NEYİZ BİZ… ? SAHİ, KİMİZ… ?

“Gerçek öyle büyük ki, ne konuşmak ne uyumak ne dinlemek ne de sevmek istiyorum…” demiş, Frida Kahlo… Sebep bu mu ? O yüzden mi fısıldayarak konuşuyoruz ? Hani yan yana geldiğimizde ‘BENDEN DUYMA AMA..’ diye başlayan cümleler kuruyoruz ! Sanki bize doğrultulan bir namlunun ucunda yaşıyoruz !

O zaman, Şair Didem Madak haklı…

Hayata söyleyin !
Bundan sonra gitsin,
Anlamını masallarda arasın !

Bu şekilde mi yapalım ? Anlamları erteleyelim mi ? Bugüne kadar çabalamışız ama, BOŞMUŞ mu diyelim ? Ya da vazgeçelim… Bekleneni, isteneni, hatta ÖDÜL hangisindeyse onu yapalım ! Bize ait olanları değil, ONAY görenleri kullanıp cümleler kuralım…

Ama bir şeyi de unutmayalım…
Başka bir şairin dediği gibi…

Ses
yankısını bulamazsa
yiter
ya…
İnsan da
öyle…

Olmak istediğimiz bu mu ? Yitip gitmek mi ? Gökyüzünden asılı iplerin ucunda sallanan yaşamlarımızı birer KUKLA gibi oynamak mı ? Kolumuzu, bacağımızı ve hatta yüz mimiklerimizi kontrol edenlerin ağzından çıkacak birkaç sözle hayat şekillendirmek mi ?

Tüm bu kelimeler ne için mi ?

Geçtiğimiz günlerde Antakya’da açılan bir sergide karşımıza çıkan BİZ için… Eksiltilen BİZ için… Parça parça sökülen BİZ için… Ama buna rağmen GIKI dahi çıkmamış BİZ için… Konuşmamış, çığlık atmamış, ACI bile çekmemiş BİZ için… Yokmuş gibi davranmış BİZ için…

Bir heykelin DÜN resmi için…

Hani bir avucunda DÜNYA tutan koca bir EL ve diğer tarafta 3 semavi dini göğe yükseltmiş diğer EL için… Ardından avucunun içi boşaltılan o EL için… Antakya’nın bir meydanında hikâyesi ile duran ve aslında tek tek her birimizi anlatan bir fısıldayış için…

Konuşmadık ama !
Hem de hiç konuşmadık…
Bitti, geçti, unuttuk da zaten !
Anlamsızdı, boştu, sustuk da zaten !

Sustuk !
Ya da susturulduk !

Tam da buna dair Kazım Koyuncu söylesin mi ? Kanserle mücadelesini kaybetmiş, ama hayata karşı dimdik durmuş biri söylesin… Susanlara… Bir gün ÇOK GEÇ KALMIŞ olarak konuşacaklara…

…Neredeydik biz ? O kadar AYDINLAR, politikacılar ? Ben artık yetişkinlerin yaptığı hiçbir şeye güvenerek bakmıyorum. Hayatta iş güç sahibi olan, askerliğini bitirmiş olan insanlardan, politikacılardan, işadamlarından, hiçbirinden bir yürek hissi alamıyorum. Gözümüzün önünde o denize taş attılar, doldurdular, berbat bir şey yaptılar… Halkı anlayabiliyorum. Halkın UYUMASINI anlayabiliyorum. Çünkü onlar geç uyanırlar. E benim gözünü sevdiğim AYDINLAR ! Ben zavallı bir halk sanatçısı olarak, genç yiğit bir karadenizli olarak o acıyı çektim. Sizler NİYE ŞİMDİ yüksek sesle bağırıyorsunuz, NİYE o zaman SUSTUNUZ?

Yok, herkes alınmasın üzerine !

UYUYANLAR değil bize düşen…
Çaresizlik içinde UYUTULANLAR da değil !

Bilenler… !!!
Ama bilmemezlikten gelenler…
Görenler… !!!
Ama gözlerini olana kapatanlar…
Duyanlar… !!!
Ama kulaklarını hayata tıkayanlar…

Onlar BİLİRLER kendilerini !
Onlar çoklar, KALABALIKLAR !
Ama bizim için yoklar, hiç olmadılar !

Bilsinler…

(Visited 53 times, 3 visits today)