Bir yılı daha geride bıraktık. Takvim yaprakları değişti, rakamlar yenilendi; biz de ister istemez “yeni
umutlar” demeye başladık.
Her yeni yıl, beraberinde temenniler getirir: Eskisini aratmaması, hatta mümkünse ondan daha iyi
olması istenir.
Umut etmek insanın doğasında var. Ama mesele sadece umut etmek değil; o umudun karşılığını
alabilmek.
Ne yazık ki burada durup düşünmek gerekiyor. Çünkü yeni dönemin meyvelerini toplamak
istiyoruz ama çoğu zaman dallar elimizin ulaşamayacağı kadar yüksekte kalıyor.
Neden mi?
Sebepler çok, saymakla bitmez. Ama en basitinden başlamak gerekirse, asgari ücretten
başlayalım.
“Asgari ücret” deyip geçmeyin. Bugün hayatın neredeyse tamamı ona endekslenmiş durumda.
Emeklinin geliri, dar gelirlinin sofrası, kiralar, faturalar, market rafları… Hepsi bir şekilde asgari
ücrete bakıyor. Zincirin ilk halkası orası. Orada atılan her adım, diğer tüm halkaları peşinden
sürüklüyor. Gelecek planlarımız bile ona bağlı hale gelmiş durumda.
Hal böyleyken yeni yılı nasıl karşıladık? Kutladık mı gerçekten, yoksa kutluyor gibi mi yaptık? Belki
de en doğrusu, “kutluyor gibi göründük” demek. İçimizde bir sevinç var ama temkinli. Bir beklenti
var ama kaygıyla karışık. Çünkü içinde bulunduğumuz atmosfer, coşkulu kutlamalardan çok,
bekleyişe benziyor.
Yine de takvim değişti. Yeni bir yıl geldi. Neler getireceğini zaman gösterecek. Biz bekleyip
göreceğiz. Ama bütün bu tabloya rağmen, insanoğlu bir şeylerden vazgeçmiyor: Umuttan.
Bu duygularla yeni yılı karşılıyoruz. Nice seneler diyoruz. Geleceğin daha aydınlık, yarınların daha
adil, sofraların daha bereketli olmasını diliyoruz. Belki bugün zor ama yarınların bizi daha güzel
yerlere götürmesini umut ediyoruz. Çünkü umut, elimizde kalan son ama en güçlü şey.

YORUMLAR