Okumalara devam… EXPO’dayım bugün !


“Artık her şey bir yarış ! Hayata HİÇ DİKKAT ETMEDEN yaşıyoruz... Uyuyoruz ve gördüğümüz rüyayı anımsamaya bile özen göstermiyoruz... Sadece 
çalar saate bakıyoruz ! Sadece geçen zamanla, onu geçirmekle, gerçekten isteneni ertelemekle ilgileniyoruz ! Dikkatimiz, “şimdi” değil,
“sonra” üzerine yoğunlaşmış durumda… Özellikle kentlerde hayat, tek bir an durup düşünmeden, bu koşuyu dengelemeye yarayacak olan huzura
tek bir an ayırmadan geçip gidiyor... Artık kimsenin hiçbir şeye zamanı yok ! Hatta şaşırmaya, iğrenmeye, hüzünlenmeye, aşık olmaya, 
kendi kendiyle baş başa kalmaya bile zaman yok ! Bu koşmanın bizi mutlu edip etmediğini kendimize sormak için durmak konusunda bile
kendimize uyduracağımız pek çok bahanemiz var ! Eğer yoksa da, bunları uydurmakta üstümüze yok…”

Tiziano Terzani yine haklı !
Atlıkarıncada Bir Tur Daha’da yazmış bunu…

Hayata biraz dikkat edelim o zaman ve ben başlayayım, olur mu ?

Antakya’da, Vakıf İşhanı’nın etrafını kapatan ahşap suntadayım !

Suntaya eklenen EXPO reklam brandalarında !

Aslında hiç bir şey söylemeyende !

Sadece eklenende !

Bitende !

Bence, bir şeyi yapma amacınız olmalı ! Sadece YAPMAKSA amaç, ama bir ÇIKTISI yoksa yapılanın, bir MİSYONU yoksa verilen çabanın,
bir GETİRİSİ yoksa ortaya konan yorgunluğun, yapma sebebimiz NE sahi ?

Sadece yapmak mı ?

Suntaya ekleme yapan Büyükşehir Belediyesi Yönetimi, eldeki yerine, ki yine EXPO içerikli, ama biraz daha renkli, biraz daha yaratıcı,
hatta mesaj kaygısı da taşıyan, bu kentin kadim kimliğinin de daveti olabilecek bir çalışma yapamaz mıydı ?

Mesela;

Bir çok dilde, HOŞGELDİNİZ diyen !

EXPO’nun program akışına dair içerik sunan !

Bu kentin BOTANİK zenginliğini resmeden !

EXPO’da NE olduğunu anlatan !

Farklı dillerde rehberlik sunan !

…bir şeyden bahsediyorum !

Eldekinden değil !

Hiç değil !

Bu bir tavsiye, KRAL ÇIPLAK hikayesi değil, hele ki eleştiri HİÇ değil, ama yapılması gerekenin de altını çizmek, her yapılanı 
delicesine alkışlamak üzere KURGULANMIŞ replik hayatların kalabalığından uzakta, bu kente birazcık da olsa nefes vermek !

Bunu, kurumsal bir kimlikle paylaştım geçende ama… Bana dediği, “öyle her şey pat diye söylenmiyor, yanlış anlaşılıyor” oldu !
‘PAT’ diye söylenmiyorsa, nasıl söyleniyor ? Peki, böyle bir şey, alıştıra alıştıra mı söylenir ? Sadece “OLMADI” demek, bu kadar mı 
zor ? “Daha iyisi olabilirdi” demek hele ki !

Pascal Mercier, “Lizbon'a Gece Treni” adlı kitabında, 

…“içimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor?” diye soruyor !

Fırtınalar kopuyor, olmalı ! Bu kadar ONAYLI yaşayan, UYUMLU görünen, sürüden KOPMAYAN bireylerin ruhlarının görünmeyen kısımları
YARA BERE içinde olmalı, yaşadıkları sessiz fırtınaların şiddetinden !

“Sen, içindeki yolu tamamlamalısın” der bir öğreti !

Tüm o söyleyemediklerimiz, yarım kalan yollarımız o halde… Demek, o yüzden hiçbir yöne gidemiyoruz, uzunca… Çünkü hiçbir yolu sonuna
kadar tamamlayamamışız ! Her bir yolun başında durmuş, adımlarımızı ise rafa kaldırmışız ! Yarım kalmış her yolun hikayesini,
dilsiz bırakmışız !

Garip olan,

…kendi anadilinde KENDİ olamayanların coğrafyasında, ikinci bir dil öğretme telaşımız !