Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Ulvi Güleç
Ulvi Güleç

SUÇA SÜRÜKLENMEK

 

Bazı kavramları işimize geldiği gibi, bazılarını da hiç düşünmeden kullanıyoruz.

Suça sürüklenen çocuk kavramı da bunlardan biri. Üzerinde biraz düşünelim. Kim ya da kimler suça sürüklüyor? Nasıl sürükleniyorlar? Neden suça sürükleniyorlar? Sorunun sosyoekonomik yapısı nedir? Bu soruların gerçek yanıtlarını bulmadan, her gün hızla büyüyen bu sorunu çözmemizin olanaksız olduğunu anlamamız gerekiyor. Kavram herkesin aklına hemen o çocukların kötü niyetli birtakım adamlar vasıtasıyla suç işlemeye yönlendirildiklerini düşündürüyor. Kavram aslında kötü bir şakadan farksız. Çocuklar aslında Profesör, doktor, yüksek mühendis, Bill Gates, Elon Musk olacaklardı ama kötü tesadüfler, kötü arkadaşlar yüzünden çocuk gangster olmuşlar demeye çalışır gibi. Ne kadar temelsiz bir yaklaşım. Kelepçeden, cezaevinden önceki kocaman bir hayatı yok sayan bir yaklaşım.

Korkunç gelir adaletsizliğini, aşılamayacak haldeki kurumsallaşmış yoksulluğu ve bunun o ailelerde dünyaya gelen çocuklarda yarattığı çaresizliği, umutsuzluğu ve öfkeyi göz ardı eden sığ bir yaklaşım. Siz hiç aylık gelir ortalaması 5.000 doların üzerinde olan ailelerin çocuklarının kapkaç çetelerine katıldığını, uyuşturucu satışı işine girdiğini, hortlaklar, Teksaslılar gibi isimlerle anılan haraç çetelerine girdiğini gördünüz, duydunuz mu? Para lazımdı diyerek birçok insanın bir gecede lokantada harcadığı para karşılığında, internet sitelerinden işyeri kurşunlama, yaralama, işyeri kundaklama gibi siparişler aldığını duydunuz mu? Ben hiç karşılaşmadım. Varsa işte onlar kötü arkadaş kurbanı yani suça sürüklenen çocuk sınıfına girebilir. Oysa düşük gelir grubundaki bazı mahallelerde ‘Tek kurtuluşum yasadışı iş yapmak’ diyen bir kültür oluştu. Yasa dışı iş sektörleri oluştu. O çocuklar suça sürüklenmiyor, suçun ortasında doğuyorlar.

Üç beş tane özel örnek bulup “Bak ama böylesi de var” diyerek bana yoksulluktan zirveye tırmanmış isim göstermeyin. Güney Amerika’daki uyuşturucu kartellerini aratmayacak ölçüde devasa bir sorundan bahsediyorum. Zorunlu askerlik görevinden nasıl kaçılamazsa belli mahallelerde suç örgütünün bir dişlisi olmaktan veya kendi suç örgütünü kurmaktan başka çıkış yolu olmayan genç insanlardan bahsediyorum. Yalnızca polisiye tedbirlerle, cezaların artırılmasıyla çözülecek iş değil bu.

Yanlış anlaşılmasın, suça mazeret oluşturmaya çalışmıyorum. Yoksul mahalledeki okula atanan, süper iyi bir öğretmenin ağabeyliğiyle ancak Amerikan filmlerinde kurtarılır bu çocuklar.

Kadın cinayetlerini de bu kafayla çözemeyiz. Polisin çabasını takdir ediyorum. Her gün yeni bir teknoloji kullanmaya çalışarak soruna müdahale etmeye çalışıyor. Alo hattı var, KADES var, 155 var, panik butonu var. Bilmediğim başka yardım yolları da olabilir ama yeterli olmuyor. Her gün yeni bir kadın cinayeti işleniyor ve hemen ‘Cezaları Artıralım’ nakaratı başlıyor.  Sığ yaklaşımlarla çözülemeyecek sorunlarımızdan biri de bu. Sorunun temelinde erkeklerin ‘Ya benimsin ya toprağın’ ‘Seni başkasına yar etmem’ gibi veciz sözleriyle özetlenebilen hastalıklı kafa yapısı var. Adamlar hastalıklarını gelenek, kültür gibi bir şey zannediyorlar. Değil müebbet, idam cezası getirsen kâr etmez.  Eğitim ve psikolojik yardım şart. Boşanma aşamasındaki her kadının kocasına devlet, zorunlu psikolojik destek vermeli.

Uçurum seviyesindeki gelir adaletsizliğini ve eğitim sorununu çözmeden karşılığı olmayan süslü kavramlar üreterek bu sorunları çözemeyiz.

Klasiktir ama yenisini icat etmeye gerek bırakmayacak kadar iyi bir sözdür. Bataklığı kurutmaktansa sinekleri vurmaya çalışarak sorun çözülmez.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER