Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Antakya’da kültür-sanat

Hazırlayan: Mehmet Karasu Antakya

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı
Kanadı Kırık Melekin Kanadına Takılanlar/ Rukiye Türeyen/ Egemen Yayınları
Yürek dağlar engellilerin durumları; hep acınarak bakılır. Bir işe yaramaz sanılır.
Şimdi sizlere kendimden bahsedeceğim. Kararı siz verin, işe yarıyorlar mı yoksa yaramıyorlar mı?
Engelli bir birey öncelikle kendiyle ve bedeniyle barışık olmalı ki; yaşadığı zorluklara göğüs gerebilsin.
Uç aylıkken geçirdiğim menenjit bir diğer adıyla havale nedeniyle beden sağlığından yoksun biriyim. 37 yaşındayım ve kendimi bildim bileli kendi ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum…
İhtiyaçlarımı, kardeşlerim ve annem gideriyor. Babam, akciğer kanseri nedeniyle vefat etti. Annem, 7 yıl önce iki beyin ameliyatı geçirdi. Yine de biz çocukları için, ayakta duruyor.
Hikayeler senaryolar yazıyorum. Bu kitap benim ilk kitabım. Kitabımda dört hikaye, bir oyun, bir skeç, bir senaryo, bir de mektup var. Çoğu zaman kitaptaki kahramanların yerine kendimi koyuyorum. Bilgisayar başında yazdığım karakterlerin bedenlerini kendi bedenim gibi kullanıyor, kendi bedenimde sergileyemediğim özgürlüğü o karakterlerin üzerinde sergiliyorum.

Konuk Yazar
Kadıköy’de ‘Edebiyat Müzesi’ açıldı: Bellek herkese gerek!/Zeynep ORAL
Nerede, ne zaman, kimden okuduğumu anımsamıyorum… Bir yazar, belleğimizi balık ağına benzetiyordu… Denizden karaya çekildiği anda ağın içi doludur, balık doludur. Ama o arada içinden ne sular ve daha neler neler akıp gitmiştir…
Önceki gün, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) Kadıköy Belediyesi işbirliğiyle kurduğu “Edebiyat Arşivi” – “Edebiyat Belgeliği”nin açılışında aklımdan ve yüreğimden yine balıkçı ağları geçip gidiyordu… (Müze adını değil Belgelik adını kullansalar da burası müze niteliğinde.)
Nâzım Hikmet’in el yazısı şiirleri… Ece Ayhan’ın daktilosu… Cemal Süreya’nın el yazısı mektupları ya da kravatları… Asım Bezirci’nin eleştiri taslakları… Enver Gökçe’nin yazı defteri… Melih Cevdet Anday’ın ilk baskı kitapları… Aziz Nesin’in insanı gülümseten biblosu… Bunlar bir çırpıda saydıklarım. Balık ağına takılanlar… Ama her birinin gerisinde akıp giden ve bir daha dönmeyecek olan, ne sular, ne yaşanmış anlar, ne anılar, ne kıvılcımlar var… Ne acılar, ne sevinçler…
Toplumsal gericiliğe direnen Kadıköy
Baştan başlıyorum:
TYS’nin “Edebiyat Arşiv-Müzesi”, Söğütlüçeşme’deki Kadıköy Belediyesi’nin Kemal Tahir Kütüphanesi’nde açıldı…
Şu yukarıdaki bir tümcenin gerisinde ne çok emek, ne çok çaba, uğraş, didinme olduğunu tahmin bile edemezsiniz. [Haber görseli]
Yıllardır yersizlikle, olanaksızlıklarla boğuşan TYS, nicedir birbirinden değerli yazarlarımızın geride bıraktıkları çok özel belgeler için yer bulma çabası içindeydi. Sonunda Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, olaya destek verdi. Açılış töreninde de vurguladığı gibi, belleğin gücüne ve önemine o da inanıyor. TYS’nin bu projesini desteklemeleri ve kütüphanenin içindeki iki odayı “Edebiyat Belgeliğine” ayırmaları bundan…
Kadıköy, farkındaysanız, İstanbul çölünde adeta bir vaha niteliğine büründü: Sanatın, tiyatronun, müziğin, şiirin, hatta opera ve balenin nabzı orada atıyor. Toplumsal ve kültürel gericiliğe en çok Kadıköy direniyor. En az olanaklarla en yaratıcı işler oradan çıkıyor… Öyleyse “Dayan Kadıköy, Diren Kadıköy, Devam Kadıköy” diyorum.
‘Suçumuz: Yazarlık’
İki odaya sığdırılan dikey vitrinler, yatay vitrinler… Her birinin başında saatler geçirmek olasılığı var… Ve bu iki odadakiler sadece aysbergin göze görünen minicik ucu. Nâzım Hikmet’le başlayıp, Mustafa Öneş, Sennur Sezer, Enver Ercan’a uzanan dönemi kapsayan 18 yazarımıza ait belgeler ve nesneler var.
Bir de yurtdışından gelmiş, SusannaTamaro, Doris Lessing, Umberto Eco gibi yazarların, 1999 Marmara depremi sonrasında dayanışma için imzalayıp gönderdikleri kitaplar…
Bir vitrinden ötekine dolaşırken… Birden Asım Bezirci’nin vitrininde bir tabela beni yakalıyor: Yüreğime saplanan bir bıçak. Yazarın kalemlerinin bulunduğu seramik kabın hemen yanı başında.
Tabela şöyle:
“SUÇUMUZ: YAZARLIK
CEZAMIZ: YAKILMAK
İnfaz Tarihi: 2 Temmuz 1993”
Sözün bittiği yer…
Bize müze binası gerek
Demin, gördüklerim için “Aysbergin ucu” dedim. Ya görünmeyenler?
Göze görünmeyenler dev kolilerde, depolarda ve TYS’nin temsilcilik olarak kullandığı Barış Manço Kültür Merkezi’nde bir sürü yere dağılmış durumda.[Haber görseli]
TYS Başkanı Mustafa Köz, daha nice yazarımızın ailelerinin arşivlerini vermek istediklerini anlatıyor. (Şimdilik adlarını vermiyoruz) Tamam bu iki minik oda harika ama şu koca İstanbul’da doğru dürüst bir edebiyat müzesi olamaz mı?! Hani İstanbul’un kent müzesiyle bütünleşecek edebiyat müzesi?
Bize bir edebiyat müzesi binası gerek. Bize belleğin önemini kavratacak bir bilinç, bir irade gerek!
Tek tek yazarlara ayrılmış müzelerimiz var (Tanpınar, Aşiyan, Divan Edebiyatı, Yahya Kemal, Sait Faik… vb.) Ama günümüz yazarları sonsuzluğa göçtüğünde?
Beyler ayıptır! Biz bu kente dev bir edebiyat müzesi binası istiyoruz! Yaşayan bir müze! Belleğimizi korumak, savunmak, yeni kuşaklara iletmek istiyoruz!
Belleksiz toplumların geleceği olmaz! Bütün sular akıp gitmeden, bize bir edebiyat müzesi binası gerek!

Haftanın Şiiri
Akdeniz’e Doğru / (Ömer Bedrettin Uşaklı)
Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti…

Sakarya’dan su içtik o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış bir avuç yılmaz erle.

“Hedef Akdeniz, asker!” diyen parmağa koştuk…
Zafer bahçelerinden gül koparmağa koştuk…

Yol gösterdi göklerden bize binlerce yıldız,
Kıpkızıl ufuklardan taştı al bayrağımız.

Koştuk aslanlar gibi kükreyip dağdan dağa
Canavarlar dişinden vatanı kurtarmağa.

Sakarya’dan su içtik o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış bir avuç yılmaz erle.

Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti.

Haftanın Sanat Gündemi
Türkiye’nin ‘yazı arşivi’ Kadıköylüler ile buluşuyor
Nâzım Hikmet’in el yazısı şiirlerini, Ece Ayhan’ın daktilosunu, Cemal Süreya’nın mektuplarını, Asım Bezirci’nin taslaklarını, Enver Gökçe’nin yazı defterini, Melih Cevdet Anday’ın ilk baskı kitaplarını görmek istemez misiniz?
Türkiye’nin ‘yazı arşivi’ Kadıköylüler ile buluşuyor
Nâzım Hikmet’in el yazısı şiirlerini, Ece Ayhan’ın daktilosunu, Cemal Süreya’nın mektuplarını, Asım Bezirci’nin taslaklarını, Enver Gökçe’nin yazı defterini, Melih Cevdet Anday’ın ilk baskı kitaplarını görmek istemez misiniz?
Türkiye’nin ‘yazı arşivi’ Kadıköylüler ile buluşuyor. Türkiye Yazarlar Sendikası Edebiyat Belgeliği, Rasimpaşa’da bulunan Kemal Tahir Halk Kütüphanesi’nde sergilenecek. 14 Aralık saat 12:00’de açılışı yapılacak belgelikte, yazarların yazı gereçlerinin yanı sıra, yaşamlarına tanıklık eden kişisel nesneler de ziyarete açılacak. Türk edebiyatına ilişkin bellek oluşturmak amacı taşıyan Kadıköy Belediyesi, edebiyat tarihinin izlerini sürmek isteyenlere ışık tutacak.
Belgelik açılışın yapılacağı 14 Aralık’tan itibaren Kadıköy Belediyesi Kemal Tahir Halk Kütüphanesi’nde görülebilir.

Mersin Kenti Edebiyat Ödülü İpek Ongun’a verildi
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın (MTSO) 12 yıldır sürdürdüğü ‘Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’ne layık görülen edebiyatçı İpek Ongun’a ödülü düzenlenen törenle takdim edildi.
Türkiye ve Mersin’de edebiyat ilgisini geliştirmek ve ulusal ölçekte bir verime dönüştürmek, edebiyat okurlarının dikkatini nitelikli örneklere çekmek üzere MTSO girişimiyle 2007 yılında başlayan Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nün 12’ncisi MTSO konferans salonunda düzenlenen törenle edebiyatçı İpek Ongun verildi.
‘GENÇLERİ ÇOK ÖNEMSİYORUM’
Ödül töreninde “12 yıl boyunca o kadar değerli yazarlara ve şairlere verildi ki bu ödül, benim ismimin de onların arasında anılması ayrı bir gurur” diyen Ongun, “Beni pek çok etkileyen ikinci bir konu ise bu ödülün bana verilmesiyle, özellikle de gençlik yazımla verilmesiyle edebiyat dünyasının gençlik yazınını nihayet kabul ettiğini görebiliyorum. Uzun yıllardır bunun mücadelesini veriyordum ve bunu görebilmiş olmak da beni ayrıca çok mutlu ediyor. Ben gençleri çok önemsiyorum ve her yönden, her açıdan beslenmeleri, desteklenmeleri gerektiğine inanıyorum. O bakımdan gençlik yazınını çok önemsiyorum ve bu ödülü bana verenlere tekrar teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
‘BU ÖDÜLE SAHİP ÇIKACAĞIZ’
Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nün Mersin’e mal olmuş bir ödül olduğuna dikkat çeken MTSO Başkanı Ayhan Kızıltan ise “Bizler bu ödüle sahip çıkacağız. Bu ödül Türkiye ve dünya çapında bir ödül haline gelecektir” ifadelerini kullandı.

Oğuz Atay ölüm yıldönümünde anılıyor
13 Aralık 1977’de aramızdan ayrılan usta yazar Oğuz Atay 41’inci ölüm yıldönümünde anılıyor.
13 Aralık 1977’de aramızdan ayrılan usta yazar Oğuz Atay 41’inci ölüm yıldönümünde anılıyor.
12 Ekim 1934 yılında Kastamonu’da doğan Atay, ilk ve ortaokulu Ankara’da okuyan Atay, 1951’de bugünkü adı Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji’ni, 1957’de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu.
Askerliğini 1957-59 yılları arasında yaptıktan sonra tamir ve kontrol elemanı olarak Kadıköy vapur iskelesinin yapımında çalıştı. Görevinden istifa ettikten sonra İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi oldu.
Atay’ın büyük etki yaratan eseri ‘Tutunamayanlar’ı 1973’te yayınladığı ‘Tehlikeli Oyunlar’ adlı ikinci romanı izlemiştir.
Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan’ın hayatı konu eden Bir Bilim Adamının Romanı’nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir.
Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi “Türkiye’nin Ruhu”nu yazamadan İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’na defnedildi.

Bozkurt Güvenç yaşamını yitirdi
Akademisyen, yazar Prof. Dr. Bozkurt Güvenç 92 yaşında hayatını kaybetti. Güvenç, Türkiye’nin kültür hayatına çok sayıda kitapla katkıda bulunmuştu.
DUVAR – Akademisyen, yazar ve eleştirmen Prof. Dr. Bozkurt Güvenç 92 yaşında hayatını kaybetti. Güvenç, çok sayıda kitaba ve araştırmaya imza atmıştı.
Üniversite eğitimine İstanbul Teknik Üniversitesi’nde başlayan Prof. Dr. Bozkurt Güvenç, üniversiteye bir yıl devam ettikten sonra devlet bursuyla Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti ve mimarlık öğrenimini ABD’de tamamladı. Çok partili sisteme geçişi izleyen Demokrat Parti döneminde eğitim, felsefe ve yabancılaşma sorunlarıyla ilgilendi. Hacettepe Üniversitesi’nde insanbilim bölümünü kurdu. 1969’da doçent, 1977’de profesör unvanlarını aldıktan sonra 1993’te emekli oldu.
Bozkurt Güvenç, araştırmalarında insan, kültür, eğitim ve değişim sorunlarına odaklandı. Ayrıca 1974’te Bülent Ecevit tarafından Başbakanlık Kültür Müsteşarı olarak atandı.

Mevlana’nın ‘Mesnevi’si 26 dilde hoşgörüye çağırıyor
Büyük Türk-İslam düşünürü ve mutasavvıf Hazreti Mevlana’nın ünlü eseri Mesnevi, Farsça orijinalinin yanında başta Türkçe, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Arapça olmak üzere 26 dilde yayımlandı.
Hayatını ilahi aşka ve insanlığa doğru yolu göstermeye adayan, Batı dünyasının Rumi’si, tasavvufta Mevlevi yolunun öncüsü Mevlana Celalleddin-i Rumi’nin ünü dünyaya yayılan eseri Mesnevi, bugüne kadar Farsça orijinalinin yanı sıra başta Türkçe, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Arapça olmak üzere 26 dilde yayımlandı.
Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından sürdürülen tercüme çalışmaları kapsamında, en son Kırgızca çevirisi yapılan Mesnevi’nin toplam 50 dile çevrilerek, Mevlana’nın öğretilerinin dünyada daha fazla insana ulaşması hedefleniyor.
Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, orijinali Farsça yazılmış eserin öncelikle günümüz Türkçesine çevrilmesini sağladıklarını, ortaya çıkan Türkçe eserin ilgi ve beğeniyle karşılandığını söyledi.
“MESNEVİ’Yİ ANLAMALARI İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT OLUYOR”
Hazırladıkları 6 ciltlik Türkçe Mesnevi’nin ardından eserin tüm insanlığa ulaşmasını istediklerini belirten Altay, şöyle devam etti: “Şu ana kadar 26 dilde baskısı yapıldı. Çokça kullanılan İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolca gibi dillere çevirisi tamamlandı. En son Kırgızcaya çevrildi. Şu an itibarıyla Uygurca, Portekizce gibi dillere çevrilmesi için çalışmalar sürüyor. İnşallah hedefimiz Mesnevi’yi 50 dile çevirmek. Hem Konya’ya gelenler ilgi gösteriyor hem de yurt dışı ziyaretlerinde devlet büyüklerimiz Mesnevi’nin o ülke dilinde çevirisini muhataplarına hediye ediyor. Biz de en son İspanya Büyükelçisi’ne Mesnevi’nin İspanyolca çevirisini takdim ettik. İnsanlar bundan etkileniyorlar. Kendi dillerinde okumaları, Mesnevi’yi anlamaları için önemli bir fırsat oluyor.”

Bir Portre
Āba Müslim Çelik
1952 Erzincan Ergan(Oğulcuk) Köyü İlkokulunu bitirdi. On üç kardeş ve on beş nüfuslu dar gelirli bir ailenin sekizincisidir. Çalışmak ve okumak için yurdun değişik yerlerinde bulundu. Ortaokulu Hatay Samandağ, Liseyi İzmit ve Erzincan’da tamamladı. Ankara’da haritacılık okudu, Bingöl ilinde harita teknik memuruyken yer sarsıntısı oldu. Çok sevdiği, Azeri bir anne ve Zaza bir babadan doğma ela gözlü Keje’sini yitirdi. Bursa Eğitim Enstitüsünün Türkçe bölümünü bitirdikten yıllar sonra Anadolu Üniversitesinde Türk Dili Edebiyatı bölümünde lisans tamamladı. Askerliğini yedek subay öğrenci ve asteğmen olarak Tuzla ve Çorlu’da yaptı
Muş, İstanbul, Yalova’da liselerde (bir iki dönem ortaokullarda)edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. İkincil olarak Türkücülük, yumruk oyunculuğu(boks) tiyatro gibi (Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosunda) uğraşılarını, şiirinin önüne geçerler korkusuyla sürdürmek istemedi. Çünkü Şiir kuma kabul etmezdi! Bu çalışmaları içini besledi, geliştirdi. Bir maçta üstün dövüşüyordu rakibine acıyıp da dayak yeyince, insanların ancak şiirle sevilip şiirle dövülebileceğini anlayıp, bu sporu bıraktı.
İlk şiiri 960’lı yıllarda bir duvar gazetesinde, basılı ilk şiiri Anadolu’daki yerel bir yayın organında çıkınca o gece uyuyamadı(1971).
Dokuz yıl sonrasında 1981 Mayısından itibaren Yazko Edebiyat, Varlık, Türk Dili (TDK),Gösteri, Milliyet Sanat, Yaşam İçin Şiir, Adam Sanat, Üç Nokta, Evrensel Kültür, Yasakmeyve, Sözcükler, Kitap-lık, Akköy, Hâr, Sincan İstasyonu, Şiiri Özlüyorum, Düşlem, Akatalpa, Eliz Edebiyat, Kurşun Kalem v.b. dergilerde yayımlandı Cumhuriyet, Birgün, Ve Evrensel Gazetelerinde ara sıra yazıyor. Şiirleri İngilizce, Fransızca, Almanca, Bulgarca, Çince, Arapça, Kürtçeye çevrildi. İkisi kendi tarafından olmak üzere, dört şiiri bestelendi. Cem Yayınevinde 1988-2004 yılları arasında yedi şiir betiği on altı kez, ilk sekiz betiği değişik yayınevlerinde, yirmi dört farklı baskıyla, bütünü ise otuz yedi kez basıldı. Ülkesinin birçok yerinde Konferans, dinleti ve tek kişilik özel sunumlar gerçekleştirdi. Antoloji, seçki, yıllık ve yazar-şair sözlüklerinde yer aldı. Şenlik ve festivallere çağrıldı.
Türkiye Yazarlar Sendikasında iki dönem Genel sekreterlik olmak üzere, şimdi de Genel Başkan Yardımcılığını sürdürüyor.
Uluslararası Pen Yazarlar Derneği ve Besam üyesidir. Hiç evlenmedi. Özgür Üniversitesi tarafından seminerlere anlatıcı olarak çağrılmaktadır… Son yıllarda Āba ön adını annesinin bir vasiyeti olduğu için kullanmaktadır.

Ne Okusak
1.Anılarım/Mahmut Saral/ Karahan Kitabevi
2.Benim Meskenim Dağlardır/Ali İhsan/ Karahan Kitabevi
3.Türkiyenin doğusunda Araplar/ İnan Keser/ Karahan Kitabevi