Rahatınızı bozmayın… Henüz kimse ölmedi !

Mart ayı mıydı ?
Yoksa Nisan ayı mı ?
Tarih önemli mi sanki ?
Elde bir uyarı vardı hani…
DİKKAT EDİN diyen bir uyarı…

Hatta, “Duvarlar ‘yıkım’ tehlikesi oluşturduğundan, kaldırım kısmen yaya trafiğine kapatılmıştır” uyarısıyla, yanı başından geçip gittikleri DUVAR için DİKKAT etmesi gerekenlere işaret eden bir uyarı… Uyarının sahibi mi ? Antakya kent merkezindeki PTT Baş Müdürlüğü ! Kurum binasının ön cephesine okunaklı bir şekilde yazmıştı bu uyarıyı… Kocaman harflerle hem de ! Biz de okuduk ! Okuduk ve bekledik ! Bekledik, ama hiçbir şey görmedik ! Ne o uyarıya ait bir çalışma ne de TEHLİKE arz eden duvarların yanı başından geçenleri uyaran başka bir şey ! Ki duvarı yayalardan ayıran dubalar da işlevini yitirdi zaman içinde… O dubaları birbirine bağlayan zincir de söküldü birileri tarafından… Bu süreç içinde dubalarca işgal edilen (görme engellilerin) kılavuz çizgileri yerine yapılanlar mı ?

Eldeki komedi için soralım diyeceğim ama…
Sormak İÇİMDEN bile gelmiyor desem…
Zaten sorsam da NE değişecek ki ?

Değişir mi ?

Değişmez…

Peki, eldekini NE mi değiştirir ?

Mesela DUVAR için ne zaman bir şey yaparız ? “Duvarlar ‘YIKIM’ tehlikesi oluşturduğundan, kaldırım kısmen yaya trafiğine kapatılmıştır” denen o uyarıyı NE olur da hayata geçiririz ? Sahi, dubalarla hayat kurtarmaktan sıkılıp, ADAM gibi iş yapmaya ne zaman başlarız ? Peki ya YAPACAĞIZ diye başladığımız bir şeyi aylarca SAVSAKLAMAK yerine YAPMAYA hangi ara başlarız ?

Siz söyleyin !
Ne zaman başlarız ?
Cevabınız var mı, yoksa…

Ben mi söyleyeyim !

Bir konuda çok netim… Bu ülkede, bir konuda bir şeylerin değişmesi ve işlerin NORMAL şartlarda ilerlemesi için ANORMAL bir şeylerin olması, başımıza gelmesi ve bizleri uyandırması gerek ! Bu hep böyle oldu… Bundan önce de, ki bundan sonra da…

O yüzden…
Bir şey olması gerek…
Kötü bir şeylerin olması gerek…
Tehlike dediklerinin sonuç vermesi gerek…
Birilerinin yaralanması, hatta ÖLMESİ gerek…
Tehlike dediklerimizin altında kalmamız gerek…
Eldeki komedinin trajediye dönüşmesi gerek…

İşte ondan sonra uyanırız !
Eldeki gerçeğe uyanır ve değişiriz !
Ölümün bedeninde ağlar, ayağa kalkarız !

Onca uyarıyı unutur, ölüme de ‘kader’ deriz ama ! Ki değişiriz değişmesine de, içinde sıkıştığımız kalıbımızda da direniriz ! Tarihin tekerrürü denen şeyin APTALLAR için olduğunun ispatında durmak nasıl bir duygu bilinmez ama, direne direne KAZANMAK yerine, ÖLE ÖLE hayatta kalmayı yeğleriz !

Eldeki adına ABARTTIK mı ?
Yoksa sadece basit bir DUVAR mı ?
Zaten henüz kimseler de ölmedi ki !!!

Üzerine alınması gerekenler alınır mı bilmiyorum ama !

Abdülhak Şinasi Hisar’ın ‘Boğaziçi Mehtapları’nda dediği bir şey var…

Kalbinde biraz zekâ olmayanlar hiç çekilmiyor…
Zekâsında biraz kalp olmayanlar hiç sevilmiyor…

Haklı…

Peki, bundan sonra ne mi olacak ?

OLMASINI bekleyeceğiz…
Başımıza bir şeylerin gelmesini bekleyeceğiz…
Ardından da KADER deyip, eldeki gerçeğimize döneceğiz…

Yok, değişmeyeceğiz !

(Visited 1 times, 1 visits today)