Dünyaca ünlü mum
konsepti Türkiye’ ye, hatta ve hatta yaralı memleketim Antakya’ ya geldi. Kemanlar Antakya için ağladı.
Candles & Echoes harika bir atmosfer sundu bizlere gerçekten. Sümerler Amfi Tiyatro doldu taştı.
İnsanlar sanata, müziğe, etkinliğe aç…Hele bir de böyle özel ve özgün olan konserlere.
Gerçekten harika, insanı büyüleyen, bir konsere tanıklık ettim, ettik. Hem de sahnede binlerce mum ışığı arasında, adeta dans eden enstrümanlar ile bize de duygudaşlık eden o güzelim genç sanatçılar liderliğinde kendi hayallerine tutunmuş başka diyarlarda gezerken buldum kendimi, buldu kendini Antakya…
Astor Piazzola’ nın Liber Tango’ sundan tutun da, o unutulmaz filmlerin, Schindlerin Listesi’ nin film müziğinden,
Godfather’ dan Game of Thrones’ un büyülü ezgileri ve alev alev yanan binlerce mum ışığı arasında, hem görsel, hem ruhsal bir şölen yaşadı Antakya halkı.
İyi ki sanat var. İyi ki sanatın iyileştirici gücüne tutunma şansına sahibiz.
Bunun böylesi değerli ve büyük bir şans olduğunu, asrın felaketinden önce bilmiyorduk elbette.
Hayat işte…Hayat! Hayat bir öğreti, öğreniyoruz habire. Mutlu olmayı, memnun olmayı, anda kalabilmeyi ve en önemlisi hayatın akışını kabul etmeyi öğreniyoruz.
Sümerler Amfi Tiyatro çok önemli bir sosyo kültürel ihtiyaca cevap veriyor. Var olsun, bu güzelim Amfi tiyatroyu yeniden bizlere kazandiranlar…
Yurdum insanı ile ilgili birkaç gözlemimi paylaşmak istiyorum.
Sümerler Amfi Tiyatro hıncahınç doluydu, çok güzel. Ancak, bence saygı ( elbette sözüm herkese olamaz), saygı eksik gibiydi. Konser devam ederken, ki klasik müzikten bahsediyoruz, özellikle konsantrasyon vb. gerektiren bir alan, insanların kafalarına göre sahne önünden yürüyüp geçmeleri hem çok rahatsız edici, hem bana göre ” saygısızlık” idi. Nasıl olur da bir klasik müzik konseri devam ederken birileri habire geçip durur?
Önemli bir durum olur anlarım. Bu başka. Kiminiz diyecek ki, amfi tiyatro bu, açık hava konseri bu vb.
Bana göre hiçbiri gerekçe olamaz.
Ankara’ da CSO konserlerine sık sık giderdim. İnsanlar adeta nefes almaya korkar, öksürüğüm tutarsa ne yaparım, kaygısı yaşardı.
Bir gözlem daha… Muhteşem bir dinletiye tanıklık ettik. Tadına doyum olmuyordu gerçekten. ” BİS” yapalım dedik, sanki bu kültür de pek yerleşmemiş. Sanatçılara, süpersiniz, bayıldık, doyamadık, lütfen bir daha çalın mesajıdır
” BİS” …hem kibarlık, hem gelenektir.
Ohoooo…millet hemen kalkıyor.” Durun, daha söyleyecekler…” derken buldum kendimi.
Ellerimle önce yavaş tempo ile alkış başlattım, yanımdakiler, birkaç kişi daha derken …herkes katıldı….
Sanatçıların gülümseyen gözleri ile göz göze geldik ve orkestranın o muazzam sesi, bir kez daha aldı götürdü bizleri, başka diyarlara, her mum ışığı kim bilir, kimler için dalgalandı rüzgarda…
O güzelim mumlar kimin zihninde nelere, kime işaret idi bilinmez. Şahsen kimi zaman yitirdiğimiz canlarla bağdaştırdım, kimi zaman anılara daldım, kimi zaman da geleceğe yolculuk yaptırsa da o binlerce mum ışığı, en çok da her bir alevinde saklıydı yitip gidenler ve her şeye rağmen umut…
Bu mumlar, bu ışıklar, ne olursa olsun, hangi fırtına gelirse gelsin, direneceğiz ve ışığımız hiç sönmeyecek, mesajı veriyordu.
Bu yıkık kent ayağa kalkacak ve buna inancımız hiç sönmeyecek.
Sevgiyle, dirençle kalın.

YORUMLAR