Antakya’da kültür-sanat

Antakya’da kültür-sanat

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı
Nerede Kalmıştık/Haldun Dormen
“Hayat bir sahne…
Dolu dolu ama inişli çıkışlı altmış yıl geçirmişim meslek yaşamımda. Geriye bakıp kazandıklarımı kaybettiklerimi düşünüyorum da, kaybettiklerim (maddi bakımdan) kazandıklarımdan hep daha fazla olmuş. Buna rağmen gene de Türkiye’nin en sevilen ve de en sayılan sanatçılarından biri haline gelebilmişim. Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi? Yani babamın “Olacaksan en iyisi ol” isteğini aşağı yukarı yerine getirebilmişim. Hâlâ daha gece gündüz türlü türlü teklifler alıyorum. Bunların birçoğunu, tabii ki kabul etmeme olanak yok. Benim gibi bir zırdeli bile böyle bir şeyin altından kalkamaz. Yalnızca severek yapacağıma inandıklarımı kabul etmeye çalışıyorum. Bunlar da kalan ömrüme yeter de artar bile…
Uzun sözün kısası, benden kolay kurtulamayacaksınız…
Altmış yıl boyunca Türk tiyatrosuna damgasını vuran Haldun Dormen Nerde Kalmıştık? kitabında yeni binyılda yaptığı, ürettiği her şeyin bir muhasebesini çıkarıyor. Hepimize ders olacak bir yaşam bilgeliğinin, umudu her daim korumanın, çalışkan ve üretken olmanın sihirli formüllerini esprili, tatlı diliyle anlatıyor… “(Tanıtım Bülteninden)

Haftanın Yazısı
27 Mart Tiyatrolar Günü Ulusal Bildirisi 2019 – Prof. Dr. Hülya Nutku
Merhaba…
Sizlere Egenin incisi, ülkemin üçüncü büyük kenti, yeni oluşan gökdelenlerinin yanında, Büyükşehir’e yakışan şehir tiyatroları bile olmayan İzmir’den sesleniyorum.
Tiyatro sanatının toplumları sağıltan, bireyleri düşündüren, topluca katılımı sağlayan, takım ruhuyla yapılan, bir o kadar da izleyenleri ortak paydada birleştiren yapıcı gücünü reddedenler, bugünün gelişmemiş toplumlarıdır.
Yüzyılın önemli yazarlarından biri olan Anna Seghers “Sanatın gücünü bildiğimiz içindir ki, sorumluluğumuz o denli büyük” demiştir. Bunu sadece sanatı üretenler ve icra edenler için değil, o ülkeyi yönetenlerin de bu sorumluluğu duymaları için söylemiştir.
Yönetici erkin, sanat üzerindeki baskısı da bu sanatın yapıcı gücünün hissedildiği süreçten bu yana ağırlığını hissettirmektedir. Tiyatromuzun mimarı Muhsin Ertuğrul ustamızın dediği gibi, kısaca, “fırın açmayan ülkede insanlar aç kalır, ölür ama tiyatro açmayan bir ülkede insanlar ruhen aç kalır, birbirini öldürür.” Bu nedenle, şiddete eğilimli bir yüzyıldan geçtiğimiz gerçeğini baz alırsak, bunun ne kadar doğru olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bir süre sonra insanoğlunun anlamsız bir yokediciye dönüşmesi tehlikesine karşılık yine Muhsin Ertuğrul, insanoğlunu “hoyratlıktan kurtarıp insanlık düzeyine” çıkarmanın da yolunun tiyatrodan geçtiğini belirtmiştir.
Ülkemizde bölge tiyatrolarına duyulan gereksinim her geçen yıl ağırlığını hissettirmektedir. Yazarları ve oyuncuları dizilere yönelten de bu eksikliktir. Dizi- Sinema- seslendirme ve reklam sektörünün olduğu merkezde toplanmak ve iş çıkacak diye beklemek zordur. Oysa oyuncular bilir ki, tiyatro canlı yapılan bir sanattır, süreklilik ister, oyuncu-seyirci birlikteliği de bu sanatın özünü oluşturur.
Durmadan televizyona, boyalı basına, tablete, bilgisayara bakan gözler, tiyatroya çevrildiğinde orada hayat vardır. Üstelik, gerçek hayat oradadır çünkü günlerce prova edilmiş, emek verilmiş, estetize edilerek sunulmuş, gerçek hayattan daha gerçek bir paylaşım sözkonusudur. Bu yüzden tiyatro izleyeni manüple etmez, algı operasyonu yapmaz, inançlarla oynamaz, hatta tiyatro gerçeği gizleyen örtüleri kaldıran bir sanattır.
Ekonomisini düzeltmek isteyen toplumlar, sanatın kalıcılığını bildikleri için sanata, tiyatroya verdikleri değerle yücelmişlerdir. Klasikleşen yapıtlar, adı yüzyıllardır yaşayan yazarlar, efsane oyuncular bunun kanıtıdır.
Tam tersine yönelen toplumların arkada bırakacağı birşeyleri yoktur. Sanat toplumlara bir armağandır. Sanatın yaratıcı gücü dünyaya renk ve anlam katar. Durup düşünecekleri, konuşup paylaşacakları, eleştirip düzeltecekleri bir dünya yaratır onlara… Tanış olma fırsatı verir. “İnsanın olduğu yerde yine insanı kurtaracak olanın insan olduğu” bilincine vardırır. Bu nedenle Peter Brook’un dediği gibi “tiyatro saniyelerle gelişen bir devrimdir.” Yaşamın kırılma noktalarını ilham alarak, eskimeden yoluna devam eder.. Bizler bugün insanların farkındalığa sahip olması ve empati kurması gereken bir çağdayız.
Ülkemizde 12 Eylül’ün yarattığı içe dönük bir toplum, giderek daha hoşgörüsüz ve sevecen yaklaşımlardan uzaklaşmaktadır. Ve giderek bilimden sanattan uzaklaşan toplum sistemsizliği, bilgisizliği, sıradanlığı öneren bir sistem içinde uyutulmaktadır. Oysa tiyatro toplum bilinci aşılar.
Bilgi bir hazinedir ama makineleşen dünyada bilgi teknolojiye kazandırdığı ivme ile insanı geri plana itmektedir. İnsanlığın kurtuluşu bu nedenle onlara sanat yoluyla ekip olmayı, yaptığına inanmayı, becerisinin sınırlarını, unuttuğu değerleri, belleksiz toplumlara hafızasını yeniden yoklamayı, özgün olmanın önemini, hepsinden daha fazla da şişmiş egolarımızdan kurtulup başka insanlarla bu dünyayı paylaştığımız gerçeğini öğretir.
Aksi takdirde makineler, robotlar dünyayı ele geçirirken, biz hala ilkel olanla uğraşıp, dünyayı dinin, ekonominin ya da rant peşinde koşan kapitalist sermayenin veyahut da başa geçen iktidarların kurtaracağı sanrısı içinde seyirci iken bu güçler, medya aktörleri yoluyla hikayemize son noktayı koyarlarken, bizler sadece seyirci olarak kalırız. Şunu bilmeliyiz ki, başka bir dünya yok. Bu yüzden, inadına tiyatro yapan, sanat yoluyla tüm olumsuzluklara direnen başarılı sanatçılarımız sayesinde dünyamızın güzelleşmekte olduğunu bizler biliyoruz ve bildirmek istiyoruz.
Bir ülkede yaşayan insanları geliştirecek olan sanatın gücünü farkeden liderler sanatı destekler, bu gerçeği gören Atatürk sanatı bir ulusun “can damarı”olarak nitelendirmiştir ve tiyatro için “Bir milletin kültür seviyesinin aynasıdır” demiştir.
Bu sanata emek veren tüm dostlarımızın bu güzel günlerinin, yalnızca bugün değil, yılın tüm günlerine yayılması dileğiyle bu anlamlı günü fırsat bilerek, sahnede oynayanlar kadar, dünyadaki rollerini barış ve mutluluk adına üstlenmiş tüm insanların 27 Mart’larını içtenlikle kutluyorum.
Prof. Dr. HÜLYA NUTKU

Dünya Şiir Günü’nde ödüllü şair Süreyya Berfe’nin yazdığı bildiri ile kutlandı.
Pen Yazarlar Derneği’nin yaptığı açıklamada 21 Mart Dünya Şiir günü için hazırlanan bildiriyi Süreyya Berfe kaleme aldı. PEN Türkiye Yazarlar Derneği’nin her yıl verdiği şiir ödülünü bu sene şair Süreyya Berfe kazanmıştı.
Şair Berfe Dünya Şiir Günü Bildirisi için şu satırları yazdı:
“Aklıma gelmezdi
Şiir Günü göreceğim.
Şiir Günü Bildirisi yazacağım hiç gelmezdi.
Oldu.
Şiir böyle bir bela işte,
insanın başına geliverir.
Yorgo Seferis, Saint John Perse, Turgut Uyar
sanki hiç yaşamadılar,
hiç şiir yazmadılar.
Başkaları da var tabii..
Ne mutlu bana PEN’den ödül aldım.
Her zaman genç olmaya çalışacağım.
“Gümüş koktu azalan sigaralar
bana bir yolculuk ısmarla.”
Yeryüzünde şiirden başka yalnız var mıdır acaba?
İstediğiniz kadar dünyada da kainatta da şiir günü yapalım
yalnızlığını gideremeyiz.
Belki de ne kadar şair varsa o kadar şiir vardır.
Dünya Şiir Günü’nüz kutlu olsun…”
Mehmet H. Doğan Ödülü’nün sahipleri belli oldu

Haftanın Şiiri
Acıyı Bal Eyledik/ Hasan Hüseyin Korkmazgil
«pir sultan ölür dirilir»
bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde

kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni

damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana

sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

kör olsanı demiyorum
kör olma da
gör beni

Haftanın Sanat Gündemi
Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Mehmet H. Doğan Ödülü’nün sahipleri belirlendi.
Türkçe’de yayımlanmış şiir eleştirilerinin önemine dikkati çekmek ve Türk şiirine katkı amacıyla verilen ödüllerin bu yılki sahibi “Ece Ayhan – Şiir, Tarih, İdeoloji” adlı çalışmasıyla Ali Özgür Özkarcı oldu.
Oy birliğiyle Ali Özgür Özkarcı’ya verilen ödülün gerekçesi “Metin olarak düşündüren, bilinenleri sorgulatan tarzı, güçlü referans kullanımı, daha önceki metinlerle olan bağı ve teorik araçlarla kurduğu sağlam ilişkilendirme yöntemi” olarak açıklandı.
Bu yıl dokuz eserin katıldığı ödüllerde, Mehmet Kapkalı ve Walter G. Andrews’un yazdığı “Sevgililer Çağı” kitabına da Jüri Özel Ödülü verilmesini kararlaştırdı.
Kitabın, Osmanlı şiir geleneğini anlama açısından en temel metinlerden olacağı, neredeyse kusursuz bir metodolojiyle yazılmış olduğu, birçok yeni bilgi içeren, eski edebiyat ve şiir okumalarına yeni bir soluk getirdiği belirtildi.
Ödül töreni, 28 Mart saat 19.00’da Bursa Nilüfer Belediyesi Şiir Kütüphanesi’nde düzenlenecek.

Edebiyat hayatında 40’ıncı yılını geride bırakan Şükrü Erbaş Onur ödülünün sahibi oldu
Terakki Vakfı Okulları önderliğinde İstanbul’daki çeşitli liselerden gençlerin katılımıyla düzenlenen Sözcüklerle Dans Şiir Festivali’nin on dokuzuncusu 18 Mart Pazartesi günü gerçekleşti. Festivalde, edebiyat hayatında 40’ıncı yılını geride bırakan Şükrü Erbaş gençler tarafından Onur Ödülü’ne değer görüldü.
Törende ödülünü alan Şükrü Erbaş duygularını şöyle dile getirdi:
“Yazdığım şiirle, şiire ve hayata verdiğim emekle beni onurlandıran, kalbimin incecik, gencecik kardeşlerine bütün heyecanımla teşekkür ediyorum. Kapanıp yazıyoruz. Yazdıklarımızın nerelere varacağını bilmemiz mümkün değil. İyi ki de değil. Yoksa hem okura hem kendimize karşı dürüst olmayabilirdik. Elli yıla uzanan yazma hayatımda, şiirimizin yapıtaşı çok değerli şairler adına konulmuş ödüllerle onurlandırıldım. Ama bu çok başka. Hissettiğim tam da şudur: Yazmaya başladığım yaşlar elli yıl sonra elimden bir daha tutuyor. İlk gençlik yıllarım, bir başka ifadeyle sizin yaşlarınızdaki ben, bugünkü beni okuyor, anlıyor, seviyor. Bu bir mucize. Size bir daha teşekkür ediyorum. Hayatınızdan şiir, müzik, resim, tiyatro, sinema eksik olmasın…” (Odatv.com)

Çağdaş edebiyatın öncülerinden Sabahattin Ali…
Katledilişinin 71’inci yılında anılacak
Çağdaş edebiyatın öncülerinden Sabahattin Ali, katledilişinin 71’inci yılında, 2 Nisan’da saat 19.00’da Şişli Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde düzenlenecek bir toplantıyla anılacak.
Anma etkinliğinin şair Atilla Birkiye’nin “Sabahattin Ali Etkisi” konulu sunumuyla başlayacağı açıklandı. Birkiye’nin sunumundan sonra yönetmenliğini Metin Avdaç’ın yaptığı “Sabahattin Ali Sabah Yıldızı” adlı belgeselin gösteriminin gerçekleştirileceği belirtildi.
Şişli Belediyesi ve Nâzım Hikmet Vakfı’nın düzenleyeceği etkinliğe katılımın ücretsiz olduğu duyuruldu. (Odatv.com)

Aşık Veysel, vefatının 46’ncı yılında mezarı başında anıldı
Ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, vefatının 46’ncı yıl dönümünde, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyündeki mezarı başında anıldı.
Doğduğu Sivrialan köyünde, adına müze olarak düzenlenen evde, 21 Mart 1973’te yaşamını yitiren halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun ölüm yıl dönümü dolayısıyla anma töreni yapıldı. Şatıroğlu’nun mezarı başında düzenlenen törene Sivas Vali Vekili Mehmet Nebi Kaya, CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Şarkışla Kaymakamı Akif Pektaş, Şarkışla Belediye Başkanı Ahmet Turgay Oğuz, kurum müdürleri, Aşık Veysel’in torunları Gündüz Şatıroğlu ile Sebahattin Şatıroğlu, yakınları ve Sivaslılar katıldı. Törende Aşık Veysel için dua edilerek, mezarına karanfil bırakıldı.
Sivas Vali Vekili Mehmet Nebi Kaya, ozanın dünyaya örnek olduğunu belirterek, “Aşık Veysel Şatıroğlu’nu burada rahmetle anarken, onu anıyor olmayı ve onu anlıyor olmayı ümit ediyorum. Aşık Veysel’i anlamak için gerçek bir dost olmak gerekir. Aşık Veysel bu millete Anadolu insanına çok güzel nasihatler vermiş ve onlara yol açmıştır. Böylesine mümtaz bir halk ozanına sahip olduğumu için millet olarak ne kadar gurur duysak azdır” dedi.
Aşık Veysel’in torunu Gündüz Şatıroğlu ise, “46 yıldır burada Aşık Veysel’i anıyoruz. Toplumun her kesimi burada. Hangi siyasi düşünce olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun. Çünkü kendilerinde ve Aşık Veysel’in her sözünde bir şey buluyorlar. Aşık Veysel’de kendilerini buluyorlar. Dedem bizlere demiş ki ‘kardeş olun’, ‘kardeşlik yolunda el ele yürüyün’. Bu toprakların demokrasiye, kardeşliğe ne kadar çok ihtiyacı olduğunu bilmiş, sözünü bu yolda söylemiştir. Bizleri de bu yola davet etmiştir” dedi.

Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil 92. yaş gününde anıldı
Toplumcu gerçekçi şiirin en önemli temsilcilerinden şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, doğumunun 92. yıl dönümünde Kocaeli’de gerçekleşen bir etkinlikle anıldı.
Gebze’de Bilim ve Sanat Koperatifi (BİLKAR) tarafından düzenlenen gecede gazeteci Halil Yeni açılış konuşmasını yaptı. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in yaşamıyla sanatı arasında güçlü bir bağ olduğunu söyleyen Yeni, “Hasan Hüseyin yalnızca şiirlerinde mutluluğu, barışı, emeğin hakkını, insanlığın kurtuluşunu yazmamış aynı zamanda böyle bir ülke öyle bir dünya için mücadele etmiştir. Yani şair yaşadığı gibi yazmış, yazdığı gibi de yaşamıştır. Bu yüzden onu hem sanatıyla hem de yaşamıyla anıyoruz” dedi.

Ne Okusak
1.Benden Sonra Tufan Olmasın/Muhsin Ertuğrul/Remzi Kitabevi
2.Tiyatronun Cadısı/Macide Tanır/Bilgi Kitabevi
3.Silinmiş Alkışlar İçinde/Mucip Ofluoğlu/İş Bankası