Ne istiyoruz bu dünyadan ? Var mı bir talep listeniz ?


Hiçbir şarkı,
“Ünzile kaç koyun ediyor” diye sormasa…
Bütün çocuklar okul yolunda olsa…
“Saçı uzun aklı kısa”, “eksik etek” diye anılmasa…
Arabayı satarken “kız gibi araba”,
ağlamaya gelince de “kız gibi ağlama”
diye uyarılmasa…
Dünya, yalnız bugün değil, her gün kız çocuklarının olsa…
Yine çok mu şey istedik?

…demiş ya Seçil Oğuz, aksine, daha istemeye başlamadık bile !

Ama madem kapı aralandı, girelim içeriye ve talep edelim…

Geçen gün Ali Babacan’ı izlerken, listeye eklenecek bir konu daha buldum… Ara ara mahkeme salonlarında, bazen de Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde kullanılan, ama kullanıldığı her anın resmi kurumsal kayıtlarında da garip bir etiketle, ‘BİLİNMEYEN BİR DİL’ diye işaretlenen KÜRTÇE’de durdum…

Demiş ki Babacan ;


Anlık çeviri hizmetleriyle ilgili TBMM’de bir çalışma var. Dört dil var! İngilizce, Arapça, Rusça ve Fransızca… Bir eksik var! Türkiye’de en çok konuşulan ikinci dil, Kürtçe yok.

Diyebilirler ki, ‘Kürtçe, yabancı dil değil, bu toprakların dili’… Böyle diyorlarsa, eyvallah. Ama o zaman, Meclis kürsüsünde ya da Meclis’te sandalyede oturan Milletvekillerinden Kürtçe konuşan arkadaşlarımız olduğu zaman, tutanaklara niçin ‘BİLİNMEYEN DİL’ yazıyorsunuz? Eğer ‘bilinmeyen dil’ ise hiç olmazsa bir tercümesini yapıverin de insanlar ne olduğunu anlasınlar!

Kürtçe, milyonlarca Kürt’ün dilidir…
Adını koyun artık…
Şu dili bir tanıyın…

Bu ırkçı, ayrımcı zihniyetin mutlaka değişmesi gerekli…

Siz ne hissediyorsunuz bilmiyorum ama…
İstedikçe keyifleniyor insan…
Sınırlarını kaldırıyor…

Aç olduğumuzdan mı bilmiyorum, ama madem başladık, bu defa bende olsun sıra ve Antakya Medeniyetler Korosu ile devam edelim… Ederken de, İSTEYELİM… Listeye bizden de bir şeyler ekleyelim !

Mesela, bu toprakların çok dilli kimliğinde daha çok KÜRTÇE olsun şarkılarda, ama RUMCA da olsun ezgilerde, ERMENİCE de olsun ilahilerde, İBRANİCE de olsun notalarda…

Valilik ya da Ankara Korosu olmasın, ama başladığı ruha dönsün !

Samandağ ipeğinden, kremsi kıyafetler içinde izlediğimiz bu kentin sesini Yeniçeri Askerleri gibi giydirmekten de vazgeçelim hatta !

Onları, çatışmaların, savaşların tarafı yapmak yerine, bırakalım, hedefledikleri BARIŞ için uçurmaya devam etsinler, güvercinlerini…

Ve final talebi, bir memur emeklisinden gelsin mi ?


Hayalim… Markete gidince, Ankaralı politikacıların TV ekranlarından evlerimize yansıttıkları gibi, market sepetini doldurabilmek var ! Mahalle pazarına gidince, file yerine, pazar arabası kullanmak, sebze ve meyveleri doyasıya almak var ! Bir teneke yağa 80-90 lira verirken, pirinç, fasulye ve mercimek alırken, elde kalem-kağıt, hesap yapmamak var ! 25-30 sene çalıştıktan sonra, maaşımla geçinebilmek var ! Hayatımızda bir kez olsun, doyasıya tatil yapabilmek var !

Haklısınız…

Açlığımızı karşılayacak bir liste icat edilemedi henüz !

Bence ne yapalım, biliyor musunuz ?

Bu açlığı seçime kadar unutmayalım !

Hatırlatalım !

En çok da kendimize !!!

(Visited 1 times, 1 visits today)