Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya

Antakya’da 1.050 metrekarelik tarih mucizesi

Antakya’daki Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen yaklaşık 1.050 metrekarelik dünyanın en büyük tek parça taban mozaiği, Roma döneminin sanatını ve yüzyıllar boyunca yaşanan depremlerin izlerini günümüze taşıyor.

Antakya’daki Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen yaklaşık 1.050 metrekarelik dünyanın

Antakya’nın zengin katmanlı tarihsel mirası, 2010 yılında gerçekleştirilen sistemli arkeolojik sondajlar sırasında insanlık tarihine damga vuran yeni bir keşifle zenginleşti. Günümüzde Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi bünyesinde sergilenen ve yaklaşık 1.050 metrekarelik yekpare alanıyla “dünyanın en büyük tek parça taban mozaiği” ünvanını taşıyan bu yapı, Geç Roma ve Erken Bizans döneminin mimari ile sanat anlayışını günümüze taşıyor.

MS 4. yüzyıla tarihlenen mozaik, antik dönemin kamusal yapıları veya görkemli bir villa kompleksinin avlu zeminini oluşturmaktaydı. Yapının üzerinde yer alan geometrik geçmeler, madalyonlar ve döneme özgü tekrarlayan stilize motifler, Antakya’nın antik çağdaAkdeniz havzasının en önemli kültür ve mozaik üretim merkezlerinden biri olduğunu doğrulamaktadır.

Eserin en dikkat çekici fiziki özelliği ise yüzeyinde görülen belirgin tepe ve çöküntülerdir. Bölgede yüzyıllar boyunca meydana gelen şiddetli depremler, mozaik zemin altındaki toprak tabakalarını yer değiştirmiş; buna karşın mozaik taşları (tesseralar) büyük oranda bütünlüğünü koruyarak dalgalı bir topoğrafya kazanmıştır. Bu durum, eseri yalnızca bir sanat yapıtı değil, aynı zamanda Antakya’nın tektonik ve jeolojik tarihini belgeleyen canlı bir arşiv niteliğine büründürmektedir.

Arkeolojik sit alanına zarar vermemek adına özel çelik sütunlar üzerinde “in situ” (yerinde) koruma yöntemiyle sergilenen bu devasa mozaik; çevresindeki Roma hamamları, agora izleri ve antik cadde kalıntılarıyla birlikte Hatay’ın dünya tarihsel mirasındaki müstesna konumunu bir kez daha tescillemektedir