Türkiye Büyük Millet Meclisi lokantasında çalışan öğrencilere yönelik fiziksel ve sözlü taciz
iddialarının kamuoyuna yansıması, yalnızca Meclis koridorlarında değil, toplumun vicdanında da
yankı buldu.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı, bir komisyon kurulmasının gündeme geldiği ve bu komisyonun
hazırlayacağı rapor doğrultusunda yol haritası çizileceği ifade ediliyor.
Komisyon başkanının yaptığı açıklamalar ise meselenin üzerinin örtülmeyeceği yönünde bir umut
yarattı.
Ancak bu olayın önemi, yalnızca Meclis çatısı altında yaşanmış olmasından kaynaklanmıyor.
Aksine, Meclis gibi ülkenin en yüksek temsil makamında yaşanan bir taciz iddiası, sorunun ne
kadar yaygın ve derin olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu nedenle konu, doğal olarak Meclis sınırlarını aştı; ülke genelinde ses getirdi, tartışıldı ve
sorgulandı.
Bu haberler gündeme düştüğünde, durup düşünmemek mümkün değil.
Uzun uzun düşündük. “Bir sonuca varmak gerekli mi?” diye sorduk kendimize.
Evet, gerekli.
Çünkü istismar, cinsel taciz ve benzeri saldırılar münferit olaylar değildir; sistematik bir sorunun
yansımalarıdır. Ve bu tür olaylar yaşandıkça insanın isyan edesi geliyor. Sessiz kalındıkça,
görmezden gelindikçe, “olur böyle şeyler” denildikçe karanlık büyüyor.
O halde yapılması gereken açık: Bir çıkış yolu bulmak ve o yol üzerinde kararlılıkla yürümek.
Soruşturmalar göstermelik değil, şeffaf ve sonuç alıcı olmalı. Komisyon raporları raflarda
tozlanmamalı; gerçek yaptırımlara dönüşmeli. En önemlisi de mağdurların yalnız olmadığını
hissettiren bir toplumsal ve hukuki duruş sergilenmeli.
Geleceğe bakmak zorundayız. Ama bu, geçmişi ve bugünü görmezden gelerek olmaz. Geleceği
gerçekten görmek istiyorsak, karanlık noktalarla yüzleşmeliyiz. Ancak o zaman yolumuz açık,
önümüz aydınlık olabilir.
Susarak değil, konuşarak; erteleyerek değil, harekete geçerek…
Ve son olarak: Hiçbir şey yapmak istemeyenleri de uyarmalıyız. Çünkü bu mesele, “başkalarının
sorunu” değildir. Tacize, istismara karşı sessiz kalan herkes, o karanlığın bir parçası haline gelir.
Aydınlık ise ancak cesaretle mümkün olur.
Av. Nabi İNAL
