Pazarlanan korkularımız… Korkularla beslenen cehaletimiz…

Batıl inançlarınız var mı ? Vardır… Aslında hepimiz bir şeylere inanırız… Hatta inandığımız şeylerden korkarız… Korktukça da, kötü şans getirmesin diye ‘asla yapmayacağımız şeyleri’ yapmaya başlarız… Sizi bilmem ama; birçoğumuz merdiven altından geçmekten, içeride şemsiye açmaktan ya da on üçüncü Cuma uçağa binmekten korkar, iyi şans için de ya parmaklarını çapraz yapar veyahut tahtaya vurur.  Hatta daha da ileriye gidip, muskalardan yardım alır… Büyü yaptıranlarımız mı ? Asla eksik olmazlar !

 

KORKU denen şey biraz da bu yüzden pazarlanması en kolay ve en karlı olgu… Peki, aynı korkuyu, batıl inançlardan biraz uzakta, Tanrı’ya daha yakın bir noktada, Din’de bulmak mümkün mü ? DİN’le korkutmak mümkün mü ? Korkutarak kontrol etmek mümkün mü ? Kontrol edip sömürmek mümkün mü ? Sömürüp cehaletinde hapsetmek insanları… Mümkün mü ?

 

Aslında hepsi mümkün !

Çünkü hepsi, yaşadıklarımız…

 

Dün de…

Bugün de…

 

O halde doğru…

 

Toplumları; denileni istisnasız yapan, düşünmeyen, karşı çıkmayan, değerlerini unutan, her anlamda köleleşen ve hatta robotlaşan bireylerden oluşmuş yığınlar haline getirmek için sürekli yeni korkular üretiyor, ardından da üretilen bu korkuların ticaretini yapıyoruz.

 

Cemaatler de bu korkuların ürünü mü ?

Onlar, dinleri pazarlayan güç odakları mı ?

 

Peki, bizde ne kadar güçlüler, ne kadar kalabalıklar ?

 

Aslında çoklar, ama sessizler, derinden ilerliyorlar…

Karda yürüyüp, izlerini belli etmiyorlar…

 

Okulları kontrol ediyorlar mesela…

Finans sektöründe sermayenin ritmini tutuyorlar…

Ama hepsinden öte, politikaya atılıp Ankara’ya yerleşiyorlar.

 

O yüzden bugün DİN’i konuşalım istiyorum… Bizim gibi AZ gelişmiş, BİREY olmak yerine KUL olma ısrarından bir türlü vazgeçmemiş bir coğrafyada Ankara’ya yerleşmiş cemaatlerin başımıza neler getirebileceğini de az buçuk görmüşler olarak, bir bileni dinleyelim istiyorum… Ama en çok da, korkularımızı kullananların DİN’i ne hale getirdiğinin resminde bir şeyleri netleştirelim istiyorum…

 

Konuşacak kişi mi ?

 

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu…

 

Bir Gazete’ye konuşmuş Bardakoğlu, ki çok sık duymadığımız şeylerden bahsetmiş, Din’i temsil edenlere eleştiri yüklemiş, din adına yükseltilen dilin öfkesinden bahsetmiş, tehlikesinden de… O yüzden, bu sayfayı zar zor teslim ettiğimiz isimler arasına kattık kendisini bugün…

 

Şimdi o sıralasın tespitlerini, ardından biz noktalayalım…

 

> “Bugün, İslam dünyasında; şiddetin, terörün, nefretin olduğu doğrudur. Bununla yüzleşmemiz gerekiyor. İslam, adaletten çok söz eder, fakirin yanında olmaya teşvik eder ama, bugün İslam dünyasında insan değeri çok aşağılarda…”

> “Toplumun sosyal, ekonomik ve siyasal hayatında çok büyük çatlaklar, zaaf noktaları varsa ve fırsat eşitliği yoksa, insanlar, tüm sorunlarını dini alana taşıyıp, öfke ve kavgalarını din üzerine yapabiliyorlar…”

> “Küçük çocukların evliliğini din adına elbette savunamazsınız. Kitap böyle yazıyor diyerek olayın geçiştirilmesi savunulmaz…”

>”İslam üzerinden siyaset yapılması, İslam’ın ideolojik bir düzleme çekilmesi, İslam’ın kendisine büyük zarar verdi…”

> “Kutlama günah olmaz. Yılbaşını, hicri yılı ya da miladi yılı kutlamak da günah değildir. Hatta güzel bir davranıştır. İnsanların yeni yılı kutlamasına diyanet ve din bir şey demez. Diyanetin ve din hocalarının demesi gereken şey ‘Kutlamana haram bulaştırma. Kutlamana içkiyi, kumarı karıştırma’ olmalıdır…”

> “Din adamları çok arkaik kaldı. Tarihe takıldılar. 21. Yüzyıla girdik ama hâlâ hicri 3. ve 4. asırdaki yorumları bize gerçek din olarak sunma yanlışını sürdürüyorlar… ”

 

Birkaç tespit belki ama…

 

Sizce de, eldeki korkuları yaratanların tek tek fotoğrafını çekmemiş mi, hatta robot resimlerini çizmemiş mi ?

 

Çizmiş… Çizmekle de kalmamış; Siyasallaşan DİN içinde Cemaatleşerek devleti ele geçirmek isteyenlerin yarattığı korku tünelleri içinde ilerleyen bizlere NEREDE olduğumuzu hatırlatmış, kula teslimiyetlerimizi de…

 

Peki, korkmaya devam mı ?

 

(Visited 1 times, 1 visits today)