NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu, evrenin en ayrıntılı incelenen bölgelerinden birinde bilim insanlarını şaşırtan bir ışınım tespit etti. Sinyal farklı gözlemlerde tekrarlandı ancak onu üreten gök cismi, Hubble ve James Webb’in derin görüntülerinde ortaya çıkarılamadı. Araştırmacılar, alışılmış açıklamaların yetersiz kaldığı bu gizemli kaynağın peşinde.
Evrenin derinliklerinde, ışığı teleskoplara ulaşmasına rağmen kendisi görüntülerde seçilemeyen bir kaynak keşfedildi. James Webb Uzay Teleskobu’nun yaptığı gözlemler, astronomların bilinen gök cisimleriyle kolayca açıklayamadığı sıra dışı bir ışınımı ortaya çıkardı.
The Astrophysical Journal dergisinde yayımlanan araştırmaya göre sinyal, Hubble Ultra Derin Alanı olarak bilinen ve uzak galaksilerin araştırıldığı bölgede tespit edildi. Üstelik ışınım, farklı gözlem konumlarında ve teleskop yönelimlerinde tekrar kaydedildi. Bu durum, bulgunun sıradan bir ölçüm hatası olma ihtimalini önemli ölçüde azaltıyor.
Ancak asıl soru hâlâ yanıtlanabilmiş değil: Işık var, sinyal tekrar tekrar görülüyor; peki onu üreten cisim nerede?
Teleskopların en derin bakışında bile görünmedi
Araştırmacılar, James Webb’in NIRSpec adlı yakın kızılötesi tayfölçerini kullanarak yaklaşık 1,60 mikrometre dalga boyunda güçlü bir emisyon çizgisi belirledi.
Emisyon çizgileri, gök cisimlerinden gelen ışığın belirli dalga boylarında yoğunlaşmasıyla oluşuyor. Astronomlar bu izleri kullanarak yıldızların, galaksilerin ve diğer kozmik kaynakların fiziksel özelliklerini anlamaya çalışıyor.
Fakat bu keşifte alışılmış tablonun dışında bir durumla karşılaşıldı. Sinyalin bulunduğu konumda, Hubble ve James Webb’in son derece derin görüntülerinde karşılık gelen belirgin bir gök cismi görülmedi.
Araştırmacılara göre ışınımın farklı gözlemlerde yeniden tespit edilmesi, bulgunun gerçek bir astronomik kaynağa ait olduğu görüşünü destekliyor. Buna karşın kaynağın kimliği henüz belirlenemedi.
Bilinen gök cisimleri açıklamakta yetersiz kalıyor
Bilim insanları, sinyalin bilinen bazı emisyon çizgileriyle açıklanıp açıklanamayacağını değerlendirdi. Ancak ölçülen dalga boyu, kaynağın görüntülerde görünmemesi ve başka çizgilerin tespit edilememesi, yaygın açıklamaların birçoğunu güçleştiriyor.
Araştırmada aktif galaktik çekirdekler ve geçici kozmik olaylar gibi olasılıklar tartışılıyor. Aktif galaktik çekirdekler, merkezlerinde maddeyi yoğun biçimde çevresine çeken süper kütleli kara deliklerin bulunduğu son derece enerjik sistemler olabilir.
Bununla birlikte, mevcut bulgular sinyalin kesin olarak bir kara delikten kaynaklandığını göstermiyor. Kaynağın doğasını ortaya çıkarmak için yeni gözlemler ve daha ayrıntılı analizler gerekiyor.
Yeni bir gök cismi mi, yoksa sıra dışı bir kozmik olay mı?
Keşfin dikkat çekici yönlerinden biri, araştırmacıların daha önce bilinen kaynakların parlak ışığını sınırlayarak daha zor fark edilen sinyalleri araştıran yeni bir gözlem tekniği kullanması.
Çoklu Nesne Koronagrafisiyle Yarıksız Spektroskopi (MOCSS) adı verilen yöntem, James Webb’in NIRSpec cihazındaki mikroskobik açıklıklardan yararlanıyor. Böylece parlak ve bilinen nesnelerin ışığının etkisi azaltılarak daha sönük kaynakların izleri araştırılabiliyor.
Bu yöntem sayesinde ortaya çıkarılan bulgu, evrenin çok iyi incelenmiş bölgelerinde bile henüz tanımlanamamış astronomik olayların bulunabileceğini gösteriyor.
Şimdilik kesin olan, araştırmacıların alışılmış açıklamalarla kolayca tanımlayamadıkları bir ışınım kaynağı keşfetmiş olması. Bunun yeni bir gök cismi mi, sıra dışı bir geçici olay mı, yoksa mevcut modellerin yeniden değerlendirilmesini gerektiren bir durum mu olduğu ise yapılacak yeni gözlemlerle anlaşılabilecek.
Evrenin derinliklerinden gelen bu ışığın ardındaki sır henüz çözülmüş değil. Astronomların önündeki en önemli görev, kaynağın ne olduğunu ve neden teleskop görüntülerinde görünmediğini ortaya çıkarmak.
