Her sabah çocuklarımızı korunaklı, sıcak yuvalarından uğurlayıp “Dikkatli ol!” diyerek kapıdan gönderiyoruz.
Son günlerde peş peşe gelen haberler, insanın aklına yine pek çok soru getiriyor:
Çocuklarımız okula giderken veya okuldayken gerçekten güvende mi?
Bir öğretmenimiz, okul bahçesinde gerçekleşen silahlı saldırıda hayatını kaybediyor.
Bir okulun yakınında silahlı saldırı oluyor, öğrenciler yaralanıyor.
Bir ilkokul öğrencisinin çantasından silah çıkıyor. Üstelik o silahı çocuğun babası çantaya koyuyor.
Şimdi durup düşünelim…
Bir çocuğun çantasında kalem, defter, kitap olması gerekirken, silah nasıl oluyor da o çantaya girebiliyor?
Çocuğun suçu ne?
Öğretmenin suçu ne?
Okulun suçu ne?
Yoksa suçlu ararken, Sezen Aksu’nun yıllar önce o güzel şarkısında söylediği gibi :
” Bir çağ yangını bu…
Masum değiliz. hiçbirimiz.”
Okul sadece ders yapılan bir bina değildir.
Çocuğun ikinci yuvasıdır. Kendini güvende hissetmesi gereken yerdir.
Öğretmen de kuşkusuz sadece ders anlatan kişi değildir. Bazen ailesinden önce çocuğun derdini duyan, gözyaşını silen, korkusunu fark eden, yüreğine dokunan kişidir.
Peki öğretmen güvende değilse toplum güvende olabilir mi?
Öğretmenler yalnızca müfredatı yetiştirmeye çalışmıyor. Velilerle iletişim kuruyor, ailede yaşanan sorunların çocuğa yansımasını anlamaya, çözüm üretmeye, çocuğa ve aileye bir yol haritası çizmeye çalışıyor.
Öğretmen çoğu zaman kendinden önce öğrencisini korumaya çalışıyor.
Tıpkı deprem anında çocuğunun üzerine kapanan anne gibi…
Çünkü şiddet her yerde.
Evde, sokakta, okulda, bahçede, kapıda, ilkokul çantasında, bir yetişkinin öfkesinde…
Elbette silaha erişimin nasıl bu kadar kolay olabildiği önemli bir soru.
Ama bunun yanında başka bir soruyu da sormamız gerekiyor:
Öfkemizi nasıl yönetiyoruz?
Ne oldu da anlaşmazlıklarımızı konuşarak çözmek yerine küfür, tehdit ve şiddete başvurur olduk?
Çocukların önünde nasıl konuştuğumuzu, sorunları nasıl çözdüğümüzü sorgulamak zorundayız.
Çocuğa “İnsanlar konuşa konuşa anlaşır.” deyip yetişkinlerin en küçük anlaşmazlıkta küfre, tehdide, silaha ve şiddete başvurduğu bir toplumda büyüyor çocuklarımız.
Sonra onlardan kavga etmemelerini bekliyoruz.
Okullar için risk analizleri elbette yapılmalı.
Ancak güvenlik yalnızca okul kapısında başlamaz.
Zihniyette başlar. Evde başlar. Çocuğun çantasını hazırlayan yetişkinin elinde başlar.
Çünkü çocuklarımızın çantasına ne koyduğumuz kadar, onların zihnine ne koyduğumuz da önemlidir.
Ben bir öğretmenim.
Her sabah sınıfa girdiğimde karşıma onlarca çocuk çıkıyor.
Kimi evindeki sorunu gözlerinde taşıyor, kimi çok konuşuyor, kimi içine kapanıyor, kimi her şeye itiraz ediyor.
Ama hepsinin ortak bir ihtiyacı var:
Güvende olmak.
Benim istediğim çok basit:
Onlar çocukluklarını insanca yaşayabilsin.
Silah okuldan, toplumdan uzak olsun.
“Acaba bugün bir şey olur mu?” sorusu çocukların zihnine hiç girmesin.
Çünkü “Okulun içinde olmadı.” demek, çocukların korkusunu ortadan kaldırmıyor.
Bir olay okulun önünde olduysa da çocuğun dünyasına giriyor.
Yolunda olduysa da…
Çantasına girdiyse zaten evine kadar geliyor.
O halde asıl hedefimiz, çocukların okulun içinde, önünde, arkasında, sağında, solunda ve yolunda kendilerini güvende hissettikleri bir ülke olmak.
Çocukların sırtına binen yük; çantaları, kitapları olsun.
Korku değil!
Haiku ile bitireyim
Soğuk demire
Siper oldu öğretmen
Çiçeklendi yol

YORUMLAR