Türkiye’yi masal ülkesi, yaşamımızı mutlu bir rüya gibi anlatan ‘Ah! o eski günler, o eski bayramlar’ diye başlayan TV programları var. Aslında hiç öyle değildi. O günlerde de çok sorunlar vardı ama öyle anlatsınlar hiç mahzuru yok. Biraz mutluluk hayâlinin kime ne zararı olabilir ki?
Ben de şimdi o mutlu günlerden bahsedeceğim.
Babalarımızın parası olmadığı için değildi belki, hayata bakışı farklı olduğu için;
O zamanlar, eskimeye fırsat bulamadan bir köşeye atılan 20-30 ayakkabımız, askılarda yer bulmakta zorlanan sayısız elbisemiz, hiç elimize bile almadığımız oyuncaklarla dolu bir odamız yoktu. Yeni kıymetliydi ve yeniyle mutlu olmayı bilirdik. Yaşımız, boyumuz, bilgimiz, gücümüz kadar özgürlüğümüz olduğunu, yani haddimizi de bilirdik. Sınırsız, pervasız bir özgürlüğe doğru kanat çırpmaya başlarsak babamızın kaş çatışı, surat asışı gelirdi aklımıza. Biz hatırlamazsak annemiz otoriteyi hatırlatırdı. “Akşam babanız gelince görürsünüz siz” Bu hatırlatma, bizi durdurmak için yeterli olmazsa işte o zaman devreye terlik girerdi. Genellikle plastik önden tek bantlı veya parmak arası diye tabir edilen bir terlik şımarıklığın, yaramazlığın, hadsizliğin acil çaresiydi. Acıtmazdı ama hatırlatırdı. Ruhumuzda değil, aşmamamız gereken bir sınırda iz bırakır, kazanmamamız gereken bir tartışmaya son noktayı koyardı. Anneler, isteğimizi neden yerine getiremediklerini sözcüklerle anlatmakta zorlandıklarında bazen de havada uçan ve tam hedefi vuran bir terlikle tebliğ ederlerdi. Bazılarımızın evi İran hava sahasına benzerdi, terlikler de balistik füze gibiydi.
Pedagoglar kızabilir ama o terlik bence çok sevimliydi. Çok kızacaklar olacaktır ama şunu hatırlatmak isterim. Bilimsel yaklaşım yanlışının ispatlanabilmesi üzerine kuruludur. Küçük bir örnek vereyim. Bizim çocukluğumuzda herkese yumurta yemesi tavsiye edilirdi. 1990’lı yıllarda yumurta çok tehlikeli ilan edildi. Şimdilerde herkese günde en az bir tane yemesi tavsiye ediliyor. Eğitimde, öğretimde de yaklaşımların, kuralların, yöntemlerin değişmesi normaldir.
Ancak işin sorunlu kısmı, toplumsal yaşamda yerleşik kurallar yüzlerce yıl içerisinde oluşur. Eğer bu kuralları çok kısa bir zamanda diliminde ortadan kaldırırsanız, yerine koyacağınız yöntemleri, kuralları, bilgiyi sindire sindire hazmetme fırsatı bulamamış bir toplumla karşılaşırız. Şimdi olduğu gibi.
Kimseye elinize terlik alın, çocuğunuzu dövmeye başlayın, kötek çok faydalıdır filan dediğim yok. Terlik sihirli bir araçtır, çocuk eğitiminin vazgeçilmez bir parçasıdır dediğim de yok. Çok hızlı bir değişime sosyolojik ve psikolojik olarak ayak uyduramadığımızı terlik üzerinden anlatmaya çalışıyorum.
Tabletler, telefonlar ve içerik üretici fenomenler çocukların yönlendiricisi, otoriteleri haline geldiler. Pedagoglara, psikologlara, sosyologlara çok iş düşüyor ama hepsinden önce devlete çok iş düşüyor. Orta çağ kafasıyla yapay zekâ çağındaki çocuklara bunu sağlayabileceklerini hiç sanmıyorum ama seçilmişler bu çocuklara iyi bir gelecek borçlular.
Artık terlikle olmaz.
Bu yazı yüreklerimizi yakan Kahramanmaraş faciasından önce planlanmıştı.

YORUMLAR