Paylaşsak mı ? Yoksa saklasak mı ?

Saint Pierre Kilisesi’nin dahil olduğu dağlık alanın yanı başından, Hacı Krüş Deresi boyunca içeriye doğru ilerledik hafta sonunda… Aslında, doğa yürüyüşü (trekking) turizmi adına elimizde ne büyük cevherler varmış, hem de kent merkezine bu kadar yakın bir noktada, bunu fark ettik…

Hadi biz farkına varamamışız… !
Hatta yeni yeni fark etmişiz… !

Peki, bu tür alanları, CAN ÇEKİŞEN kent turizmine kazandırması gerekenler NİYE farkında değil sahi ? Belki de farkındalar, ama fark etmemizi istemiyorlar ! Eldekinin idaresinde (!) o kadar başarılıyız ki, yeni yeni YÜKLERİ hiç istemiyorlar !

Haklısınız…
NEDEN bu !

Ama kendi adıma, böylesi bir alanın kent turizminden bu kadar kopuk kalmasına üzüldüm desem… Hele ki, içeriye doğru ilerlerken, yaklaşık 500 metre ötede karşılaştığımız Roma dönemi bir Su Seddi ile karşılaşmışken… Tarihi geçmişi 1500 seneden daha öteymiş, biliyor musunuz ? Hala yerinde… Tüm görkemiyle… Tüm hikâyesiyle… Her şeyini fısıldamaya hazır haliyle…

O, diğerlerine BEN BURADAYIM diyor da…
Diğerleri niye DUYDUK diye eklemiyor sahi ?

Bu, yeni bir GÖRMEDİM-DUYMADIM-BİLMİYORUM oyunu mu ?

Başarılılar ama…

Şu ana dek ne GÖRDÜK…
Şu ana dek ne DUYDUK…
Şu ana dek ne de BİLDİK…

Peki, faydası NE oldu bunun, hani görmemenin, duymamanın ve bilmemenin ?

Aslında, sırf Dağ ve Doğa Yürüyüşü (Trekking) için dünyada özellikle gezen bir kitle var, biliyor muyuz ? Ki bizdeki sadece dağ ve doğa da değil, tarih de içinde… Dünün Roma’sı da… Dünün Helenistik kimliğinden damlayanları da…

Mesela, biliyor muyuz ?

Annapurna alanı, Nepal’deki en popüler trekking alanlarından biri ve her yıl 25.000’den fazla ekoturist tarafından ziyaret ediliyor… Buradan elde edilen gelir mi ? Yaklaşık 40.000 yerlinin geçimini sağlıyor…

Aslında haklısınız !

Nepal gibi, egzotik bir ülkenin popüler çekiciliği ile yarışmak zor, ki tanıtım ve reklam konusunda, YOKSUL bir ülke de olsalar, bizden FERSAH FERSAH ilerideler… Ne yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını bizden çok daha iyi biliyorlar…

Biz mi ?

Kendi kentimizin binlerce yıllık geçmişine rağmen, yaz-kış sokaklarda turist görmemeye alıştık, ki Suriye krizi öncesinde de bu konuda çok başarılı değildik… Peki, bundan sonra değişir miyiz ? Yok, umutlu değilim…

Ama eldekinin keşfinde, uzun vadeli doğa ve tarih yürüyüşleri için bir ROTA çıkarılmasını tavsiye edebilirim, en azından adımladığım noktaya kadar gördüklerim bana bunu dedirtiyor… Ama bir şey daha var tabi, dün haber şeklinde verdiğimiz bir şey daha… Eldekini kirleten bir şey daha…

Yaklaşık 1.5 km içeriye yürürken, bir derenin yatağını takip ettik… Bizlere eşlik edenin anlattığına göre, zamanında bu alanlar piknik yapılan yerlermiş… Hatta akan su o kadar temizmiş ki, insanlar suya bile girerlermiş…

Şimdi mi ?

Tavsiye etmem… Dere, dün gibi değil… Akan su da… Hafif kahverengi, bolca da köpüklü… İçindeki kimyasalların içeriğini bilmiyorum ama, eldekinin tarihinde kaybolduğumuz kadar, dereyi de kaybetmişiz… !

Aslında, var olanı keşfedelim derken, korkmuyor da değilim…

Çünkü bizler, henüz ne kent MARKA’sı yönetmeyi ne de TURİZM olgusunda BİZ olup bir MASTER PLAN çevresinde oturup konuşabilmeyi başaranlardan değiliz, ki şu ana kadar olamadık da… O yüzden, turizm denen şeyi ‘betonlaşmak’ olarak algılayanların kalabalığında, belki de yürüdüğümüz bu yolu biraz daha kendi halinde bırakmalıyız…

Ne dersiniz ?

(Visited 2 times, 1 visits today)