Antakya Olsun Antakya Kalsın

Antakya Olsun Antakya Kalsın

Uzun zamandır Antakya dışında yaşayan biri olarak her fırsatta Antakya’ya gelir ve her geldiğimde de elimden geldiğince güzel gezmeye çalışırım.

Ben de tüm hemşerilerimiz gibi Antakya’mıza bağlıyım. Kim bilir belki de bağlılığımızın kaynağı; birçok uygarlığa ev sahipliği yapması, tarihinde ilkler bulunması, tarihi ara sokakların ve yapıların bugüne kadar ulaşmış olmasıdır. Bizi bağlayan bu değerleri de her zaman görmeyi arzular korunacağına inanmak isterim.

Son gelişimde şehre girişte dikilen ve ışıklandırılan zeytin ağaçlarını çok etkileyici buldum. Çok güzel olmuş. Kurşunlu Han restorasyonu ve çevresindeki esnafların yöresel ürün ticaretiyle uğraşmaları buraya başlı başına değer katmış, Eski Antakya sokaklarındaki eskiye dönüş, güzel yapılan restorasyonlar, yerdeki eski taşların ortaya çıkartılmasını çok beğendim. Ayrıca köprübaşında Vakıflara ait alanın yeşil alan olmasına ilişkin alınan kararı memnuniyet verici bulduğumu, tüm bu konularda çaba gösterenlere (şahsen) minnettar olduğumu belirtmeliyim. Yine Eski Meclis binası ve arkasındaki Konağın alınması ve restorasyonu, Büyük Antakya Otelinin yerinin Hatay Şehir Mutfağı olarak değerlendirilmesi çok iyi düşünülmekle birlikte keşke mimarisi öndeki binalarla uyumlu olsaydı.

Bu güzel gelişmelerin yanında ilgililere erişebilme imkanım olsaydı aşağıdaki izlenimlerimi paylaşırdım:

Eski Arkeoloji Müze binasının yeniden değerlendirilmesi çok iyi olmakla birlikte bazı bölümlerinin yeterince aydınlatılmamış olması nedeniyle bilgilendirme yazılarının okunamadığını, gelen ziyaretçilerin müzenin bahçesinde dinlenmelerine izin verilmediğini,

Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesinde çarpıcı eserlerin sergilenmesinin çok büyük emek harcanarak sağlanmasına rağmen, bu güzelliklerin teşhirinde içeriye giren gün ışığının bazı bölgelere tam olarak ulaşamadığını,

Topboğazı istikametinden şehre girişte gözümüz sol tarafta Sen Piyer Kilisesini arardı. Sen Piyer kilisesinin Necmi Asfuroğlu Oteli dolayısıyla eskisi gibi görülemediğini, otel (bu kadar yüksek) olmasa da ilerleyen zamanlarda yapılacak binalarla da (çok zannetmesem de) görülemeyebileceği anlaşılmakla birlikte Kilisenin yakınına yapılan Su Deposunun Kilise gibi algılandığını,
Ben ve sanıyorum herkes için şehrin orijinal tarafı, Eski Antakya diyebileceğimiz Asi Nehri ile Habip Neccar Dağı arasındaki bölgedir. Şehri gezmeye gelen turistlere de şehir içinde Asi Nehri’nin doğusunun hitap edeceğini,

Bu bölgelerden Sen Piyer Kilisesi civarı Demirkapı’ya giden vadinin Kilise tarafında çok sayıda ev olduğunu, vadinin diğer tarafının da yol boyunca yapılan evlerin önünden geçerek Demirkapı’ya gitmek zorunda olunduğunu,

Bağrıyanık Mahallesi’nin güneydoğu taraflarının neredeyse dağın tepesine kadar evlerle dolduğunu ve bunun Harbiye istikametine devam ettiğini, Habip Neccar Dağı’nda birçoğumuzun bilebileceği zaman diliminde olmayan ve olmaması gerektiğini düşündüğümüz yerlerde bugün evler bulunduğunu ve yine Antakya’nın güneydoğusunda diyebileceğimiz Habip Neccar Dağı’nın tepesine binalar inşa edildiğini, (Dağların ve dağ başlarının özel mülkiyete nasıl konu olduğunu bir türlü çözemem ya o ayrı bir konu!!!) Acaba kaçımızın dağın bu yapılarla kapatılmasını isteyeceğini?

Antakya’nın hemen hemen bütün cadde ve sokaklarından bakıldığında şehrimizi çevreleyen dağlardan birini görürüz. Ama kuşkusuz en yakını şehrimizin eteklerine kurulu olduğu Habip Neccar Dağıdır. Habip Neccar Dağı, bir zamanlar evlerimizde bulunan en değerli takımlarımızın bulunduğu büfelerimiz gibi Antakya’mızın vitrini olduğunu büfe içindeki rafların tertip ve düzeni gibi buradaki yapıların da tertipli ve düzenli olmasını (Şehrin diğer kısımlarının tertipli olmasına gerek olmadığını ifade ettiğim düşünülmesin.) dilemekle birlikte büfenin boyutlarına uygun yerleştirme yapılmadığını, şehrin siluetinin bozulduğunu, sonradan yapılan bazı binaların şehrin tarihi mahalle ve sokak kültürünü yansıtmadığını,

İzmir Caddesi’nden eski Antakya’ya bakınca yeni yapılan yapılar dolayısıyla kiremitle kaplı çatı örtüsünün eskisi gibi görülmediğini,

Büfemizin arkası gibi Habip Neccar Dağı ile Antakya-Altınözü karayolu arasındaki bölümünün korunmasını, mümkünse mevcut taşocaklarına yenilerinin ilave edilmemesini, taşocaklarının Antakya istikametine ilerleme sınırının belirlenmesi ve uygulanmasını, bu belirttiğim bölgede nerelerde ne kadar konut yapılabileceğini, kaç katlı binalara izin verileceğini, buraların statüsünün ne olduğunu, SİT alanı veya Milli Park benzeri bir yer ilan edilmesi ile ilan edildiyse tedbir alınmasını,

10 yıl, 25 yıl veya daha sonrasında şehir merkezinden bakınca Habip Neccar Dağı’nı (büfemizi) kimsenin bozmamasının sağlanmasını,

Şehrimizin tarihi çarşıları denince Uzun Çarşı, Ayakkabıcılar (Köşker) Çarşısı, Künefeciler Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı vs. aklımıza geldiğini, buralarda yıllarca tarihi mesleklerini yapan dükkanların bulunduğunu, ancak bu çarşılarda son zamanlarda iç çamaşırı, çorap veya konfeksiyon satışının yaygınlaşmaya başladığını, bu çarşıların bir süre sonra Çamaşırcılar Çarşısı olmamasını ister yetkililerden Asi Nehri ile Yavuz Sultan Selim, Kurtuluş ve Hacı Durmuş Caddeleri arasında kalan bölgelerde hangi işlerin nerelerde yapılacağını veya yapılamayacağını belirlemelerini, peynircilerin ayakkabıcıların içinde az önce saydığım işlerin yapılmasını bir türlü çözemediğimi, (Meydan Caddesi ve Saka Hamamı civarı bu işlerin gayet güzel yerleşmiş olduğunu)

Tarihi kapılar, tarihi çeşmeler, Cami duvarları ve restore edilen mekanların ziyaretçiler tarafından görülebilir kalmasının önemli olduğu ile dükkan önlerindeki tezgahların çarşıda gezmeyi zorlaştırmamasını,

Bu arada üzeri kapatılacak diye Uzun Çarşının neredeyse birbuçuk metre daraltılması ile önemli bulduğum Teleferik Projesinin Habip Neccar Dağı’ndaki bitiş noktasının tarihi kalıntıların yanında idare binası, kafeterya, seyyar satıcılar ilgili ilgisiz kimselerle dolabileceği ve tarihi kalıntılara zarar verebileceği dolayısıyla isabetli bulmadığımı,
Eski Antakya sokaklarının yenilenmesini gayet olumlu bulduğumu buraların Lokanta ve Kafeterya olmalarının buralara bir canlılık getirdiğini ancak gerek buralarda gerekse ilin tamamında kullanılan levhalarla ilgili bir standart sağlanmasıyla görüntülerinin daha güzel olacağını,

Bu bölgelerden Ulucami’nin sağında ve solunda yer alan binalar ile Kurtuluş Caddesi’nin Kışladan başlayarak Dörtayak denilen kısma kadar bölümde yer alan binalardan tarihi nitelikte olanları, binaların yüksekliklerinin nasıl olması gerektiğini gösterdiğini, bunların dışında yapılan binalarınsa yenilenme zamanlarında çevresiyle uyumlu olmalarının hem kendilerine hem de çevrelerine değer katacağını,

Antakyalıların sadece müstakil evlerinde değil birçoğunun apartmanlarının önünde veya yanında bile ağaçları, bahçeleri vardır. Yine Asi Nehri kenarında bulunan çınar ağaçlarımız şehrimize değer katmaktadır. Şehrimizin daha değerli daha yeşil daha ağaçlıklı olmasını yöremize özgü Defne ağacı, Zakkum, Narenciye ve Palmiye gibi ağaçların daha da yaygınlaştırılmasını, Sokak aralarının meyve ağaçlarıyla zenginleştirilmesini,

Sorar, söyler ve isterdim.

Belirttiklerimin dışında iki de öneride bulunmak isterdim. İlki Tabakhane Caddesinde bulunan tarihi kemerlerden başlayarak sırasıyla Arkeoloji müzelerine, Sen Piyer Kilisesine, Demirkapı’ya, yapılabilirse Kale kalıntılarına (yapılamazsa Habip Neccar Türbesine), bir kısmı Bağrıyanık mahallesinde devamı ise Esenbulak’ta bulunan Trajan Su Kemeri (Varsa diğer) Kalıntılarına, Harbiye’ye buradan ayrıca Yener Rakıcıoğlu seyir terasına bir Kültür Yolu yapılmasını önerirdim. İkincisi ise Kurtuluş caddesinin doğal dokusu olan iki katlı tarihi binalardan restorasyonu yapılmayanların restorasyonunun hızlandırılması ile kaderine terk edilenlere (imkanların zorlanarak) sahip çıkılmasını önerirdim.
Burada naçizane gözlemlerimi paylaşmak istedim. Hiç kimsenin evi, işi, ekmeği ile ilgim olamaz. Antakya’nın hepimizin gönlünde ve gözünüzde çok kıymetli olduğuna ve hepimiz tarafından korunması gerektiğine inanıyorum.

Selam ve saygılarımla…