Tahammül ve Hoşgörünün Sonuna mı Geldik…?

Türkiye’yi radikal ve köktendinci saldırılardan, sızıntılardan, kuşatmalardan korumak ve kollamak bu çok uygarlıklı, çok uygarlığa sahip ülkede Cumhuriyetin kurulmasından beri temel esas ve görevdi.

Yaşam farklılıklarına, inanç gruplarına ve yaşamı anlama biçimine göre hayat tarzları açısından farklılıklar gösteren çok merkezli bir toplumda “olmazsa olmaz” diyeceğiniz ana kural birbirine saygıdır. Siz; size göre bir toplumda ve yine size göre bir anlayış, inanç çerçevesinde yaşamak isteyebilirsiniz ancak sizin karşınızda aynı duygulara, beklentilere sahip bir başka topluluk çıkınca ne olacak. Hiç kimse kendi kimlik, inanç ve kültüründen vazgeçmeyeceğine göre “tahammül ve hoşgörü” devreden çıkarsa çatışma kaçınılmaz olur.

Suriye’de çatışmaların iki kadın doktorun Dera kentinde yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası göz altına alınmasıyla başladığını kimse unutmasın. Kadınların göz altına alınması ve saçlarının sıfıra vurulması, yakınların sokağa dökülmesiyle bugün Suriye’de 600 bin insanın resmi kayıtlara göre yaşamını yitirdiği bir büyük yok oluş, anlamsız bir savaş başladı. Bir anda, hiç kimsenin ummadığı bir zamanda, bir avuç aptallığın yüzünden. Şu an 10 milyon Suriyeli’nin ülkesini terk ettiği belirtiliyor. Bunun 4,5 milyonu Türkiye’de. Ölen 600 bin kişiden 200 bini çocuk ve kadın. Yine İnsan Hakları raporlarına göre 60 binden fazla kadın tecavüze uğramış durumda. İnsanlık dışı bir tablo.

Gördünüz; 23 Nisan şenliklerinde Atatürk’ün koltuğunda oturan İsmail Kahraman’ı. Bırakın buluğa ermeyi (ki dinimiz bunu emreder) oturduğu yerin bile farkında olmayan bir ilkokul bebesinin kafasına koca türbanı sarmışlar ve başkanın yerine oturtmuşlar. Bizi Antakya’da “Hoca Torunu” diye tanıyıp severler. Ancak böyle bir eziyeti rahmetli kadın Rabia diye bilinen babaannem “Mevlüde Hoca” görseydi acaba ne derdi bize. “İslamin şartı 5, altıncısı Allah’tan korkmak ve kuldan utanmak” diye bize dinimizi öğreten Antakya deyimiyle “Mevlüde Kadın” bunları görse ne yapardı acaba. “Çalsın ama bana da versin” diyenler Müslüman, “Erdoğan’a dokunmak ibadettir” diyen Müslüman, “Erdoğan Allah’ın vasıflarını taşıyan lider” diyen Müslüman, 15 yılda 350 milyar dolar yolsuzluğa sebep olanlar (Uluslararası Şeffaflık Örgütü – Transperancy International rakamları. Ayrıca Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz bu rakamı Halk TV’de Türkiye Nereye programında tekrar vermişti) Müslüman ve bunlar İslam’a uygun değildir diyen kafir.

Öyle mi…???

Referandum sonrası Türkiye’de kendisini galip ilan edenlerin yaptığı taşkınlık ve saldırganlık mutlaka durdurulmalı. Avrupa’dan kovulmak üzere olan bir Türkiye, “Yeriniz Arabistan” diye bar bar bağıran Avrupalı ve Amerikalı bilim insanları, çöken ve biten bir turizm ve ekonomiden can yakıcı manzaralar.

Bakın Türk-iş’in bu ayla ilgili rakamlarına. Nisan ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı bin 518, yoksulluk sınırı ise 4 bin 944 lira. 31 milyon insan yoksul, bunlardan 16 milyonu aç. Esnaf kepenkleri indirmiş, kimsenin yüzü gülmüyor, evine ekmek götürmeyi başaranlar nerede ise alkışlanacak.

Bitiyoruz ve tükeniyoruz; hala farkında değil misiniz…?

Bütün bunların üzerine Hatay’da 19 Nisan 2016’da öncelikle dedemin ve babamın dükkan komşuları Musevi kardeşlerimin mezarları kırıldı ve tahrip edildi. Birkaç kendini bilmez dedik. Üzüntümüzü içimize attık.

Şimdi de yine Hatay Arsuz Gözcüler’de 18 Nisan günü Arap Alevi kardeşlerimin türbelerine ve mezarlarına saldırıp kırmışlar.

Birincisi bunu yapan insan değildir, ikincisi bunu yapan asla bir Hatay’lı değildir.

Unutmayın; “Tahammülün ve Hoşgörünün bittiği yerde çatışma başlar”…!

Allah Türkiye’mizi, Hatay’ımızı, huzurumuzu ve barışımızı korusun. Allah bunu yapanlara akıl ve hidayet versin, bunu bilerek yapanları kahretsin…!

Fatih Ertürk

(Visited 1 times, 1 visits today)