ASIRIN VURGUNCULUĞU

    Dünyanın ve Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal fon dolandırıcılığı yaşandı ülkemizde. Kahramanı, başı türbanlı, namazında orucunda Fatma Betül Sayan Kayan, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı… AKP’nin Genel Başkan yardımcısı… Tanıdık, bildik, sizin oğlan, sizin kız, sizin tarikat, sizin hoca efendi fon kurdular ve fonların içine kendi çerçöp şiketlerinin hisse senetlerini koydular. Özata […]

 

 

Dünyanın ve Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal fon dolandırıcılığı yaşandı ülkemizde. Kahramanı, başı türbanlı, namazında orucunda Fatma Betül Sayan Kayan, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı… AKP’nin Genel Başkan yardımcısı… Tanıdık, bildik, sizin oğlan, sizin kız, sizin tarikat, sizin hoca efendi fon kurdular ve fonların içine kendi çerçöp şiketlerinin hisse senetlerini koydular. Özata Denizcilik Sanayi Şirketi’nin orucunda namazında sahibi ile Pusula Portföy’ün namazında niyazında yöneticleriyle bir olup Borsa İstanbul’da kapalı fon sistemini kullanıp, şirket hisseleriyle sürekli “al-al-yaparak”, hacı sakallı eşiyle birlikte yaklaşık 2 milyar 200 milyon lira, yani 40 milyon Euro net kazanç sağladığı ortaya çıktı.

 

Sayan Kaya’nın Denizcilik’ten 63 milyon TL’lik hisse aldığı, fon skandalı patlak vermeden kisa süre 1,3 milyar TL’ye sattığını öne sürdü. Sayan Kaya’nın eşinin ise, 2026 yılı başlarında 55 liradan 150 bin adet hisse aldığı ve 4 bin 482 liradan sattığı, 99 milyon 687 bin lira yatığı Özata Denizcilik fonundan 826 milyar lira çektiği iddia edildi. Bu çarkın altında ezilen 455 bine aşkın yatırımcı, aileleriyle birlikte 2 milyondan fazla  mağdur oldu, paraları uçtu. Üç bucuk yıl öce 11 ilmimizde deprem yaşadık. Asırın Felaketinin mamiyeti 100 milyar dolarken; Asırın Vurgunun ekonomiye maliyeti 90 milyar dollar.

 

Bu dudak uçuklatan birkaç aylık kazancın ancak manipülasyonla elde edilebileceği konusunda AKP’liler dâhil herkes hemfikir. Dünyanın hiçbir yerinde, iktidar olanaklarını kullanabilen bir siyasinin %1230 kâr elde ettiği yatırım macerası meşru ve ahlaki görünemez. Fon skandalı sonrası AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram açıklamalarında : “Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi ? Bir de sosyal politikalara bakıyor. Kimse kusura bakmasın. Herkes bedelini ödesin.”(…) “Partide bir sürü kişinin ismi geçiyor, top çevirmeye gerek yok. Millet aç, millet intihar ediyor” uyarısını yapan Bayram, “Toplum inanılmaz rahatsız. Bu ülkenin evladıyım, bu milletin ne dediğini, ne hissettiğini görüyorum. İçim yanıyor. Adalet böyle giderse ; Türkiye gider” diye konuştu. (Konuşma AKP’ye fazla gelmiş olacak ki eleştirileri yöneten Bayram, sonunda özür diledi. Ancak Serkan Bayram özür mesajı paylaşınca, geri adım atınca sözlerinden de geri adım atmış olmadı. Zaten sözlerinden pişmallığını dile getirmiyor.)

 

***

 

Evet, Asrın vurgunu’nu/en büyük dolandırıcığı’nı bu iktidar yaratacaktı; bu bir kaderdi, yaşanacaktı! 17-25 Aralığı yaşadık mesela biz bu ülkede. Zafer Çağlıyanların, Muammer Gülerlerin, Egemen Bağışların çantalarla, ayakabı kutularıyla, para sayma makineleriyle basıldğı; malum bir baba oğlun arasında ‘sıfırlayamadım babacığım’ konuşmalarını kendi kulaklarımızla dinlediğimiz günleri yaşadık biz bu ülkede. Biz bu ülkede Başkent Kız’ın Kızılay Derneği aracılğıyla Ensar Vakfına şartlı olarak 8 milyon dolar yatırdığını; ondan sonra vergi kaçırmanın başka, vergiden kaçınmanın başka olduğunu Kızıay Genel Başkanı Kerem Kınık’ın kendisinden öğrendik; yurttaşlar kar altında, yağmur altında inlerken çadırların nasıl olup da başka bir STK’ya satılabildığını da biz yine bu iktidar zamanında öğrendik. Demirören grubunun Doğan Medya’yı satın almak için Ziraat Bankası’ndan 675 milyon dolar krediyi alıp nasıl geri ödemediğini kendi kurumlarızdan öğrendik. Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın kendi bakanlığıyla, eşiyle birlikte 9 milyon TL dezenfektan sattığını, sonra da görevinden affını rica etmek dışında en küçük bir yaptırıma uğramadan, kendi konforlu hayatında elini kolunu sallayarak nasıl güzel gezdiğini kendi gözlerimizle gördük…

 

Sizde hatırlarsız özellikle Anadolu’nun muhafazakar şehirlerinde kurulup, ülkeye yayılan İslami Holdingler başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin birikimlerini hedef almışlardı. Bu şirketler için arabuluculuk görevi üstlenenler, ki bunların büyük kısmı imamlardı, özellikle Milli Görüş’ün camilerinde reklam yaparak göçmenlerin yastık altındaki paralarını, ziynet eşyalarını, aslında dişinden tırnağından arttırdıkları birikimlerini yatırmasını hem de komisyon karşılığında sağladılar. Aracıların anlattıkları hikaye hep aynıydı; islama göre faiz yasaktı, o halde para yatıranlar kardan pay alacak, alırken de günaha girmeyecekti. Alacakları yüzde 25 hatta yüzde 30’lara çıkan kar payı da oldukça cazipti. Paralar ve altınlar küçük bir makbuz karşılığında aracıların eline saydırıldı. Valizlere doldurulan paralar İstanbul!a taşındı. Miktar o kadar çoktu ki firmalardan biri, Kombassab paraları daha rahat taşımak için Alfa Air adlı bir uçak şirketini dahi satın aldı. Sonra, ne olduysa oldu bu holdingler ya ortadan kayboldular ya da iflas ettiler. Dolayısı ile yatırım yapanlar, bırakın kar payını, verdikleri paraları bile alamadılar.

 

Türkiye’de kurulan meclis araştırma komisyonunun verdiği bilgiye göre, ortadan kaybolan para miktarı 5 Milyar Doları geçiyordu. Madur olan toplam göçmen sayısının 1 Milyonu bulduğu sanılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (o zaman başbakandı) Berlin ziyareti sırasında Adlon Otelin’deki basın toplantısında bir Holdingzede’nin şikayetlerine verdiği yanıtı çok iyi anımsıyorum. “Para verirken açtın bana mı sordun?” diyen Erdoğan, şöyle devam etti: “Benim adımla para toplayan, her ‘arkadaşıyım’ diyene evraksız para veriyorsanız bana ne! Hukuki geçerliliği olmayan kağıtlarla iş yapıp burada duygu sömürüsü yapmayın. Yüzde 30-35 nema alırken hoşunuza gidiyordu.”

 

Bir de bu haberleri izlerken çok sık duyduğum o cümleyi de hiç unutmadım: “Müslüman Müslüman’a bunu yapar mı?”

 

Fransız romancı, şair ve oyun yazarı Julies Verne bir zamanlar şöyle demişti : “Hırsızlar daima namuslu insanlara benzerler. Ve belki de insanlık en büyük hatasını tam burada yaptı. Çünkü biz kötülüğü hep yanlış yerde aradık. Karanlık sokaklarda, kirli yüzlerde, bağıran insanlarda. Oysa gerçek kötüler çoğu zaman sakin konuşyordu. Temiz giyiniyor, saygın görüyor, insanların gözlerinin içine bakarak güven veriyorlardı. Bir ülkenin geleceğini çalıyor, ama ekranlarda gülümsüyorlardı. Bir çocuğun hayatını karartıyor, ama alkış alıyorlardı. Çünkü bu dünyada bazı insanlar cebini çalmaz, umutlarınızı çalar. Ve en korkutucu olan şudur. Gerçek kötülük kendini iyilik gibi göstermeyi öğrendiğinde başlar. Bu yüzden artık insanların ne söylediği değil, ne sakladığna bak. Çünkü bazı yüzler aynaya temiz görünür, ama arkalarında koskoca bir karanlık taşırlar.”

***

 

Erdoğan ‘bu krizden güçlenerek çıkacağız’ dedi. Nasıl ve ne şekilde güçleneceğimizi söylemedi. Daha önce de defalarca yazmıştım; bana göre sorunun kaynağı mevcut rejimin, tek adama tek yetkiliye yönelik örgütlenme şeklinin, 2017 referandumundan sonra oluşturulan, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi denilen dünyada eşi benzeri olmayan siyasal yapıdır.

 

Her şeye merkezin karar vermesi, merkezinde tek kişiden oluşması iki sonuç doğurdu… Birincisi; inisiyatif kullanamayan kurumlar işlevini yitirdi. Herkes yukardan emir gelmedikçe harekete geçmemeye başladı. Kurumlararası iletişim ve etkileşim azaldı, açıkçası bağar koptu. İkincisi; bu durumdan yaralanan fırsaçılar, vurguncular çıkar ortaklıkları oluşturdular… Bu ortaklıklara hısım akraba, eş dost ilişkileri de girince özerk yapılar oluştu…

 

Fon soygununa bu gözle bakalım… Vatandaşı soymak için şeytanın aklına gelmeyen tezgahlar kuranlar aynı fabrikanın aynı anlayşın ürünü… Sırtımız sağlam bize bir şey olmaz, yan bakan çıkmaz diye herkesin gözü önünde büyük soygunu planlamışlar, harfiyle uygulamışlar…

 

Oysa ki, Anadolu Ajansı günlerce haber yapmıştı.  Maliye Bakanı ile Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı 4 Kasım 2025’te fonlarda manipülasyon yapıldığını bildiği halde sesiz kaldı. Kolombiya’lı usta yazar Gabriel Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’ romanında olduğu gibi Erdoğan tarafından atanan başta Borsa İstanbul ve BDDK yöneteneri olmak üzere herkes olacağı biliyormuş ama balon patlamasından önce kılını kıpırdatmamış… Çünkü kimse yerini, koltuğunu riske atmak istemiyor…. Çünkü kimse en tepedeki yöneticinin nasıl tepki vereceğini kestiremiyor… Çünkü kimse meselenin tek adama nasıl aktaracağı kestiremiyor. Gerçekleri mi söyleyecek, kısıtlı bilgi mi verecek tahmin edilemiyor….

 

Dıolayısı ile yaşananlar arızi ve tekil olay olarak değendirelemez. Bir yandan sistemin ortasında doğup büyümüş, arsızlıkları, ihtirası, mühterisleri azdıran bir düzen, düzenbezlik… Bir yandan da yüzbinlerce hanenin, ailenin hayallerini kurutan; bunları oy, beledediye gaspıyla ve istikrarı servet aktarmayla yürüten; iktidar içindeki veya ona yanaşmaya çalışanlara da ilham vere vere “Yapabiliriz, bize bir şey olmaz, arkamızda siyasal güç var” tarzlı bir özgüven  patolojisinin ürettiği tam yozlazmış bir düzen.

 

Şamil Tayyar’ın “yozlaşa yozlaşa, göz göre göre” demesi de gösteriyor ki, yozlaşma bir anda olmuş değil. “Denetim ve denge” olmaynca, adeta tabiat kanunu gibi; ünlü İngiliz intelektüllerinden biri olarak kabul edilen Lord Acton’un 1887’de yazdığı “güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar” kuralı ülkemizde hükmünü icra ediyor, ne yazık ki…

 

Çok acılar yaşadık, çok kandırıldık, çok dolandırıldık, çok ezildik. Bu halk, artık insanca yaşamak istiyor. İtilip kakılmadan, horlanmadan, soyulmadan, dolandırılmadan yaşamak istiyor. Bu kurumsal çürümüş düzene/düzenbezliğe bu kez büyük bir ihtimalle aldırmayacağız; düşmanın kalemizin önüne koyduğu o tahta atı içeri almayacağız.  O tahta atı hayatımızın kapısına bırakanlara, kaos yaratmak istiyenlere dikkatle bakın, onların kimlerle ittifak kurduğunu bir inceleyin; milletin değil kendi parasını çoğatmak için rüşveti, yolsuzluğu, fonculuğu, vurgunculuğu, soygunculuğu, dolandırıcığı, hırsızlığı, uyuşturucu kaçakçılığını bu ülke için tehlikeli görmeyenler bunlar. Onlar için tek tehlike haksız iktidarlarını kaybetmek. Ve, kaybedecekler. Tahta atlarıyla birlikte hayatımızdan çıkacaklar yakında.

 

 

 

Prof. Dr. Garip Turunç – Bordeaux (Fransa) Üniversitesi ve İstanbul Galatasaray Üniversitesi Em. Öğ. Üy.

 

Bordeaux, Cuma 9 Ekim 2026

Exit mobile version