Ne sattığınız değil…

Nasıl sattığınız önemli!

Hizmet sektöründe misiniz ?
Mal üretimi mi yapıyorsunuz ?

Konu SATMAK’sa, çıkış noktamız PAZARLAMA değil de ne ?

Aslında bizler, bunu Antakya özelinde çokça konuşuyoruz… 

Kentin tarihi ve kültürel zenginliğine rağmen, eldekini pazarlayamayan yöneticiler temelinde konuşuyoruz ! Tanıtırken (!) çok para harcayan, 
ama geri dönüşü olmayan emekleri rüzgara savururken konuşuyoruz ! Sürekli şehir için ‘davet’ yapan, ama eldekinin bakımsızlığının yanı başından ‘hiç bir şey yokmuş gibi’ geçenleri konuşuyoruz ! Bir meydana diktiği 3 semavi dinin sembolüyle, içinde yaşadığı coğrafyanın hikayesini 
paylaşan, ama o hikayeye bile sahip çıkamadığı için gerçeğini rafa kaldıranları konuşuyoruz ! Asi Nehri’ndeki köprülerin zemin bakımsızlığını 
elinin tersiyle bir kenara iten, ama o bozuk zeminin üzerine aydınlatma lambası dikenleri konuşuyoruz ! Peyzaj deneni, bulduğu her şehir 
merkezi boşluğuna çiçek dikmek sananların, aynı şehrin ağaçlarının hastalıklı, yaşlı hallerini es geçişlerini konuşuyoruz ! Bu kentin eski hali içine asfalt yollar yapıp, ardından ürettikleri restorasyon projeleriyle alkış bekleyenleri konuşuyoruz ! Yöreselinin adresi çarşısını AVM 
formuna sokanların yarattığı kimliksizleştirmeyi konuşuyoruz !  

Haklısınız…
Çok konuşuyoruz !

Yok…
Düzelmiyoruz !

Bugün, ufak bir hikâyemiz var buna dair…

“Hayatı, en sade haliyle yaşamak gerek, makyajlamadan, bozmadan, kurgulamadan vermek lazım” diyenlere dair…

O zaman, önce hikayemiz gelsin, ardından güne konulacak noktamız !

-
Yıllar önce, fırtınalı bir gecede, orta yaşlı bir adam ve eşi, Philadelphia’da nispeten küçük bir otel olan Bellevue Otel’ine girdiler. 
Resepsiyona gelerek, görevliden bir oda istediler. Resepsiyon görevlisi, sevimli bir gülümsemeyle, hiç boş odalarının olmadığını, şehirde aynı anda üç büyük toplantı nedeniyle bütün otellerin dolu olduğunu söyledi.

Orta yaşı çiftle resepsiyon görevlisi arasındaki konuşmayı duyan otel müdürü, “Bütün odalarımız dolu, ama sizin gibi bir çifti bu 
fırtınada dışarıda bırakmam elbette mümkün değil” diyerek araya girdi.

“İsterseniz, bir ücret ödemeden, benim odamda kalabilirsiniz. Çok konforlu bir oda değil, ama bu gece dışarıda kalmaktan iyidir.”

Adam, önce kabul etmek istemediyse de, müdür ısrar etti. Kabul ederlerse, çok memnun olacağını söyledi. Orta yaşlı çift, ısrarlar üzerine 
müdürün odasında kalmayı kabul etti. Ertesi sabah, bu orta yaşlı karı koca otelden ayrılırken, otel müdürüne, odasını kendilerine tahsis etmek suretiyle sergilediği fedakarlıktan dolayı teşekkür etmeyi unutmadılar.

Aradan iki yıl geçti… 

Otel müdürü, o fırtınalı gecede eşiyle birlikte misafir ettiği adamdan bir mektup aldı. Adam, kendisini tanıtmış ve New York’a geliş gidiş 
bileti göndermişti. 

Philadelphia’daki küçük Bellevue Oteli’nin Müdürü New York’a gider, verilen adreste, otelinde misafir ettiği adamla buluşur ve adam onu, 
Manhattan’da, 5. Cadde ile 34. Cadde’nin köşesine götürerek, oradaki muhteşem binayı gösterir, bu muhteşem otelin genel müdürlüğünü teklif 
eder! 

Teklifi yapan kişi, sahip olduğu oteller zinciriyle şöhret bulan William Waldorf Astor’tan başkası değildir. Gösterdiği otelde müdürlük teklif ettiği kişi ise bu otelin ilk genel müdürü olacak olan, George C. Boldt…
-

Hayat, bazen, sizin kendinizi ne kadar sade sunduğunuzla da ilgilidir…

Abartısız, makyajsız, samimi olduğunuz kadar kazandığınızla ilgilidir…

O yüzden,

Ne sattığınız değil…
Nasıl sattığınız önemlidir !

Düşünün…