Laik bir TÜRKİYE mi ? radikal bir TÜRKİYE mi ?

Avusturyalı Yazar Stefan Zweig’i ne kadar bilirsiniz bilmiyorum ama, ona dair en sevdiğim şey, şu sözleri… “Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi…”

Peki, geç kalmış olabilir miyiz ?

Savaşa bu kadar dalmışken…
Barışı bu kadar unutmuşken…

Yoksa var mı halen bir şans ?

VAR demek o kadar zor ki…

Bakın okuduğum bir şeyi paylaşayım sizlerle… Yorumsuz kalamadığım bir şeyi… Sınırımızın hemen öte yanında yaşanmış bir şeyi… Bir ölümü… Bir kaybı… Bir anneyi… Çığlığı… Kanı… Ama en çok da o kan içinde kaybolan insanlığımızı…

… “Geçenlerde hep beraber izledik, insanlığımızın Suriye’de ne halde olduğunu… Öldürülen bir Suriye askerinin telefonundan annesi aranarak ölümü haber edildi. Devlet, ordu, ideoloji, makam vs. artık, tanımsızlaşan insanlığımızın hangi hâlet-i ruhiyesi icra etmişse orada, bir annenin yüreğinde kendimizi ve insanlığımızı yeniden test etmemiz gerekiyor sanırım. Katiller, çocuğunun cesedi başında annesine ölümü müjdelerken, annenin feryat figanına onların ‘Allah-u Akbar!’ naraları eşlik ediyordu” ….

Bir ölümü kutlamak nedir sahi ?
O kutlamaya ölenin annesini katmak hele ki… !

Yapılan tespite katılmamak mümkün mü ?

… “Bir anneye, evladının ölümünü bizzat katilin kendisinin haber etmesi alelade bir savaş davranışı değildir. Muzaffer (!) olmuş savaş kahramanları (!) sadece bir askeri öldürmediler orada… Yaptıklarıyla, işledikleri suçtan daha korkunç olan bir şeyi hatırlamamızı sağladılar. Türümüzün, insancıllığımız ışığında dayandığı eşiği gösterdiler” …

Reina’da yılbaşı kutlaması yapanları öldürenlerin naraları da aynı mıydı ? Peki ya yılbaşı kutlaması yapanlara karşı oluşan cephenin mimarlarındaki ruh hali… Aynı mı ? Onların derdi ne sahi ? Niye sürekli birilerini düşman görme ihtiyacındalar ? Niye herkes onlar gibi olsun isterler ? Farklı olandan niye bu kadar korkarlar ? Kutsadığımız türümüzün içine düştüğü kaostan çıkmak yerine, eldekini büyütme gayreti içine niye girerler ?

Sizi bilmem ama…

Hem SEKÜLER hem MÜSLÜMAN olmak zormuş, bunu anladık, hele ki Reina ile beraber bize fısıldanan satır arası cümlelerin anlattıkları arasında sıkışıp kalmışken… Laikliği Anayasa’dan çıkartmaya çalışan Ankara sakinlerinin cesaretlendirdiği radikal İslam’ın, Türkiye topraklarında ‘DİĞERLERİ’ diye ilan ettiklerine karşı açtığı cihadı izlerken… Devlet adına tarafsız din hizmeti vermekle yükümlü Diyanet’in sessiz sakin üstlendiği BİZDEN-SİZDEN anlayışında serpilip büyüyen korkularımızı bastırmaya çalışırken…

Haklısınız, zormuş…

Hem SEKÜLER hem MÜSLÜMAN olmak zormuş…

Peki, ne yapacağız ?
Vaz mı geçeceğiz ?

Bu ülkede ÖTEKİ ilan edilmek istenenlere karşı girişilmiş en kanlı saldırılardan birine şahitlik etmişken mi ? Radikal İslam’ın bu ülkede nelere mal olabileceğinin en net fotoğrafını parmaklarımızın arasında tutuyorken mi ?

Yok…

Vazgeçmeyeceğiz…
Korkularımıza yenik düşmeyeceğiz…
Yobazlığınızdan yükselen çığlıklardan ürkmeyeceğiz…

Ama yüzleşeceğiz…

Neden bu hale geldiğimiz gerçeği ile yüzleşeceğiz…
Bizleri bu hale getirenlerle yüzleşeceğiz…

Ardından durup düşüneceğiz…
Barış’a geç kalmamak için direneceğiz…
Canavarlaşan insanlığımıza karşı direneceğiz…

Ve kazanacağız…