“Küllerimizden doğduk” dediler.
Doğruydu…
Ama kimse suda boğulacağımızı hesaba katmadı.
Hatay’da 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın süre geçti. “Asrın felaketi” ifadesi sıkça kullanıldı; belki de bu büyüklükte bir yıkımı anlatmanın en kolay yolu buydu. Ancak bu tanım, geçen zamanın ardından yaşanan eksiklikleri ve ihmalleri açıklamaya yetmiyor. Bir felaketin büyüklüğünü kabul etmek, sonrasında yaşanan aksaklıkların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Üç yıldan fazla bir sürede, en azından daha insani, daha yaşanabilir koşulların sağlanmış olması beklenirdi. Fakat gerçeklik, beklentinin çok gerisinde. Hâlâ konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veren yüz binlerce insan için her yağmur, sıradan bir doğa olayı değil; bir kabus, bir kaos habercisi.

Bugün Hatay’ın ara sokaklarında dolaşan herkes aynı soruyla karşı karşıya:
Bu altyapı neden hâlâ tamamlanmadı?
Yapıldıysa neden eksik, neden yetersiz?
Ya da hiç yapılmadıysa neden yapılmadı?
Ana caddelerde durum daha da düşündürücü. Yolların, neredeyse araçları yutacak kadar yükselmesi nasıl açıklanabilir? Plansızlık mı, denetimsizlik mi, yoksa aceleyle yapılan işlerin kaçınılmaz sonucu mu? Bu soruların cevabı hâlâ yok.
Üstelik mesele yalnızca teknik eksiklikler değil, aynı zamanda sorumluluk anlayışı. “Ortadoğu’da ağaç devrilse dalı bize zarar veriyor” diyerek dış gelişmeleri gerekçe göstermek, deprem için “asrın felaketi” demek, altyapının tamamlanamamasını farklı krizlere bağlamak ya da “beklenenden fazla yağdı” ifadelerine sığınmak gerçeği değiştirmiyor. Hiçbiri yaşanan sorunların yükünü hafifletmiyor.
Oysa günler öncesinden yapılan meteoroloji uyarıları ortadaydı. Yağmurun geleceği biliniyordu.

Peki neden önlem alınmadı?
Yetkililerin en temel görevi, olası riskleri önceden öngörmek ve buna göre hazırlık yapmak değil midir?
Bu ülkenin insanları sizi, sorunlar yaşandıktan sonra açıklama yapmanız için değil; o sorunlar yaşanmadan önce önlem almanız için seçti. Çünkü yönetmek, tam da bu belirsizlikler ve riskler karşısında çözüm üretmeyi gerektirir.
Elbette bu eleştirilere karşı çıkanlar olacaktır. Onlara önerim basit: Bulundukları konfor alanlarından çıkıp bu sokakları gezmeleri. Ama dikkatli olmaları gerekir; zira her sokağın artık kendine ait bir “göl ya da deresi” var.
Bu şehir, yalnızca depremin yaralarını sarmaya çalışmıyor. Aynı zamanda ihmalin, gecikmenin ve plansızlığın sonuçlarıyla da mücadele ediyor.
Unutulmamalı ki, bu halk yetkilileri sadece kriz anlarında “geçmiş olsun” demeleri için seçmedi. Olası sorunlar yaşanmadan önce önlem almaları, riskleri azaltmaları ve insan onuruna yakışır yaşam koşulları sağlamaları için seçti.
Felaketler yaşanabilir. Ama ihmaller, tercih meselesidir.

YORUMLAR