Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Ulvi Güleç
Ulvi Güleç

FATİH SULTAN MEHMET

 

Bu ülkede her şey çığırından çıktı. Aslında bütün Dünya’da öyle oldu ama büyük işleri büyük adamlara bırakalım biz kendi işimize bakalım. Bizim işimiz bu ülkenin insanları için aydınlığı, yeniliği, iyiliği, zenginliği, mutluluğu istemek. Bunun için kendimizce günümüzün sorunlarına tarihimizden yanıtlar bulmaya çalışalım.

Ülkemizde kendilerini mukaddesatçı muhafazakâr (Bu ÇI eki kelimeye mukaddes şeyleri satanlar gibi bir anlam katıyor, hiç hoş değil ama kullanım şekli bana ait değil. Ben onların kullandığı şekliyle yazdım) olarak tanımlayan önemli sayıda insan var. Neyi muhafaza ettiklerini de anlayabilmiş değilim. Neden anlamadığımı yazacağım. Muhafaza etseler iyi olurdu.

Örnekler vererek muhafazakarların muhafaza edemediklerini anlatmaya çalışayım.

Her sene İstanbul’un fethi kutlamaları yapıyor, ecdadımız Fatih Sultan Mehmet Han hazretleri diye nutuk atmaya başlıyorlar ama ecdatlarını tanıdıklarını hiç sanmıyorum. Eğer tanıyorlar da işlerine geldiği gibi yalnızca propaganda malzemesi olarak kullanıyorlarsa o daha da vahim. Biz bilmeyenlere Fatih Sultan Mehmet Han’ı biraz tanıtalım.

Fatih Sultan Mehmet’ten yani, “Sultan’ül Berreyn, Hakan’ül Bahreyn, Kayser’i Rum, Sultan’ı Azam, Sultan’ı Zıllu’llah” ünvanlarını da kullanan en entelektüel Osmanlı Padişahından bahsediyoruz. Çok önemli işler başarmıştı evet. Çünkü çok iyi eğitim almıştı. 6-7 dil biliyordu. Aristo’yu da okumuştu İbn’i Haldun’u da. Sokrates’i de okumuştu, İbn’i Rüşd’ü de daha sayayım mı? Çok kültürlü bir padişahtı. Analitik düşünebiliyor, akılla bilimi, öngörüyle cesareti, hedefiyle gücünü birleştirebiliyordu. Zamanın gereklerini anlayabiliyordu. Bu menfaat peşinde koşan mukaddesatçılar gibi değişime direnmek şöyle dursun, değişimin, yeniliğin peşinden koşuyor, gelişmenin kapılarını ardına kadar açıyordu. Hiçbir konuda bağnaz değildi. Bizim muhafazakârlar hâlâ kuran kursu açmakla övünürken Fatih 572 sene önce ilk üniversiteyi kuruyordu. Dönemin en önemli Tıp, mühendislik, matematik, astronomi bilginlerini Sahn’ı Seman’da topluyordu. Hiçbir konuda bağnaz ve korkak değildi. Tarikatların mallarına el koymaktan bile çekinmemişti. Her dinden, her ülkeden Avrupa’nın ve Asya’nın en önemli bilginleri sarayından eksik olmuyordu. Bizim muhafazakârlar bir yerlerde resim günah mıdır diye hâlâ tartışıyordur. Oysa Fatih’in sarayında devrin en önemli ressamları vardı ve Bellini ’ye resmini yaptırmıştı.  Fatih, Ali Kuşçu’yu İstanbul’a davet etmişti o da teolojiyle astronomiyi birbirinden ayırmış gezegenlerin, Ay’ın, Güneş’in hareketlerini incelemiş çok önemli bulgulara ulaşmıştı. Muhafazakârlarımız Fatih’in çizgisini muhafaza etselerdi şimdi Uzayda Amerika değil biz olurduk. Fatih’in vizyonu vardı. Vizyonu olduğu için Dünyadaki ilk küresel ve kalıcı merkezi devleti kurmuştu.

Ben, bu toprakların tarihinden güç alarak hareket etmenin gerekliliğine inanıyorum ama kötü niyetli bir hamaset ve cehaletle yapılacak iş değil bu. Fatih gibi düşünmek yerine, onun zamanındaki gibi giyinmekle olacak iş hiç değil. Fatih Sultan Mehmet kaftanı giyince Fatih olunmuyor. Elinde kılıçla, baltayla Fatih’e Kara Murat taklidi yaptıran dizilerle de olmaz. Yahu bu adam mühendislerle top döktü, inşaat mühendisleriyle hisarlar yaptı. Gemi mühendisleriyle hesaplamalar yaptı. Hatırlayın, Tıp, astronomi, matematik bilginleriyle toplantılar yapıp üniversite kurdu. Pazusunu değil beynini kullandı niye yanlış anlatıyorsunuz? Çocukların beynini kirletiyorsunuz.

Ey! Mukaddesatçı muhafazakârlar, mukaddesatçılık yapmayın diyeceğim ama biliyorum yapacaksınız çünkü kolay satıyorsunuz. Allah aşkına bari adam gibi muhafazakârlık yapın o zaman. Hiç değilse Fatih’in vizyonunu muhafaza edin.

 

 

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER