Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Yonca Özgül
Yonca Özgül

HOCALARIN HOCASI

 

Hocaların hocası Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi’yi kaybettiğimizi öğrendiğimde gerçekten içimden bir parça koptu sanki.

Tuhaf gelebilir size ama onu ailemden birini kaybetmiş gibi hissettim. O kadar sıkı takipçisi ve hayranıyım ki… O bizim için bir ışık, bir kılavuzdu.

Görünüşüyle, olgunluğu, vakur ve sakin duruşu, o bilge ve şefkatli gözleriyle rahmetli anneme de çok benzerdi Hocaların Hocası.

Annem de bizim için annelerin annesiydi. Bu sadece benim tanımlamam değil. Onu tanıyanların da söylediği gibi; melek gibi, içi kan ağlasa da gözleri gülen, insanlık dolu, insan gibi insandı.

Belki de bu yüzden Kuçuradi’nin söyledikleri bana hep başka türlü dokundu.

Rahmetli abim sosyolojiye ve felsefeye olan merakı ve engin bilgisiyle bizi de beslemişti. Daha ben küçükken Ioanna Kuçuradi’nin adını ondan duymuştum. Abimin de hocası olan Bozkurt Güvenç’i ve kitaplarını tanımak, o yaşlarda benim için bambaşka bir dünyanın kapısını açmıştı.

Orhan Hançerlioğlu’nun Felsefe Sözlüğü, Server Tanilli’nin Uygarlık Tarihi…

O yıllarda ortaokul ve liselerden, bugün düşündüğümde, dünyayı yorumlama ve felsefe konusunda neredeyse yetersiz mezun olduğumuzu söyleyebilirim. Bazen bir kitap, okulda alamadığımız eğitimin yerini dolduruyordu.

Annem de okumaya, tiyatroya, yazmaya ve sanata çok düşkündü. Kardeşleri de öyleydi. Annemin kendi şiirlerinin de içinde yazılı olduğu, yıllardır sakladığım bir ajandası var. Arada açar, okurum.

Demem o ki;

Büyüdüğümüz aile, içinde bulunduğumuz koşullar ve yaşadığımız çevre geleceğimizi belirliyor.

Tıpkı okuduğumuz yazarlar, örnek aldığımız hocalar, hayran olduğumuz insanlar ve filozoflar gibi…

Ben Ioanna Kuçuradi’yi de biraz böyle bir yerden sevdim.

Çünkü o, insana yalnızca “insan” olarak bakmayı; insanın değerini, onurunu ve sorumluluğunu düşünmeyi öğretti.

Şimdi bugünlere bakıyorum.

Okula silahla gelenler…

Okulda yaşanan şiddet…

Çocukların ve öğretmenlerin güvenliğiyle ilgili peş peşe gelen haberler…

Ve ister istemez düşünüyorum:

Keşke Kuçuradi’nin öğretilerine daha çok kulak verseydik.

Belki bugün çok daha farklı bir yerde olurduk.

Çünkü eğitim yalnızca çocuğa bilgi vermek değildir.

İnsanı tanımaktır.

Karşımızdakinin de bizim kadar değerli olduğunu bilmektir.

Farklı olana tahammül etmektir.

Öfkemizi yönetebilmektir.

Bir başkasının acısını görebilmektir.

Kısacası biraz da insan eğitimidir.

Kuçuradi’nin sık sık anlattığı, aslında Kant’ ın ödev ahlakını açıklarken kullandığı bir bakkal örneği vardır.

İki bakkal da müşterisinin aldığını doğru tartar. İkisi de müşterisini kandırmaz. Dışarıdan baktığımızda yaptıkları şey aynıdır.

Ama birinci bakkal doğru tartar çünkü müşterisini kandırırsa onu kaybedeceğini, işlerinin bozulacağını düşünür. Yani doğru davranır ama bunu kendi çıkarı için yapar.

Diğeri ise doğru tartar çünkü insanı kandırmanın yanlış olduğunu, dürüst olmanın ve karşısındaki insana haksızlık etmemesinin gerektiğini düşünür.

Davranış aynıdır; fakat davranışın ardındaki neden farklıdır.

İşte burada çok önemli bir soru çıkar karşımıza: Doğru olanı yalnızca işimize geldiği için mi yapıyoruz, yoksa doğru olduğu için mi?

Belki de insanı insan yapan şeylerden biri, kimse görmese de, hiçbir çıkarı olmasa da doğru olanı seçebilmesidir.

Bugün bir gencin öfkesini silaha dönüştürebildiği, silahın okul kapısından içeri girebildiği bir dünyada, belki de sadece kapıları, kameraları, güvenlik önlemlerini değil, insanı nasıl yetiştirdiğimizi de konuşmalıyız.

Hocaların Hocası’nı kaybettik.

Ama bize bıraktığı sorular hâlâ burada.

Belki de en önemlisi şu:

İnsan olmayı gerçekten öğretebildik mi?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER