adlı kasabanın ABD’nin Arizona eyaletinde, ‘’Nogales Sonora’’  adlı diğer kısmı Meksika topraklarında bulunan insanların hayat standartlarına dikkat çeker.

ABD toraklarında bulunan Nogales’te hane halkının geliri 30,000 dolar, sağlıklı bir nüfusa ve uzun bir ömre sahip olmakla beraber can ve mal güvenliklerinden kaygılı değiller. Eğitim düzeyleri oldukça üstlerdedir. Demokratik bir yapıya sahip olduklarından geniş özgürlük alanları vardır. Devlete ve hukuka olan güvenleri yüksektir.

Buna mukabil Meksika tarafında bulunan ‘’Nogales Sonora’’da ise, hane başına ancak 10,000 dolar düşebilmekte, yetişkinlerin eğitim seviyeleri düşük, sağlık koşulları yetersiz, suç oranları yüksek. Devlete ve hukuka olan güvenleri yerlerdedir.

‘’Sanora Meksika ‘’halkı, sıklıkla siyasetçilerin yolsuzluklarıyla ve beceriksizlikleriyle yüzleşir.

Başka örneklerle bu tezi destekleyebilirim: İkinci dünya savaşından sonra Doğu ve Batı şeklide bölünen Almanya bize bu yönde fikir zenginliği verir. Yüzyıllardır aynı yüksek kültür vahası içinde yaşayan Almanların Batı kesimi demokratik yapı ve güçlü kurumlar sayesinde Dünya’nın en büyük ekonomik ve siyasi gücüne erişme başarısını gösterdi. Buna mukabil Doğu Almanya tek partinin söz sahibi olduğu Kominist rejim altında 1990 yılına kadar yönetildi. Halk fakirlik içinde dünyanın imkanlarından kopuk ,sefalet içinde yaşadı. Ülkenin vatandaşları, bir avuç imtiyazlı politbüro üyelerinin dışında dünya yüzü görmedi.

Duvar yıkılıp iki ülke birleştikten sonra Doğunun kaderi değişti ve demokratik kurumların etkisi her tarafa nüfuz etti.

Bizim ülkede zaman zaman krizler yaşandı, yaşanıyor. Bizde en büyük sorunlardan biri; nitelikli insan kaynaklarımızı heba eden anlayışın hüküm sürmesidir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin en büyük hatalar zincirinde bariz kendini gösteren sorun, kurumların etkisizleştirilmeleri, dolayısıyla kurumların kabiliyet hafızalarının silinmesidir.

İdeolojinize sadece sadık oldukları saikiyle, kurumlara hem yetkisiz hem de yeteneksiz insanları yerleştirip görevlendirdiğinizde, olumlu katkı almanın imkansız olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok.

Adına politik tercih denilen uygulamanın gün başında “manda ekonomistler”in tavsiyelerine kulak verilseydi, gün sonunda  “ideolojiye sadık” ekonomistlerin sebep olduğu kriz, önleyici cephelerimizi yıkmadan durdurulabilirdi.

Korkarım böğrümüze saplanan ekonomik kriz, bize daha çok kan ve güç kaybettirecek ve beslenme imkanlarımızı dahi kısıtlayacak etki doğuracak.

[email protected]