Antakya’da kültür-sanat

Antakya’da kültür-sanat

Hazırlayan (Mehmet Karasu)

Antakya kitaplığı
Ortak Belleğimizdir Dostlar/ Remzi İnanç
Remzi inanç’ın anı portreleri Ortak Belleğimizdir Dostlar Remzi İnanç’ın 12 Mart, 12 Eylül, Barbarları Beklerken, Cumartesi Anneleri, Sigara Migara anılarını da okuduğumuz “Ortak Belleğimizdir Dostlar”, yakın tarihimizden öğrenecek çok şeyi olanlara, hepimize, güzellik ve hüzün, nice umutlarla dolu ayrıntılar sunuyor; belleğimize insanca, dostça nakışlar işliyor. Öner Yağcı Remzi İnanç, yaşama aydınlık yaklaşımı ve bir kültür adamı olarak çelebi kişiliğine kattığı duyarlılıkla aydınlık ve özgürlük sevdasının alçakgönüllü örneklerinden biri. 1935 Diyarbakır doğumlu Remzi İnanç’ın ilk yazısı 1950’de Diyarbakır’da yayımlanan Demokrasiye Güven adlı günlük gazetede çıkmıştır. 19641965 yıllarında aylık Toplum dergisini çıkarmıştır. 1956 yılından başlayarak dönemin çeşitli dergilerinde öyküler, yakın tarihimizin toplumsal, kültürel olaylarıyla ilgili yazılar, tanıklıklar, anılar, yakın dönemlerde çıkarılan dergilerle ilgili anımsatmalar, söyleşileri yayımlanan İnanç’ın ilk kitabı 1965’te Adle adlı öyküler toplamıdır (1965). İkinci öykü kitabı Şey, 1985 tarihini taşıyor. İLHAN ERDOST Gün Gördüm Yüzler Gördüm (1998) ve Kar Altında Güller Var (2002) Remzi İnanç’ın yakın geçmişimizdeki tanıklığı ile dostlarının anı ve portrelerinden oluşur. Yazdıklarını, “yaşamın sürekli deviniminde kimliğimize, kişiliğimize sinmiş renkleri, sesleri ve yüzleri yeniden anımsayarak sanki onları ölümün eline hepten bırakmayacağımız umuduyla” sunduğunu söyler. “Hangi yüzleri?” diye sorarsanız yanıtın ilki İlhan Erdost’tur. 1960’tan önceki Pazar Postası dergisini çıkardığı yıllardan tanıştığı Muzaffer Erdost’la aynı işi yapar. İnanç’ın Toplum Yayınevi ile Erdost’un aynı zamanlarda kurduğu Sol Ya yınları Ulus’ta aynı iş hanındadır. İlhan Erdost’u da orada tanır. “Uzunca boylu, esmer ve yapılı bir delikanlı, insana sıcak bakan, hemencecik güven veren genç bir insan, Muzaffer’in kardeşi…” 7 Kasım 1980’de, Mamak cezaevinde dövülerek öldürülen İlhan Erdost’tur bu ve İnanç’ın İlhan’la ilgili çeşitli dönemlerdeki anılarını okuruz. Kemal Burkay’ı anlatır yazarımız, “Devrimci olmadan önce şairdi” diyerek. Avukat, Türkiye İşçi Partisi yöneticisi, dergilere yazılar yazan, Tunceli’de Ezilenler adlı Remzi İnanç’ın anıportreleri yazmasının nedeni acılı kuşağı unutmamak ve anmak… bir dergi ve Toplum Yayınları’ndan 1960’larda Prangalar, 1970’lerde Dersim adlı iki şiir kitabı çıkaran, giderek siyasal kimliği öne geçen Kemal Burkay’ın, “sabrını, inancını, en çok da alçakgönüllülüğünü” söyler. “Sürgünde üretken bir Kürt aydını” dediği, İslamiyet Açısından ŞeyhlikAğalık adlı kitabında, Kuran’dan ve temel birçok kitaptan yola çıkarak ve sağlam kanıtlar göstererek bölge halkının korkulu rüyası şeyhlikağalık kurumunu amansızca sorgulayan, dönemin Kulp Müftüsü, yaşamını yıllarca İsveç’te sürdürmek zorunda kalan Mehmed Emin Bozarslan’ı anlatır. Marx’ın Kapital’ini çeviren, daha pek çok çeviride adını gördüğümüz Alaattin Bilgi’den söz eder. Turan Dursun’la ilgili anısında, bir kültürün toprak olmadan yaşanılamayacağını, bu toprağın “Anadolu” olduğunu vurgular. Bir başka anısında kitap toplatmalara değinir, Yaşar Kemal’le ilgili ilginç bir anısını aktarır: “O güzel insanlar o güzel atlara binip hepten gittiler mi yoksa?” ANKARA’DA YILDIZ KAYMASI Bir başka anısında, yaban ellerde insanın insana düşmanlığını ve ırkçılığı sorgular. Bir serginin anımsatmasıyla Deniz Gezmiş’lerin idamının bir hafta öncesine götürür bizi; baskı dönemlerinin onurlu avukatı Halit Çelenk’le ilgili anılarını, 12 Eylül gecesini, Hasan Hüseyin’le ve onun son günleriyle ilgili anımsadıklarını aktarır. “Sanat, kültür ve yaşama birikimi olan yıldızlardan biri daha kaydı” diyerek (Kaynak: Cumhuriyet)

Konuk Yazar /Yazmak
Cengiz BEKTAŞ
Yazma eylemi düşünmenin bir yoludur. Bir yandan da kendisiyle tartışmaktır. Eninde sonunda paylaşmaktır.
Ben yazmağa 16 yaşımda başladım.
Bir yurt dışı gezisi sonrasıydı. Onu anlattığım bir yazımı, Denizli’de yayınlanmakta olan “Demokrat Denizli” güncesine götürdüm. Hem bastılar, hem de düzenli yazmamı istediler. Bana ayrılan köşede, kentle ile ilgili konularda, eleştiriler yazmağa başladım haftada bir.
Yaşımdan ötürü ilginç durumlar oldu. Yazılarımın altına ‘C.Bektaş’ diye yazıyordum adımı. Ağabeylerimin ikisinin adı da ‘C ‘ile başlıyordu. Yazılarımı benden çok onlara yakıştıranlar oldu. Bu nedenle kimi kez” onlardan birinin yolunu kestiler.
Bir yazımda da Denizli’nin özel treninden söz ediyordum.
Denizli’den tren yolu geçirmek istendiğinde, kamulaştırılacak topraklarını vermek istemeyen kimi varlıklılar buna karşı çıkmıştı. Bu nedenle tren yolu Denizli’nin on km açığından geçmişti. Sonra da, bu ana tren yoluyla bağlantıyı kurmak zorunda kalınınca, 10 km lik özel bir yol yapılmıştı.
Bu kısa yolda işleyen, eski bir Fransız treniydi sanırım. Vagondan vagona dıştan bir yolla geçilebiliyordu. Bilet denetimi yapan görevli ancak böyle geçiyordu sonraki vagona…
Öyle yavaş giderdi ki tren… Sıkışanlar, tren yürürken katarın başında iner, işini görür sondaki vagona binerdi. Yazımda bu yavaşlıktan yakınmıştım.
Aradan birkaç gün geçince Ankara’ dan konuyu incelemeğe bir denetçi (müfettiş) gelmez mi? Benimle de konuşmak istemiş. Telefon etti, konuştuk. Ona da anlattım durumu. Beni yetişkin bir kişi sanmıştı. Öyle konuştu. Sonunda da teşekkür etti. Ben de onu , “teşekkür ederim beyamca” diye yanıtlamaz mıyım?
Yanımda konuşmamı dinlemekte olan babam, “bir çuval inciri berbat ettin. Adam senin çocuk olduğunu anladı. Bakalım ne olacak.” dedi.
Ama bir gün sonra tren hızlandı. Sonra da böyle hızlı kaldı.
Buna benzer olayları hep yaşadım. Bütün bunlar bana, yaşamımın yazı eylemiyle iç içe geçmesi alışkanlığını kazandırdı.
Ama hep yaşadığımı yazdım.
Şiirlerimde bile bunun böyle olduğu izlenebilir.
Özellikle mimarlık konuklarında, gidip yerinde incelediklerimi yazdım.
İstediğim mimarlık konularının toplumca izlenebilmesiydi. Bu konuyla ilgili ilk betiğimin sırtında bu amacım yazılıdır. “Mimarlıkta Eleştiri” adlı betiğimin Türk Dil Kurumu ödülünü alması mimarlıkla ilişkisi olamayanların da ilgisini çekti gerçekten. Bu, benim bildiğim Alman Bruno Taut’un dilimize çevrilen betiğinden sonra bir Türkün yazdığı ilk mimarlık deneme betiğidir.
Şimdiye dek şiir, inceleme, deneme, çocuk betiklerini de sayarsak yüzün üzerinde yapıtım yayınlandı. Bunlardan kimileri 4-5-6 baskı yaptı.
Mimarlık yapıtlarımı tanıtan, “Gerçek” yayınevinin yayınladığı “Cengiz Bektaş” adını taşıyan yapıtla Anadolu’ da her mimarlık işliğinde karşılaştım. Bunun asıl nedeninin, Türk Mimarlık toplumunun, anlayabilmesi düşünülerek, bilim argosuna düşmeden yazılmış Türkçe betiklere açlığıydı sanıyorum.
Yazmak konusunda hemen herkesi yüreklendirmeğe çalıştım.
Ancak, anlaşılmak koşuluyla…
İnandığım bir gerçek de şu, ‘anlamıyorlarsa anlatamıyorsun’ demektir. Bir betiğimin adı da bu…

HAFTANIN ŞİİRİ
AKDENİZ YARAŞIYOR SANA
Can YÜCEL

Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize

KISA SANAT HABERLERİ

Şehirde Tanpınar hayali
Türkiye’nin ilk uluslararası edebiyat festivali olan İTEF- İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin dokuzuncusu ‘Şehir ve Hayal’ temasıyla 6-11 Mayıs 2017 tarihleri arasında yapılacak.
Türk edebiyatının büyük ustalarından Ahmet Hamdi Tanpınar’ın adını taşıyan İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali tam dokuz yıldır ülkemizden ve dünyadan yazarları, sanatçıları ve yayın dünyasının profesyonellerini bir araya getiriyor.
Festivalin 2017 programında, 10’u yabancı, 31’i yerli olmak üzere 41 yazar, 21 yayıncılık profesyoneli, 5 hikâye anlatıcısı, 3 müzik grubu ve 7 moderatör İstanbullu edebiyatseverlerle buluşacak. İTEF’in 2017 programı kapsamında söyleşilerin, edebiyat panellerinin, öğrenci ve yazar buluşmalarının yanı sıra konserler, grafik performansları ve masal dinleme etkinlikleri gerçekleştirilecek.
Festivalin bu seneki yabancı konukları arasında, Deli Dolu’dan çıkan “Soluğun Mucizesi” kitabıyla kendine kült bir hayran kitlesi yaratmış olan Yunan yazar Dimitris Sotakis, kitapları Alabanda Yayınları’ndan çıkan Meksikalı yazar Jorge Zepeda Patterson, yine aynı yayınevi tarafından yayımlanan ve eleştirmenlerden büyük övgüler toplayan “İkimizden Biri Uyuyor” kitabının yazarı Danimarkalı Josefine Klougart, “Aslanları Uyandırmak” isimli kitabı Koton Kitap tarafından yayımlanan İsrailli yazar Ayelet Gundar- Goshen, ilk romanı “Joyce’un Kızı” Hep Kitap tarafından yayımlanan ve büyük ilgi gören İngiltereli yazar Annabel Abbs, Dedalus Kitap tarafından yayımlanan “Biz Boğulanlar” kitabının yazarı Danimarkalı Carsten Jensen, çizimleriyle dünya çapında büyük beğeni toplayan Hollandalı çizer Gijs Kast ve Rumen çocuk kitabı yazarı Petre Craciun var. Ahmet Ümit, Hakan Günday, Oya Baydar, Ertuğ Uçar, Nermin Yıldırım, Şebnem İşigüzel, Özgür Mumcu, Seray Şahiner, Melisa Kesmez gibi isimler Türkiye’den festivale katılan isimlerin bazıları.

Hatay’da kitap fuarı hazırlıkları
HATAY Büyükşehir Belediyesi tarafından 12-21 Mayıs tarihlerinde kitap fuarı düzenlenecek. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, fuarın bu yıl ilk kez düzenleneceğini ve geleneksel hale getirileceğini söyledi. Başkan Savaş, 126 yayınevinin etkinliğe katılacağını belirterek şu bilgileri verdi:
“Amacımız kentimizdeki son 6 yıldaki ekonomik durgunluğu aktifleştirmek, insanlarımızın moral ve motivasyonunu yüksek seviyeye çıkarmak ve Hatay’ı savaş ortamı kimliğinden çıkarmak. Bunun için de tüm sivil toplum örgütlerimizle devletimizle Hatay’daki bu negatif algıyı, pozitife çevirmek istiyoruz. Biliyorsunuz 2021’de bir EXPO 21 fuarımız var, botanik alanında. 2021 yılına kadar Hatay’ı her alanda hazırlamak ve çok iyi bir hale getirmeyi hedefliyoruz. Hatay’ın ve ülkenin tanıtımını en üst seviyede yapmak istiyoruz. Tüm belediyelerin ve sivil toplum kuruluşların da desteğini bekliyoruz.”
Fuara Şükrü Erbaş, İlber Ortaylı, Banu Avar, Hanefi Avcı, Enver Aysever, Kahraman Tazeoğlu’nun da aralarında bulunduğu 20’ye yakın yazar katılacak. Ramazan ÇELİK/HATAY, (DHA)

Yazar Temel Karataş, son kitabı ‘Ağrı Eşiği’ ile 12. Kemal Sunal Ödülleri’nde ‘En İyi Yazar’ ödülü aldı.
Yaşar Nabi Nayır ve Orhan Kemal Öykü Ödülü sahibi Temel Karataş, Vefalılar Derneği tarafından bu yıl 12’ncisi düzenlenen Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülleri’nde ‘En İyi Yazar’ kategorisinde ödüle değer bulundu. Notabene Yayınevi’nden çıkan ‘Ağrı Eşiği’ ile ödüle layık görülen Karataş, “Türk sinemasının zirve ismi olmasına rağmen bizden biri olma vasfını hiçbir zaman yitirmemiş olan Kemal Sunal’ın adını taşıyan bu ödülü almak gerçekten gurur verici. Vefalı olmak her şeyden evvel vefalı olmayı gerektirir” dedi.
YAŞAR NABİ NAYIR ÖDÜLÜNÜN DE SAHİBİ
Öyküleri, Varlık, Hece Öykü, E Kültür-Sanat-Edebiyat, Kül Öykü, Evrensel Kültür ve Ada gibi dergilerde yayınlanan Temel Karataş, ‘Yol Ağrısı’ (Varlık Yayınları, 2004) adlı ilk kitabıyla 2004 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’nü aldı. Yazarın ikinci öykü kitabı Ufka Bakan Gemiler (Babil Yayınları, İstanbul) Eylül 2008’de yayımlandı. Temel Karataş, Poyrazın İşçileri (Granada Yayınları, 2012) ile Orhan Kemal Öykü Ödülü ikinciliğine değer bulundu. Ağrı Eşiği (Notabene Yayınları, 2016) yazarın son öykü kitabıdır.

Sarıyer Edebiyat Günleri
Bu sene 6.sının yapılacağı Sarıyer Edebiyat Günleri kitap fuarı da eklenerek zenginleştirildi. Geçmiş yıllarda birçok edebiyatçıyı konuk eden Edebiyat Günleri bu sene de çok sayıda yazarı imza gününe konuk edecek;
İşte bir kısmı:
Ayşe Kulin, Nilgün Şimşek, Mustafa Köz, Volkan Sönmez, Ferhat Uludere, Ahmet Şafak, Çerkez Karadağ, Vedat Yeniçeri, Nurullah Can, Erdal Demirkıran, Yeşim Cimcöz, Hakan Bayhan, Fatih Erdoğan, Menderes Samancılar, Kemal İnci, Hüseyin Ferhad, Arif Keskiner, İlker Mumcuoğlu, Mario Levi, Cezmi Ersöz, Erdoğan Aydın, Gülşen İşeri, İbrahim Balcı, Hakan Günday, Afşar Timuçin, Hıfzı Topuz, Hikmet Temel Akarsu, Öner Ciravoğlu, Murat Yaykın, Behiç Pek, Eniz Rıza, Özcan Karabulut, Ercan Kesal, Ahmet Telli, Irmak Zileli, Pelin Batu, İrfan Değirmenci, Atilla Dorsay, Halil Genç, Vecdi Çıracıoğlu, Yaşar Seyman. Yazarların tam listesini Edebiyat Günleri’nin sitesinden ulaşabilirsiniz.
Geçmiş yıllarda Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli ve Vedat Türkali’ye verilen onur ödülünün sahibi bu yıl Murathan Mungan’a verilecek.

BİR PORTRE
Can Yücel
21 Ağustos 1926’da İstanbul’da doğdu. Milli Eğitim eski bakanlarından Hasan Ali Yücel’in oğlu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü ve İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Uzun süre Fransa’da Paris ve İngiltere’de yaşadı. Yurda dönüp 1953’te Kore Savaşı’na katılan Türk birliğinde askerliğini tamamladı. Tekrar İngiltere’ye gitti. Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. 1963’te Türkiye’ye döndükten sonra Marmaris’te bir süre turist rehberi olarak çalıştı. Ardından İstanbul’a yerleşti. Bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını sürdürdü. 12 Mart döneminde Che Guevara’nın “Gerilla Harbi” ile “İnsan ve Sosyalizm” kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1974 affıyla özgürlüğüne kavuştu. İstanbul’da Vatan, Demokrat, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Önce İzmir’e oradan da Muğla’nın Datça ilçesine taşındı. 12 Ağustos 1999’da yaşamını yitirdi.
Edebiyata şiirle başladı. Çeşitli dergilerde yayınlanan şiirlerini 1950’de basılan ilk şiir kitabı “Yazma”da topladı. Bu kitabın ardından uzun süre biçim arayışlarıyla uğraştı.
İlk şiirlerinde uyaklı söyleyiş, coşkulu anlatım, geleceğe umut ve güvenle bakış belirgin özelliklerdi.
1973’te basılan ikinci şiir kitabı “Sevgi Duvarı”nda imge-sözcük-anlam üçlüsünün birbiriyle dengelendiği insan-doğa ilişkilerini konu alan şiirleri dikkat çekti.
Kara mizah öğeleri taşıyan siyasal içerikli bazı şiirlerinde tarihsel ve günlük olayları iç içe işledi.
1974’te çıkan üçüncü kitabı “Bir Siyasinin Şiirleri”, önceki dönemlerin bileşkesiydi. Bu şiirlerde cezaevinden dışarıya dönük gözlemlerini, izlenimlerini, duygu ve düşüncelerini politik kimliğini de sorgulayarak yansıttı.
Hiciv gücü ve sözcük oyunlarıyla eriştiği dil ustalığı, geniş kültürüyle beslenen şiirini yeni boyutlara ulaştırdı. Halk ağzı, türküleri ve deyişlerinden de yararlandı.
Şiirin yanısıra tiyatro oyunları da çevirdi. 12 Eylül sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla “Rengahenk” adlı kitabı toplatıldı. (www.turkedebiyati.org)

(Visited 1 times, 1 visits today)