Antakya’da Kültür Sanat

Antakya’da Kültür Sanat

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Haftanın Kitabı

Rüzgar Bizi Götürecek – Toplu Şiirler/ Furuğ Ferruhzad / Yapı Kredi Yayınları

“Rüzgâr Bizi Götürecek Makbule Aras Eivazi’nin Farsça aslından çevirisiyle, Furuğ’un Tutsak (1952), Duvar (1956), İsyan (1957), Yeniden Doğuş (1963), İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına (1974) adlı beş şiir kitabını bir araya getiriyor.

Rüzgârın bizi götürdüğü yerde sadece sesin kalıcı olacağına inandığı için şiir yazan, şiir yazmasa yaşayamayacağına inanan modern İran şiirinin öncülerinden Furuğ Ferruhzad “ağaçların soyundanım ben” diyordu: ben çıplağım, çıplağım, çıplak / sevgi sözleri arasındaki sessizlikler gibi çıplak / ve bütün yaralarım aşktandır / aşktan, aşktan, aşktan…

“Rüzgâr Bizi Götürecek” şiiri aynı zamanda, İranlı ünlü yönetmen Abbas Kiarostami’nin bir filmine adını vermiş ve esin kaynağı olmuştu:

kulak ver / duyuyor musun esişini karanlığın / ben yapayalnız, bu mutluluğu seyrediyorum

Trajik bir trafik kazasıyla dünyadan ayrıldığında henüz otuz iki yaşındaydı. Mücadelesiyle İran toplumuna örnek olmuş, yazdığı şiirle yaşadığı zamanın ötesinde, öncü bir kadın olan Furuğ’un kendi tabiatıyla bütünleşen, sahteliklerden arınmış, devrimci şiirini bugün insani duyarlılıktan ve lirizmden ödün vermeyen bir yaşama uğraşı niteliğiyle okumak mümkün:

tüm güçlerin sonu bağlanmaktır, bağlanmak

güneşin aydınlık özüne

ve dökülmektir ışığın bilincine.”  (Tanıtım yazısı)

Konuk Yazar

Hoşgörü/Erhan İZGİ

       Toplum olarak sabrımız ve hoşgörümüz yok denecek kadar az. Başkalarının en küçük kusurunu gözümüzde büyütüp hemen tepkimizi ortaya koyuyoruz. Ya kendi kusurlarımız! Günlük yaşamın sıkıntıları içinde bir keman teli gibi gerginiz.

      Arabamızla yolculuk yapıyoruz, karşımızdaki küçük bir hata yapıyor. Vay efendim sen misin bunu yapan? Ağza alınmayacak sözler, hakaretler, küfürler… Karşımızdaki özür dileyecek; ama ona bile fırsat vermiyoruz. Biz küçük bir hata yaptığımız zaman aynı davranışlar sergilenince üzülüyor, sert tepkiler gösteriyoruz. Biraz soğukkanlı, anlayışlı, hoşgörülü olabilsek bunların hiçbiri yaşanmayacak.

      Gazetelerde okuyoruz, yol verme yüzünden çıkan tartışma ölümle bitti. Ne acı değil mi? Basit bir olayda bıçaklar çıkıyor, silahlar çekiliyor.

      Bazen herhangi bir konuda konuşur, tartışırken farklı düşünceler yüzünden tahammülsüzlüğümüz ortaya çıkıyor. Sert konuşmalar, küfürler, hakaretler ve sonu kavga… Niçin bu saygısızlık, hoşgörüsüzlük? Niçin birbirimizi anlamak için çaba harcamıyoruz?

      Bankada, postanede, vergi dairesinde para yatırmak için ya da hastanede muayene olmak için sıradasınız; ama bir vatandaş araya giriyor. Belki bir şey soracaktır. Buna fırsat verilmeden hemen müdahale edilir ve bir tartışma ve kavga ortamı yaratılır.        İki arkadaş restoranda yemek yerken bir bakıyorsunuz tartışmaya başlıyorlar, arkasından kavga geliyor. Arkadaş, arkadaşını anlamak için çaba göstermez mi?

      Bakınız Albert J. Robinson ne diyor: ”Hoşgörü, karşımızdakileri bizim istediğimiz gibi değil; kendi istedikleri biçimde mutlu edebilmek büyüklüğüdür.” Toplum olarak bu büyüklüğü ne zaman göstereceğiz? Büyük ozan Yunus Emre : “Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü.” demiyor mu? Başkalarının kusurlarını ne kadar az görürsek başkaları da bizim kusurlarımızı az görür.

   “İyi geçinme iki kişinin kusursuz olmalarıyla değil, karşılıklı birbirlerinin kusurlarını hoş görmekle olur.” Diyen A. Toqueville bu gerçeği dile getirmiyor mu?

      Kusursuz insan arıyoruz; ama kendi kusurlarımızı niçin görmüyoruz? “ Dünyada kusursuz iki insan vardır: Biri ölmüştür, diğeri doğmamıştır .”  (Anonim ) O halde insan olarak daha ne arıyoruz, ne bekliyoruz? Çevremizdeki kişileri hatalarıyla ve kusurlarıyla kabul etmemiz gerekmiyor mu?

      Eğer bunu kabullenemiyorsak Platon’un sözüne kulak vermeliyiz. Devlet adlı yapıtında Platon şunu söylüyor: “Akılca ve ruhça zayıf olanlara tartışmayı yasak ediyorum. Akıl yürütmesini doğru dürüst bilmeyen biriyle gerçeği aramaya çıkmanın bir anlamı alabilir mi? “

Bir Öykü: Rüyalarım Nehri/  Cihangir Nomozov

Hava çok sıcak, ağaçların serinliğinde nehir kıyısına doğru yürüyordum, ritimle akan berrak sulara bakıyordum ve etraftaki “çek, çek , büyük balık, büyük balık” sesler beni daha çok şiddet le çağırıyordu.

Nehrin kıyısında, ağaçların serinliğinde 3-4 kişi nehre olta koyar ve bir grup insan onları seyreder.

Oltayı büyük bir kuvvetle çekti, balıkçı en yüksek sesle bağırdı: “Çekiyor, büyük balık çekiyor.”

Olta balıkçıyı nehre çekiyor, gücünü kaybedince balıkçı yardım istedi.

2 3 kişi oltayı güçlükle çekti. Sonunda oltayı çıkardılar.

Dev gibi yılan…  Herkes yerinde taş gibi dimdik durdu…  

 Benim  etim titredi ve içimde soğuk bir ürperti hissettim.

Ne yapacaklarını bilemeyen adamlar yılanı suya bıraktı.

Ben de nehir kıyısındaki ağaçların gölgesinde yoluma devam ettim.

Hava sıcak, çok yıkanmak  istiyorum.

Ama nehre büyük bir yılan saldılar.

Korktuğum için nehre  düşmekten çekindim.

Sonunda nehre girmeye karar verdim.

Şimdi yıkanmak için daha rahat ve güvenli bir yer düşünürken daha gözlerimi açmadan nehrin suyu kurumuştu.

Her zaman büyük olduğumu, nehirdeki bir balık gibi, korkusuzca ve tehlikesiz yüzdüğümü hayal ettim.

O zamanlar nehirde yılanlar da vardı ama ben hiç görmedim.

Şimdi tüm bilgeliği anladım. Ben aynı değilim… Yılan olursa olsun

Büyük nehirde yılan olmadı doğal olacak.

En korkunç şey, her gece rüyalarımda yıkandığım nehrin yarı kuru olması ve içinden büyük bir yılanın çıkmasıdır.

Düşlerimin ırmağı kurumasın diye kalbimdeki mağfiret ırmağıyla ruhumu ve kalbimi yıkamalıyım.

Cihangir NOMOZOV

NOMOZOV 1997 yılında Özbekistan’ın Namangan bölgesindeki Pop şehrinde doğdu.

Pop Ulaştırma ve İletişim Koleji’nden mezun oldu.

Genç şairlerin geleneksel Zaamin seminerinin katılımcısı.

Arajantin “Juntos por las Letras”

  uluslararası yazarlar çalışma grubunun aktif üyesi ve koordinatörü .

 Uluslararası Dünya Yetenekleri Birliği üyesi, “Abay” Madalyası

 Uluslararası Emir Temur Yardım Vakfı’nın hatıra rozetinin sahibi.

 “İçimdeki İsyanlar” adlı şiir kitabının yazarı.

 Şiirleri ve makaleleri cumhuriyette ve kardeş ülkelerde yayımlandı.

Halen Pop’ta 23 Nolu Okulda Yaratıcı ve Kültürel İşler öğretmeni olarak çalışmaktadır.

 Şiirleri Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Türkiye, Bangladeş, Vietnam,  Cezayir, Nepal,India, Sırbistan ,Makedonya, Çin  ” Atunis Galaxy Poetry”  America ülkeleri

 gazete dergilerinde  ve edebi web sitelerinde  yayımlandı.

Şiirleri uluslararasi “Flaşmab”,

“Müjde” kitaplarinda yer almiştir.

Eylül 2022’de Türk yayınevi “Baygenç”, “Güneş nefesi” adlı bir şiir kitabı yayınladı.

Haftanın Şiiri

Rüzgar Bizi Götürecek/ Füruğ Ferruhzad

Benim küçük gecemde

Rüzgar ağaçların yaprağına son kez süre tanıyor

Benim küçük gecemde viran olmanın korkusu var

Kulak ver

Karanlığın esintisini duyuyor musun?

Ben garipçe şu talihime bakıyorum, ümitsizliğe alıştım

Kulak ver

Karanlığın esintisini duyuyor musun?

Gecede, şu an bir şey geçiyor

Ay kızıl ve karmaşık

Ve her an düşme korkusu yaşanan bu damda

Bulutlar yaslı kalabalıklar gibi

Sanki yağmurun yağacağı anı bekliyor

Bir tek an

Ondan sonra hiç

Bu pencerenin arkasında gece titriyor

Ve yeryüzü

Geri kalıyor dönüşünden

Bu pencerenin arkasında bir bilinmeyen

Beni ve seni bekliyor

Ey baştan ayağa yeşil olan sen

Ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak

Ve dudaklarını, sıcak bir his gibi senden benim aşık

dudaklarımın okşayışlarına teslim et

Rüzgar bizi kendisiyle götürecek

Rüzgar bizi kendisiyle götürecek

Haftanın Sanat Gündemi

Pen Şiir Ödülü Alova’ya

Her yıl 21 Mart Dünya Şiir Günü bağlamında sunulan PEN Şiir Ödülü’nü bu yıl özgün şiiri, çevirmenliği, dilciliği ve editörlüğü ile seçkin bir konumda olan Erdal Alova kazandı. PEN Yazarlar Derneği’nin açıklaması şöyle: “İnsanlığın çok boyutlu macerasını kadim zamanlardan geleceğe kuşatan şiiri için PEN Şiir Ödülü’nü sevgiyle, saygıyla ve şükranla Erdal Alova’ya sunuyoruz.”

Türk edebiyatının çınarı Yaşar Kemal 99 yaşında

Anadolu coğrafyasını tüm gerçekliğiyle işleyen ve eserlerinde aktaran Yaşar Kemal, Türk edebiyatının önde gelen yazarları arasında sayılıyor. Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türk yazar olan Yaşar Kemal, 6

Ekim 1923’te Adana’da doğdu. Usta isim eğer yaşasaydı bugün 99 yaşına basacaktı.

YAŞAR KEMAL HAKKINDA

Gerçek adı Kemal Sadık Gökçeli olan usta yazar, Nigar Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu zorluklar içerisinde geçen Yaşar Kemal, farklı işlerde çalışarak hayatını kazanmaya çalıştı.

Kemal’in Van-Ercişli olan ailesi, 1. Dünya Savaşı yıllarında sırasıyla Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep’e gitti, son olarak da Adana’ya yerleşti.

Bir buçuk yıl süren göç esnasında Yusuf adlı yaralı bir çocuğu yanına alarak evlat edinen Sadık Efendi, henüz 4 yaşındaki Kemal’in gözleri önünde, Yusuf tarafından öldürüldü. Kemal, bu olaydan çok etkilendiğinden 12 yaşına kadar kekeme konuştu.

Yaşar Kemal, küçük yaşta bir kaza sonucu sağ gözünü kaybederken, 8 yaşındayken köye gelen bir tuhafiyecinin köy kadınlarının borcunu yazmasından etkilenip, yazmaya ilgi duydu. Küçük yaşta doğaya, insanlara ve topluma karşı ilgi duyarak eserlerinin temelini oluşturan Yaşar Kemal, ilkokula gitmeden önce “Aşık Kemal” mahlasıyla halk şiirlerine imza attı.

İlkokula 9 yaşında başlayan Kemal, okul arkadaşı Aşık Mecit ile aşıklarla atışacak derecede türküler söyleyip ağıtlar yakarken, annesinin engel olmasından dolayı saz çalmayı tam anlamıyla başaramadı. Kemal, 1938’de mezun oldu.

2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Fransız yazar Annie Ernaux kazandı

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nde düzenlenen basın toplantısında, ödülün, “kişisel hafızanın köklerini, yabancılaşmalarını ve kolektif kısıtlamalarını ortaya çıkarmadaki cesareti ve klinik duyarlılığı için” Fransız yazar Annie Ernaux’e verildiği açıklandı.

Ernaux’un, yazılarında cinsiyet, dil ve sınıf açısından güçlü eşitsizliklerin damgasını vurduğu bir yaşamı tutarlı bir şekilde ve farklı açılardan incelediği, yazarlığa giden yolunun uzun ve zorlu olduğu belirtildi.

Annie Ernaux hakkında

Annie Ernaux 1940’ta doğdu ve ailesinin bir bakkal ve kafeye sahip olduğu Normandiya’daki küçük Yvetot kasabasında büyüdü.

“Yoksul ama hırslı” bir çocukluk geçiren Ernaux, yazılarında, cinsiyet, dil ve sınıf açısından güçlü eşitsizliklerin damgasını vurduğu bir yaşamı tutarlı bir şekilde ve farklı açılardan inceledi.

“Kurgu perdesini yırtma hırsı” Ernaux’u geçmişin metodik bir yeniden inşasına değil, aynı zamanda tamamen dış olayları kaydeden bir günlük formunda “ham” bir nesir yazma girişimine de götürdü.

Yazmanın politik bir eylem olduğunu ve toplumsal eşitsizliğe insanların gözlerini açtığını söyleyen Ernaux, bu amaçla dili, hayal gücünün perdelerini yırtmak için kendi deyimiyle bir “bıçak” olarak kullandı.

Ernaux’a uluslararası bir ün ve bir sürü takipçi ve edebi öğrenci kazandıran en iddialı eseri, Les annees (The Years) oldu. Bu eseri, “ilk kolektif otobiyografi” olarak anıldı.

Yazının özgürleştirici gücüne inanan Annie Ernaux’un çalışmaları, utanç, aşağılanma, kıskançlık veya kim olduğunuzu görememe gibi sınıf deneyiminin ıstırabını açığa vuruyor.

2021’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya’ya bağlı iki adadan oluşan ve özerk yönetilen Zanzibar’da doğan romancı Abdulrazak Gurnah kazanmıştı.

Nobel Edebiyat Ödülü

Nobel Edebiyat Ödülü, 1901-2021 yıllarında 114 kez verildi. Toplam 118 kişiye layık görülen ödüllerden 4’ü, 2’şer yazar arasında paylaştırıldı.

Nobel Edebiyat Ödülü şimdiye kadar 30 kez İngilizce, 15 kez Fransızca, 14 kez Almanca ve 11 kez de İspanyolca yazan yazarlara verildi.

Bu dilleri, 7 ödülle İsveççe, 6’şar ödülle İtalyanca ve Rusça, 5 ödülle Lehçe, 3’er ödülle de Norveççe ve Danca izledi. Yunanca, Japonca ve Çince yazan yazarlar 2’şer kez ödüle layık görüldü.

Arapça, Bengalce, Çekçe, Fince, İbranice, Macarca, İzlandaca, Oksitanca, Portekizce, Sırpça-Hırvatça, Yiddiş ve Türkçe yazan yazarlar da birer kez ödül kazandı.

2006’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Orhan Pamuk, Nobel alan ilk Türk yazar olmuştu.

Nobel Edebiyat Ödülü’nü 2020’de ABD’li şair Louise Glück almıştı.(aa)

Ataol Behramoğlu’nun adı Edirne’de yaşayacak

Edirne Belediyesi, Cumhuriyet Gazetesi yazarı, ünlü şair Ataol Behramoğlu’nun adını “Edirne Köprüsü” şiirini yazarken esinlendiği iki köprü arasındaki caddeye verdi.

Cumhuriyet Gazetesi yazarı, ünlü şair Ataol Behramoğlu’nun adını Edirne’de yaşayacak.

Edirne Belediyesi tarafından 7-16 Ekim tarihlerinde düzenlenecek olan “8. Edirne Kitap Günleri” ne onur konuğu olarak katılacak olan Behramoğlu için 8 Ekim Cumartesi günü saat 12.00’de tören düzenlenecek. Edirne Belediyesi Protokol Evi önünde yapılacak bir törenle Karaağaç’a ulaşım sağlayan iki köprü arasındaki caddeye Ataol Behramoğlu’nun verilecek. Törenin ardından, ünlü şairin “Köprülere Şiirler” isimli kitabındaki “Edirne Köprüsü” isimli şiirinin de yer büstün açılışı gerçekleştirilecek.

Ataol Behramoğlu 2021 yılında ilk baskısı yapılan, “Köprülere Şiirler” isimli şiir kitabında Türkiye’den ve dünyadan 22 taş köprü üzerine şiirler yazmış, 1 Nisan 2018 tarihinde Adana’da kaleme aldığı, “Edirne Köprüsü” isimli şiiri de bu kitabında yer vermişti.

Baran Doğu’yu Yitirdik

Üyemiz, şair Baran Doğu’yu “Aynalara Bakın” adlı kitabının genişletilmiş 4. basımını yayıma hazırladığı süreçte, 30 Ağustos 2022’de yitirdiğimizi öğrenmiş bulunuyoruz.

Baran Doğu, 17 Ağustos  1971’de İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini Edirne Anadolu Lisesinde tamamladı. 1990 yılında İngiltere’de bir yıl dil eğitimi gördü. Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde iki yıl okudu. Şiir, öykü ve yazıları çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı.

Baran Doğu’nun yayımlanmış şiir kitapları şunlardır: Devrim Gecesi Notları (1993), Entelektüel Çağrı (1997), Aynalara Bakın (1999), Doğu Söylencesi (2006), Eski Daktilo (2014), Devrim Gecesi Notları (Toplu Şiirler-1, 2020)…

Şiirlerini ruhsal bir esinlenme yoluyla yazdığını ve insanların inançlarında özgür olduklarını dile getiren Baran Doğu’nun ailesine, tüm dostları ve yazar arkadaşlarına Türkiye Yazarlar Sendikası olarak başsağlığı ve sabır diliyoruz.  (TYS Yönetim Kurulu)

Bir Portre

Füruğ Ferruhzad  (5 Ocak 1935 – 13 Şubat 1967), İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. 20. yüzyılda İran’da yetişmiş en önemli şairlerindendir.

Yaşamı

Babası Albay Muhammed Ferruhzad ve annesi Turan Veziri Tebar’ın yedi çocuğundan üçüncüsüydü. Mahalle mektebinde 9. sınıfa kadar devam ettikten sonra kız sanat okuluna gitti. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrendi. Hicivci şair Füruğ, 16 ya da 17 yaşlarına geldiğinde Perviz Şapur ile evlendi. Eğitimine kocasının yanında Ahvaz’da devam etti. Bir yıl sonra tek çocuğu olan Kāmyār’ı dünyaya getirdi. Evliliğinden iki yıl sonra 1954 yılında Füruğ, eşinden ayrıldı. Mahkeme Kāmyār’ın velayetini babasına verdi.

Füruğ, Tahran’a geri dönüp şiir yazmaya devam etti ve Esir adını verdiği ilk kitabını yayınladı.

1958 yılında İbrahim Gülistan’la tanıştı ve dokuz ayını Avrupa’da geçirdi. Şair bu dönemde yaşamının esin kaynağı olan şiirlerine devam etti ve hızla iki kitap daha çıkardı. Bunlardan ilki Duvar ve diğeri de İsyandır.

İranlı cüzzam hastalarını ve onların sorunları ile ilgili olarak Tebriz’de film yapar. 1962 yılında filmi Kara Ev adını verdiği filmiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır. Film çekimi sırasında cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinir.

1963 yılında Füruğ, Yeniden Doğuş adlı eserini yayınlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi yüksektir. Bu kitabıyla şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açmıştır.

13 Şubat 1967 tarihinde öğleden sonra saat 14.30’da stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpamamak için direksiyonu kıran Füruğ, aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla 32 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Modern İran şiirine önemli katkılar sağlayan şairin ölümünden sonra çalışmaları Soğuk Mevsim adıyla çıkarılan kitapta toplandı. Michael Hillman, Yalnız Kadın adıyla onun hayatını ve şiirlerini 1987 yılında yayınladı. Şairin şiirleri ve yaşamı hakkında daha pek çok makale ve kitap yayınlandı, hayatını konu eden film yapıldı.

Füruğ Ferruhzad şiirlerinde derin bir yalnızlık duygusu dikkat çeker. Bunun yanında, şiirlerinde kadınların sorunlarını ele almakta ve İran toplumunun kadınlara karşı uyguladığı ayrımcılığı eleştirmektedir. Bu fikirleri zaman zaman şiddetli tartışmalara yol açmıştır. İran’da kadınların yaşamlarının daha iyi hak ve koşullara kavuşmasını savunan şair, Şah’ın despotluğuna da karşı çıkmıştır. Şiirleri kimi zaman İran toplumunda erotik bulunmuştur.

İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin 1999 yapımı Rüzgâr Bizi Sürükleyecek filminin adı, şairin bir dizesinden alıntıdır.

Fransız müzik grubu Noir Désir’in Le Vent Nous Portera (Rüzgâr bizi götürecek) , şairin bir şiirinden ilham alınarak yazılmıştır.

Şebnem İşigüzel, Yaralarım Aşktandır tiyatro oyununda yazarın hayatını konu almış ve bu oyunda kendisini Nazan Kesal canlandırmıştır. (Wikipedia)

Ne Okusak?

1.Boş Dolaplar/Annie Ernaux/Can yayınları

2.Bütün Kadınların Kafası Karışıktır/Ece Temelkuran/Everest Yayınları

3.Bir Aşk Masalı/ Ahmet Ümit/YKY

4.Babamın Bağlaması/ Kemal Varol/ Everest Yayınları

5.Hatıraların Masumiyeti/ Orhan Pamuk/ YKY