Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

134 STK organizasyonu ile sessiz yürüdüler

Samandağlı iş insanı Ayhan Kara öncülüğünde oluşturulan 134 STK’nin yer aldığı platform üyeleri dün Antakya caddelerinde yürüdü. Sessiz yürüyüşte deprem sonrası yaşanan sorunların çözümü noktasında yetersiz kalındığı mesajı verildi.


Samandağlı iş insanı Ayhan

Pazartesi günü akşam saatlerinde Kurtuluş Caddesi’ndeki Habibi Neccar Camisi önünde toplanarak Kemalpaşa Caddesi üzerinden Köprübaşı ile yıkılan Meclis Kültür Merkezi’ne kadar yürüyen duyarlı vatandaşlara ve STK üyelerine konuşmayı Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu yaptı. KARASU özetle mesajında :”Bizler, insan merkezli bir temelde, ekonomik, ticari, mali- finans, sağlık, ulaşım, tarım, çevre, mimari ve hukuksal olarak eksiksiz örgütlenmiş; tarihsel, sosyal, kültürel, demografik boyut ve özellikleri korunmuş olarak şehrimizi, yeniden, birlikte ayağa kaldıracağız!” dedi.

Nilgün Karasu konuşması ise şöyle: “ Yaşanan doğa olayını afete dönüştüren kusur ve ihmaller, krizi yönetmekteki yetersizlik ve eksiklikler, merkezi ve yerel idarelerin deprem sırasında ve sonrasında gerçekleştirdikleri eylem ve işlemlerdeki hukuksuzluk, programsızlık ve yurttaş olarak bizleri süreçlere katmak bir yana, bilgilenme hakkımızı bile tanımayan, yok sayan anlayışı; içinde bulunduğumuz koşulları giderek ağırlaştıran, çözüm konusunda umutsuzluk ve yılgınlık yaratan, toplumsal stres ve yaşamsal travmaları altından kalkılamaz boyuta getiren bir sonuç doğurmuş bulunuyor!
Bizler, yaşadığımız deprem sürecinde, merkezi ve yerel idarenin, anayasa, yasalar ve uluslararası hukuktan kaynaklı görevlerini yerine getirme anlamında, gerekli ve yeterli bir istek, bir özen göstermediğini, gerekli koordinasyonu oluşturmadığını gözlemliyoruz ve bunların ağır sonuçlarını acı içinde yaşıyoruz!
Merkezi ve yerel idare, deprem ve ardından ortaya çıkan sorunların çözümünü “hızlı bir şekilde enkaz kaldırma ve yeniden inşa etme” olarak görüyor. Bu anlayışla şehrimiz, hukuksal mevzuat ve afet yönetiminin gerektirdiği koşullar ve program oluşturulmadan, acele ve keyfi bir şekilde inşaat firmalarına teslim edilmiş bulunuyor. Hemen her sokağı, bir yıkım çalışması ya da yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı yapılarla dolu Antakya, Samandağ, İskenderun, Arsuz, Kırıkhan, enkaz ve yıkımlardan yükselen toz bulutlarıyla kaplanmış; her tarla, her bahçe, her okul dibi , konut ve çadır alanları, dere yatakları, orman arazileri, zeytinlikler, seralar, tarım arazileri ve su varlıklarına çok yakın bölgeler, moloz döküm alanı haline getirilmiş, çok yoğun bir atık kirlenmesi ve ekolojik yıkım ortamı yaratılmış bulunuyor.
Yıkıntı atıkları ayrıştırılmadan, asbestli malzemeler gömülmeden depolanıyor! Asbest lifleri, civa, silika gibi tehlikeli bir çok kimyasal, rüzgârın da, yağmur ve sellerin yardımıyla çok büyük bir alana kontrolsüzce yayılıyor ve burada yaşayan herkes bu toza maruz kalıyor! Enkaz alanlarında vatandaşları uzak tutacak herhangi bir görevli ya da uyarı levhası dahi bulunmuyor!
Bu şekilde gerçekleştirilen enkaz kaldırma, atıkların taşınması, geçici depolama sahalarında ayrıştırma ve atıkların bertarafı süreçleri, halk sağlığı için, dengeli sürdürülebilir, sağlıklı bir çevre için çok büyük, kuşaklar boyu etkili ve kalıcı bir tehlike oluşturuyor; Bu durum aynı zamanda her birimizin yaşam hakkı, sağlıklı çevre, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme, beslenme ve güvenli gıdaya erişim, tarımın ve tarım faaliyetlerinde çalışanların korunması başta olmak üzere, temel haklarımızı ihlal eden, anayasa ve ilgili mevzuata tümüyle aykırı uygulama niteliği taşıyor!
Biz, dil, din, renk, etnik farklılıklarımızla bir ve bütün olduğumuz kendi şehrimizde; geçmişinin ortak hafızasını birlikte taşıdığımız, bugünün acısını dayanışarak, birbirimize derman olmaya çalışarak paylaştığımız, geleceğini birlikte daha güçlü şekilde kuracağımıza inandığımız Hatay’da, Antakya’ya da, havası, suyu, toprağıyla sağlıklı koşullarda yaşamak, çok dilli dualarımızla yas tutmak, unutmak, hatırlamak, iyileşmek, üretmek, paylaşmak, gülmek, ağlamak, yaşamı yeniden var etmek istiyoruz!
Bu amaçla:
-Merkezi ve yerel idareyi tüm bu sorunlara ilişkin, etkin, kalıcı ve bütünsel çözümleri derhal oluşturmaya;
– Yetkili ve sorumlu birimlerin, enkaz kaldırma, yıkım, ayıklama, taşıma, döküm ve depolama işlemlerinde anayasal ve yasal sorumluluklarının gereğini derhal yerine getirmeye, kanun ve yönetmeliklere uygun davranmaya, halkın sağlığını koruyacak önlemleri almaya; çevre koruma, hava, toprak, su kirliliğini önleme planları yapmaya ve etkili uygulamaya çağırıyoruz!
-Bu konularla ilgili, yurttaşlar olarak doğru bilgilendirilme yapılmasını ve sürecin şeffaf yürütülmesini istiyoruz!
-Sit alanından kepçe ve kamyonlarla kaldırılan kültürel molozun, bu halkın yüzyıllardır üst üste koyduğu birikimi, el emeği, göz nuru, geçmişi ve geleceği olduğu unutulmadan, ait olduğu yere geri dönmesinin sağlanmasını istiyoruz! Kültürümüzün yerine dönmesi, bizim şehrimize geri dönüşümüzü ve onu yeniden ayağa kaldırmamızı sağlayacak en güçlü bağımızdır. Bu bağın korunmasını istiyoruz!
⁰Bizler, insan merkezli bir temelde, ekonomik, ticari, mali- finans, sağlık, ulaşım, tarım, çevre, mimari ve hukuksal olarak eksiksiz örgütlenmiş; tarihsel, sosyal, kültürel, demografik boyut ve özellikleri korunmuş olarak şehrimizi, yeniden, birlikte ayağa kaldıracağız!
ilgili ve yetkili olan tüm kamu kurum ve kuruluşlarına, üniversite ve bilim insanlarına, insan hakları, doğa ve çevre savunucularına, meslek odalarına, basın ve medyaya sesleniyor ve göreve davet ediyoruz!” – Yusuf Cemil Karaçay-