Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

TTB raporu uyardı: Hatay’da depremin psikososyal yıkımı sürüyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) tarafından hazırlanan “Şubat 2023 Depremleri 3. Yıl Değerlendirme Raporu”, depremin üçüncü yılında sağlık, barınma ve psikososyal iyilik hâlinin iyileşmediğini, aksine birçok alanda kronikleştiğini ortaya koydu. Raporda özellikle Hatay’da sağlık altyapısının yetersizliği, barınma krizinin sürmesi ve toplumsal travmanın derinleşmesi dikkat çekti.

Raporun kamuoyuyla paylaşıldığı süreçte konuşan Hatay Tabip Odası Başkanı Dr. Sevdar Yılmaz, depremin yalnızca binaları değil, kentin belleğini ve insan ilişkilerini de yıktığını vurguladı.


“Deprem bizim için hâlâ sürüyor”

TTB-SES raporunda, deprem bölgesinde yaşayanların önemli bir bölümünün olayı geçmişte kalmış bir afet olarak değil, her gün yeniden yaşanan bir süreç olarak tanımladığı belirtilirken; Yılmaz da bu durumu şu sözlerle ifade etti:

“6 Şubat 2023’te çoğumuz için hayat sonsuza kadar durdu. Deprem bizim için bitmedi, hâlâ devam ediyor.”

Raporda, inşaat gürültüleri, altyapı sorunları ve yaşam koşullarındaki belirsizliklerin deprem anını sürekli tetiklediği, bunun da psikososyal iyilik hâlini olumsuz etkilediği vurgulandı.

Hatay’da sağlık sistemi hâlâ toparlanamadı

Raporun en çarpıcı başlıklarından biri sağlık alanındaki eksiklikler oldu. Hatay’da depremde yıkılan veya ağır hasar alan hastanelere ait 1.200 yatak kapasitesinin hâlâ karşılanamadığı, çok sayıda Aile Sağlığı Merkezinin konteynerlerde hizmet verdiği belirtildi. Yaklaşık 60 bin kişinin birinci basamak sağlık hizmetine erişemediği kaydedildi.

Bu tabloya dikkat çeken Dr. Yılmaz, yanlış yer seçimiyle yapılan projelerin ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi:

“Hatay’ı sevdiniz, olmayacak yere devasa hastaneler yaptınız. Uyarılar dikkate alınmadı, depremde yıkıldı. Şifa dağıtması gereken hastaneler mezarlığa döndü.”

“Ev değil, yuva istiyoruz”

TTB-SES raporunda barınma sorununun yalnızca bir çatı meselesi olmadığı; aidiyet, güvenlik ve toplumsal bağlarla doğrudan ilişkili olduğu vurgulanırken, Yılmaz bu durumu şu sözlerle özetledi:

“Hataylılar 4 duvardan oluşan TOKİ evleri değil, yuva istiyor. Komşularını, mahallelerini istiyor.”

Raporda, konteyner yaşamının bağımlılık, şiddet ve suç risklerini artırdığı, toplu konut projelerinin ise mahalle dokusunu parçaladığına dikkat çekildi.

“Makyajlanmış kentler gerçeği gizliyor”

Raporda yer alan bir diğer önemli tespit ise deprem bölgelerinde oluşturulan “makyajlanmış kent” görüntüsü oldu. Belirli günler öncesinde temizlenen ve süslenen caddelerin, günlük yaşamda süren elektrik, su ve ulaşım sorunlarını gizlediği belirtildi.

Yılmaz da bu duruma tepki göstererek, Hatay’ın bir vitrin kentine dönüştürülmek istendiğini söyledi:

“Hatay’ı bir Potemkin köyüne çevirenleri değil, acımızı anlayan yöneticiler istiyoruz.”

Kadınlar, çocuklar ve gençler en kırılgan gruplar

Raporda, deprem sonrası dönemde kadınların artan bakım yükü ve güvencesiz emek nedeniyle daha fazla yıprandığı; çocuklar ve gençler açısından ise eğitimden kopma, umutsuzluk ve riskli davranışların arttığı vurgulandı.

 

Adalet vurgusu

TTB-SES raporu, kamusal süreçlerdeki belirsizlik ve adalet duygusunun zedelenmesinin toplumsal ruh sağlığını derinden etkilediğini ortaya koyarken, Dr. Yılmaz da adalet talebini net bir dille dile getirdi:

“Biz adalet istiyoruz. İhmali olan herkes yargılansın ama adil yargılansın.”

“Hatay yeniden inşa değil, yeniden yaşam istiyor”

Raporda afet sonrası iyileşmenin kendiliğinden olmayacağı belirtilerek, barınma, sağlık, geçim, adalet ve toplumsal bağları birlikte ele alan hak temelli politikalar çağrısı yapıldı.

Dr. Yılmaz ise konuşmasını Hatay’ın talebini özetleyen şu sözlerle tamamladı:

“Biz medeniyetler şehri Hatay’ı istiyoruz. Kiliselerimizin, havralarımızın müzeye dönüştüğü değil; yaşamın sürdüğü bir Hatay istiyoruz.”